BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Nİ’MEL CEYŞ!..

 
 
Sabah-akşam koronavirüs konuşulmakta. TV ve gazetelerde mevzu hep aynı. Bu, mecburen böyle ama diğer taraftan ihmali mümkün olmayan bir gerçek de vatandaşların ruh hâllerdir. Bir kısmı evden çıkamıyor, bazıları panik hâlinde. Bu sebeple teskin edici yazı ve sohbetler şart olsa gerek…
Aşağıdaki yazı, gündemden bunalmışlara ilaç gibi gelecektir diye düşünüyoruz. Bu iktibas, Münevver Ayaşlı Hanımefendi’nin 1973-74’lerde yazdığı “Dersaadet” adındaki kitabından bir parçadır:
“Türkler, sahâbe değillerdi, ammâ Peygamber Efendimizin -aleyhisselam- ‘ne mutlu asker’ ‘Ni’mel ceyş buyurdukaları mübarek kişilerdi…
Osmanlılardan evvel Türkler, Malazgirt Zaferi’nden 2 sene sonra 1073’te İstanbul’a gelmişler ve Üsküdar’ı üssü-l hareke ittihâz etmişlerdir. Hatta Selçuklular, Bizans’a yakın olmak için Konya’dan evvel İznik’i başşehir ittihaz etmişlerdir. Öyle anlaşılıyor ki bu kudsî gayeye doğru koşmayı ve İslâm’ın bayraktarlığı nöbetini Arablardan Türkler almışlardır artık.
Selçukîlerden sonra muhteşem Osmanlı devri başlıyor.
Osmanlı Devleti, ahlâk, nizâm ve ihlâs üzerine kurulmuş bir devlettir. Biz, ahlâk üzerinde çok duracağız. Zira Osmanlılar kadar dindar ve İslâm ahlâkıyla ahlâklanmış olan ne başka bir millet, ne de başında bulunan Sultanlar gibi başka sultanlar gösterilebilir. Osmanlı Padişahları, yalnız ve yalnız Allah rızası ve İlâ-yı Kelimetullah için harp etmişlerdir. Kendi saltanat ve şan ü şerefleri için Müslüman kırdırmamışlardır.
‘Ebed Müddet’ bir devlet olmak için de işin başka çaresi yoktu. Mutlaka bir devletin temelleri, ahlâk ve hakkâniyet üzerine kurulmuş olmalı ki düşmanlarla çepeçevre çevrili olmasına rağmen bu kadar kısa zamanda bu kadar muazzam fütuhat yapabilmiş iç ve dış düşmanlara rağmen asırlar boyu dayanabilmiş olsun…”
Atalarımız da salgın hastalıklar, günlerce süren yangınlar, taş taş üstünde bırakmayan zelzeleler yaşamışlardı. Ancak onlar amentünün şartlarından biri olan “hayrın ve şerrin Allahtan geldiğine” kelimenin tam mânâsıyla imân ediyor ve “kahrın da hoş, lütfun da hoş” diyorlardı. İnsanın ve insanlar topluluğu milletlerin başına kara günler de gelebilir. Atalarımız, sebebe tevessülde boşluk bırakmamış fakat tevekkülde de sağlam durmuşlardır. İnsanın vâdesi yetmemişse yetmiş bin Covid-19 bir şey yapamaz. Öyle bir ecdadın torunları olarak her sahada ve her zaman onlara benzemeliyiz. Vâde yetmişse çaresiz hastalıktan şehid olma müjdesi, tutulacak daldır. Yunus Emre ne diyor? “Ölen hayvandır, insanlar ölmez/Ölür ise ten ölür canlar ölesi değil.” “Ruh ölmez, ölen bedendir.” Hazreti Mevlâna, ölüme “dostun dosta kavuşması” diyor. Hani yüzümüz ölümsüzlüğe dönüktü. Erdem Bayazıt, Sebeb Ey’de ne de güzel söylemiş. “Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm/Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm?”
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612874 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/612874.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT