BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

“Ölümden kurtulan yok ama ölüp de kurtulan çok!.."

Ona göre aylardır her gün sabah oluyor ama bir gün bile güneş doğmuyordu!..

 
 
            FEDAKÂR BACI
Yalnız kardeşine, akrabalarına karşı değil herkese hep hürmetkârdı Nene... Duruşu, oturuşu, kalkışı, kelimeleri eğip bükmeden mertçe seçip söylemesi hep edep üzereydi.
Asker Hasan; bacısıyla iftihar ediyordu. Kardeşi, kundaktaki bebesine rağmen umut ve muhabbetle bakıyordu ona. Hizmet etmek için ayağa kalktığı anda daha net gördü canlı, parlayan ela gözlerini. O kadar yorgunluğa rağmen hâlâ çakmak çakmak bakarken hafif bir tebessüm vardı yanaklarında. Sabah, öğle, akşam veya aklına her geldiğinde, herhangi bir şekilde hizmet istediğinde hissettiği heyecan, hürmet, tebessümle mükâfatlandırılıyordu. O gözlerin sahibi şimdi ailenin de umudu olup çıkmıştı. İçlerinde en güçlü, en kuvvetlileri oydu çünkü.
Hasan; kendini unutmuştu, yok edilmek, paylaşılmak istenen imparatorluk ve masum halkın istikbalini düşündükçe kahroluyordu. Milletin yeniden toparlanıp doğrulması, ayağa kalkması şarttı. Tam hürriyet için ne lazımsa herkes elinden geleni yapmalıydı.
Nene bacım, ne demek istemişti? Rüyalarının kızı Züleyha’nın ailesi niçin hicret etmemişti? İyi olsaydı, gidip hepsini toplar alır gelirdi. Acaba ne dertleri vardı da gelememişlerdi? Bacısına bir daha bu mevzuyu açıp sormaya cesareti kalmamıştı. Nasıl edip de hakikati öğrenseydi? Bu meseleyi unutturmak için miydi acaba Ermeni pehlivan Azapyan hatırasını anlattırması?
Aklına neler neler gelmiyordu ki...
Ona göre aylardır her gün sabah oluyor ama bir gün bile güneş doğmuyordu. İşte içinde bulunduğu bu zifirî karanlığı anlatamaması ve insanların da anlamak istememesinin sıkıntısı bütün üzerindeydi
Eninde, sonunda duracak kalplere, hiç bitmeyecek sevdalar sığdırmanın büyük hata olduğunu düşünmeye başlamıştı Hasan.
“Ey Hasan! Üç günlük dünyanın kaçıncı günündesin!? Hangi yağmurda susuzluğunu giderdin ki? Sadece ve sadece ıslandın... Teselliler de böyle; insanın sadece acısını geciktirir” diye söylendi.
Züleyha’nın her gün yaşayıp bir gün öleceğini ama kendisinin bir gün yaşamak için her gün öldüğünü ve arada dağlar kadar fark bulunduğunu düşündü. “Ölümden kurtulan yok ama ölüp de kurtulan çok... Ölümü; ebedi kurtuluş olanlardan eyle bizi Allah'ım...” dedi içinden boş gözlerle gelen bacısına baktı.
- Kız Nene! Bacım...
- Efendim, dadaşım.
- Şey!
- Çekinme abi!
- !!!
- Beni üzüyorsun böyle yapmakla. Tereddüt etme söyle!
- Niçin gelmediler Erzurum’a?
- Tam emin değilim abi... Vedalaşırken sordum.
- Ne dedi Züleyha’m, söyle?
- Babası “evi terk edemeyiz” demiş.
- Bu kadar ahmaklık olur mu? Düşman gelmiş kapıya dayanmış! Sen kendini düşünmesen de gelinlik kızını, canından can evladını nasıl hesaba katmazsın? Bu mantıklı değil Nene! Olamaz! İşin içinde başka bir iş olmalı! DEVAMI YARIN
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617883 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617883.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT