BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"İnsanın canı sıkılıyor böyle adamları dinleyince..."

 
 
Azapyan, dolgun yüzlü, çatık kaşlı ve oldukça da inat bir pehlivandı!
 
Hasan pehlivan:
-Benim de aklıma kötü bir şey gelmedi ana. İd’den Işıklı pehlivan, Aslan pehlivan, aşağı Pasinler’den Mürsel pehlivan, Tortum’dan, Hüseyin pehlivan, Abbas pehlivan, Hasankale’den Şamil, Hamza pehlivanlar, daha birçok anlı, şanlı güreşçiler çağırılmıştı.
Azapyan, dolgun yüzlü, yanakları şişkin, çatık kaşlı, sert bakışlı, kendini beğenen, omuzları geniş, göbekli, yaylanarak yürüyen, oldukça da inat biriydi. Konuşurken kendinden pek emin, fakat karşısındakini hemen hiç dinlemeyen, insanlara tepeden bakan, sözlerini kesen, tekrar ettiren bir ruh hâli vardı. Boğazını, burnunu gürültüyle siler, “hart” diye uzağa tükürürdü. Yani edep, adap diye bir şey bilmezdi. Bağırarak hapşırır, derin derin, herkesin içinde de olsa horlayarak uyurdu. Yemekte, doymak nedir bilmez, herkesten çok yer, daha fazla yer kaplardı. Her işin başında, hep öndeydi; o durunca durulur, yürüyünce yürünürdü. Kısaca ona uyardı herkes. Dilerse konuşanın sözünü keser, fakat onun sözü kesilmez, o istediği kadar söyler ve söylediği kadar dinlenirdi.
- Amma da ukala birisiymiş abi!
- Sık sık bizim köye de gelirdi o, iyi tanırım. Bizim komşularla da uzaktan bir hısımlığı mı ne var?
- Biz de pehlivanlığını köyden biliyoruz ana.
- Her neyse insanın canı sıkılıyor böyle adamları dinleyince.
- Başka mevzuya geçelim hı!
- O manada demedim Hasan’ım!
- Abim de merak ettiğimizi biliyor, bizi sınıyor ana!
- O zaman devam edeyim.
- Et oğlum et!
- Herkes onun düşüncesindedir mutlaka. Verdiği haberlere itiraz edilmez. Oturunca mindere gömülür. Bacak bacak üstüne atar, kaşlarını çatar, kara uzun saçlarını arkaya atar, iddialı, kendini beğenmiş, küstah bir hâl alırdı. Öfkelidir, sabırsızdır, iddiacıdır, güya şakacı görünür, ağır işlerden kaçar, zora gelmez, ahlâk konusunda zayıftır da. Kimseyi sallamadan kahkahalarla gülerdi.
- Hiç sevemediğim bir tip! Suratını itler görsün!
- Âmin! Siyasidir, gizli işleri vardır, kendini zeki, kıymetli sanır. Hatırı sayılacak kadar malı, davarı, arazisi vardır, zengindir.
- Hımm! Şimdi daha iyi anlaşıldı; şımarıklığı zenginliğinden ve kuvvetinden dolayıdır. Bir de Ermenilik tabii!
- Evet, Ermenilik!
- Can acısı çabuk geçer de, gönül acısı ağır gelir insana abi.
- Bir de şöyle diyenlerimiz var: “El acısı çabuk unutulur da, dil acısı uzun süre canını yakar insanın!”
- Her söz de ayrı bir tecrübenin neticesinde söylenmiş! Boşuna değil! Ne destanlar yatıyor onların altında kim bilir!
- Ecdat hiç boşuna iş yapmamış, boş laf dememiş.
- !!!
- Köyden çıkıp Hasankale yoluna girince daha bir keyiflenmiştim. Bunda; hani derler ya yeni yetme köy çocuğu olmamızın tesiri büyüktü. Kıvrıla kıvrıla giden inişli-çıkışlı toprak yolda, yeni nalladığım atımın dıgıdık dıgıdık rahvan ayak sesinden mada; kulaklarımızın aşina olduğu serçe cıvıltıları, baykuş sesleri, hafif rüzgârın ıslık çalarak esintisi beni alıp alıp ne hayallere götürmüyordu ki? DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617823 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617823.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT