BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

YUNANİSTAN, NASIL PAYLAŞILACAK?

Yazımızın başlığının şaşırtıcı olduğunun farkındayız. Hadiselerin peşinden sürüklenmek yerine dünden yarına tahlillerle cesur ve farklı okumalar yapılabilirse bu başlığın isabeti görülebilir.
Gerçek şudur; dünyada bir devletler var. Bir de kapısına "devlet" tabelası asılmış olan topluluklar. Aslında yerkürenin tabiî yapısı da böyledir. Devletler ile devletimsi olanlar yapılanmaları Fransız İhtilalinden sonra millî devletlerin ortaya çıkmasıyla doğdu. Bazı milletler, büyük nüfus, büyük toprak, büyük maliye, büyük ordu gibi farklarıyla imparatorluklar devrinde bihakkın devlet oldukları gibi millî devlet döneminde de o vasıflarını devam ettirdiler. 19. Asrın ortalarına kadar devletlerin sayısı mahduttur. Hatta I. Cihan Harbi ile II. Cihan Harbi arasının BM’si Cemiyet-i Akvâm’a âzâ devlet sayısı, 50’yi bulmuyordu. Bugün BM üye sayısı 193’tür. Bir başka söyleyişle CA’nın 1946’da dağılmasından sonra yarım yüzyıl içinde devlet sayısı 4 kat artmıştır.
Şüphesiz ki tanınmak yani Birleşmiş Milletler Teşkilatına üye olmak tek başına devlet olmaya yetmiyor. Güya devlet olunuyor. Sözde devlet olunuyor. Zaten BM’nin patron, sahip devletleri malumdur ki 5’ten ibarettir. 19 ve 20. Asır ve öncesinde imparatorluk olan milletler, bugün de yeryüzünde söz sahibi olan esas devletlerdir. İlk ağızda Japonya, Çin, Rusya, İran, Türkiye, İtalya, Fransa, İngiltere sayılabilir. ABD yenidir. Almanya da belki yeni sayılabilir. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun yeri doldurulamamıştır. Resmettiğimiz haritada Orta Doğu, Afrika, güney Avrupa yahut Balkanlarda Türkiye’den başka devlet yoktu. Bir anlamda bugün de yok. Sanırız cennetmekân Yavuz Sultan Selim Hân hatırlanmıştır. Bir gün haritaya bakarken söylediği "Dünya, iki sultan için küçükmüş" sözü, kayıtlarda mevcuttur. Bu bakışın verdiği azimle bugün "Orta Doğu" denen şark dünyasıyla Kuzey Afrika’yı 10 yıldan kısa bir zamanda fethetmişti.
Şu dediklerimizi, bir başka tarifle "A sınıfı devletler", "B Sınıfı devletler" diye de ifade etmek mümkündür. Hatta "C sınıfı devletler" olarak bir üçüncü unsuru saymak da mümkündür. Nitekim "G-20’ler", "Süper güçler", "Kalkınmakta olan devletler", "üçüncü dünya devletleri" gibi tarifler dediğimizin farklı ifade biçimleridir. "Zavallı devletler" denmiyor da "üçüncü dünya devletleri’ deniyor. Kimse de pekâlâ öyle ise "İkinci dünya devletleri hangisi?" diye sormuyor. Zahir onlar da "Kalkınmakta olan devletler" yahut "Gelişmekte olan devletler"dir.
İki asır evvel İngiltere, Rusya ve Fransa’nın teşvik ve himâyesiyle Osmanlı Devleti’ne rağmen ve korkunç zorlamalarla, II. Mahmud Hân’a âdeta kan kusturarak Mora yarımadasında kurdurulan Yunanistan, olsa olsa “İkinci dünya devletleri” sınıfına girer. Küçük bir yarımadada kurulmuş fakat 125 sene boyunca sürekli olarak Osmanlı Devleti’yle devamı Türkiye Cumhuriyeti aleyhine genişlemiştir. Bazı küçük devletler, büyük devletler tarafından tıpkı terör örgütleri gibi tetikçi olarak kullanılırlar. Türkiye’nin çeyrek aydınları kabul etse de etmese de Avrupa ve bütünüyle Batı’nın, Türkiye’ye yönelik hastalıklı bir haçlı yani ehli salip bakışı vardır. Onmamız istenmiyor. AB’ye alınmama sebebi bundandır. Türkler, Müslüman kaldıkça da bu bakış asla ve kat’a değişmeyecektir. Batı, onmayalım, doğrulmayalım diye Türkiye’yi Anadolu’yla Paşaeli’ne; yeni adıyla Trakya’ya hapsetmiş ve jandarma olarak da Yunanistan’ı kapımıza dikmiştir. Devlet adamlarımızın "Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok!" sözünü şu zaviyeden değerlendirince biz onu şöyle tâbir ve tefsir etmekteyiz: Bizim, kimsenin toprağında gözümüz yok! Lâkin ilk ve ikinci dünya harpleri sonrasında gayrı adil bir şekilde vicdansızca ve insafsızca canımızdan koparılarak C veya B sınıfı devlet yapılan veya bunlara bağışlanan yüz binlerce şehid ve gazi ile 5-6 asrın mirası mübarek vatan, "kimsenin" değil kendi toprağımızdır…
Bilindiği gibi beynelmilel hukukta "garantör devlet" diye bir tabir vardır. Belki metinlere böyle bir tabir geçmiyordur. Ancak hiç şüphe edilmesin ki yukarıda adı geçen hâmi devletler, sıkıştıklarında kendilerini Yunanistan için garantör devlet olarak ilân edeceklerdir. Yunanistan, bize karşı daima, jandarma veya bekçi vazifesi yaptı. Avrupa, onu hep şımarttı. Bundan dolayı çalışmadılar. Ekmek bir yerden, su bir başka yerden geliyordu. Bu memleketin bir turizm bir de denizcilik geliri vardır. O kadar. Bundan dolayı fakirliğin pençesine düştüler…
Yunanistan, şimdi yarınlarını tehlikeye atacak şekilde şöyle bir seyir içindedir:
Almanya’dan milyar-milyar avro borç alarak geçinmeye çalışırken diğer yandan Fransa’dan da milyar-milyar avrolara savaş uçağı vs. almaktadır. Bu devlet, bu iki borcunu da ödeyemeyecektir. Zira öyle bir kaynağı yok. Bu sebeple alacaklı devletler, bir gün borçlu müflis ülkeye el koyabilirler. Haddizatında borçlandırmaların sebebi de budur. Aslında Almanya ve Fransa, dolaylı olarak Yunanistan üzerinden doğuya açılma mücadelesi vermekteler. Yarın iflas etmiş bir Yunanistan’ı paylaşma kavgasına girebilirler. Şu var ki Fransa, o gün kendini "garantör devlet" olarak satacaktır. O bu iddiaya dayanınca İngiltere ve Rusya da aynı tezi ileri sürerler.
İstikbalde yaşanacak böyle bir manzarada Ankara, dünkü Almanya-İtalya çekişmesinde kendi Adalar Denizi ve Akdeniz adalarına sahip çıkamamasındaki hatayı zinhar tekrar etmemelidir. O zaman haritalar yeniden yazılır. Zaten; bugünkü gelişmeler, farkında olunsa da olunmasa da yarının habercileridir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615314 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/615314.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT