BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İftar sofrasının bir adabı var

İftar yemekleri, her zamanki yemeklerden farklı olduğu gibi, iftar sofraları da ramazan dışındaki sofralardan farklı, daha itinalı hazırlanır. Ramazan ayına girmeden önce yapılan hazırlıklar, iftar sofralarında kendini gösterir.

Her toplum, dinî inancına kendi kültürel değerlerini de katarak uygular. İslam dininin en fazla ilgi gören ve diğer dinî inançlı insanlara sirayet eden ibadeti oruç ve onun yaşandığı ay olan ramazan ayıdır. Bu sene ramazan ayı bahar mevsimine denk geliyor fakat büyük talihsizlik COVID-19 denilen ve maalesef bütün dünyayı etkisi altına alan bir salgının gölgesi bu sene ramazan ayının üzerinde olacak.
Son yıllarda eski görkeminden uzak olsa da insanlarımız ramazan ayına ayrı bir önem vermiş ve onu en güzel şekilde yaşamış ve bu aya has bir kültür oluşturmuştur. Ramazan ayı geldiğinde haftalar öncesinden hazırlıklar yapılır ve bir ay boyunca dinimizdeki anlamıyla imsak vakti olan tan yeri ağarmasından gün bitimine kadar bütün gerekleriyle yaşanır. İftardan birkaç saat önce hazırlanmaya başlanan iftar yemekleri ve iftarlıklar, ramazanın en neşeli zamanlarını teşkil eder.


İftar yemekleri, her zamanki yemeklerden farklı olduğu gibi, iftar sofraları da ramazan dışındaki sofralardan farklı, daha itinalı hazırlanır. Ramazan ayına girmeden önce yapılan hazırlıklar, iftar sofralarında kendini gösterir. Her yörenin kendine göre bir mutfak kültürü bulunduğu gibi yine her şehrin ramazan yemekleri de kendine göre değişiklik gösterir. Bütün şehirlerdeki yemeklerden ya da âdetlerden söz etmek takdir edersiniz ki, zor fakat bu mukaddes ay boyunca her şehre dokunmaya çalışacağım. Son yıllarda aile arasında iftar sofraları ve bu sofralar için yapılan hazırlıkların azaldığını söylemek çok yanlış olmaz. Ama bu sene mücadelesi her boyutta verilen COVID-19 salgını, insanlarımızı sosyal ortamlardan uzaklaştırıp evlerde kalmaya zorluyor. İş hayatında da ciddi kısıtlamalar olduğu için evlerde hazırlıklara ailece katılmak mecburiyeti bize eski keyifli hoş anıları hatırlamamızı, çocuklarımıza ise bu alışkanlıkların gösterildiği bir ramazan ayına vesile olabilir.
Eski geleneklerden farklı bölgelere ait birkaç ilginç örnek vermek isterim...
¥ Samsun’un Bafra ilçesinde özellikle çocuklar için ayrı bir anlamı olan ‘’SELE-SEPET’’ adı verilen bir gelenek var. ‘’SELE-SEPET TOP KANDİL, AÇ KAPIYI BEN GELDİM. AYDA YILDA BİR KERE, KAPINIZA BEN GELDİM’’ şeklinde mâniler söyleyerek teravihe kadar mahalleler dolaşılıyor.
¥ Sinop’a özgü bir gelenek olan ve ramazan ayında ‘’SELLİME ÇIKMA’’ ya da diğer adıyla “HELESA’’ olarak gerçekleştirilen şenliklerin geçmişi tam olarak bilinmiyor. Amasya’da geçmişi yaklaşık 150 yıl öncesine dayanan hep birlikte iftar açma geleneği Belediye’nin çeşitli aktiviteleri eşliğinde devam ediyor.
¥ Bitlis’te ramazan gelmeden önce tandırlar yakılır ve bu tandırlarda çörek, ekmek ve pastalar pişirilirmiş. Eskiden iftarda topluca oturup yemek yeme geleneği vardı ve buna halk arasında ‘ARAFHANE’ deniyordu.
¥ Doğu Karadeniz’in iç kısımlarından Bayburt’ta ramazan ayına özgü olarak LOR DOLMASI, SU BÖREĞİ, SÜT TATLISI ve BAYBURT TAVA yapılıyor.
¥ Şanlıurfa’da LAHMACUN, BORANI ve ÇİĞ KÖFTE gibi yemeklerin yanı sıra ‘’ŞILLIK’’ ve ‘’KÜNCÜLÜ AKIT’’ gibi tatlılar, iftar ve sahur sofralarını süslüyor. ‘’BORANI’’ ise özel günlerde konuklara ikram edilen en önemli yemeklerden.
¥ Özellikle ramazan sofralarına ayrı bir özen gösteren Afyonkarahisar’da misafirlere “ZÜLBİYE’’, “AFYON KEBABI’’, “NOHUTLU PATLICAN MUSAKKA’’ ikram ediliyor. Tatlı olarak ise KAYMAKLI EKMEK KADAYIFI.
¥ Sakarya’daki köylerde ramazanda misafirlere ‘’GULUGURSA’’ adlı tatlı ikram edilir.
¥ Oruçlarını özel iftar köftesi, hurma, zeytin, sucuk, pastırma, kaymak, bal, tereyağı, reçel, peynir ve tahin ile sıcak pide gibi yiyeceklerin bulunduğu “iftariyelik’’ denilen sofrayla açan Konya’da mideye fazla yüklenmeden yedikleri bu yemekten sonra namazlar kılınıyor. Bu arada iftariyelik sinisi kalkıyor ve namazdan sonra ana yemeğe geçiliyor. YOĞURT ÇORBASI ile başlayan ramazan sofrası Konya’ya has et yemekleriyle devam ediyor. Bunlardan en çok bilinenini “ORTA’’ olarak adlandırılan fırında pişirilen patlıcan üzerine koyun kaburgası oluşturuyor. Et yemeğinin ardından sofraya EV YAPIMI BAKLAVA geliyor. Tatlının ardından, yemeğin sonuna gelindiğini haber verdiği için “KARA HABER’’ olarak adlandırılan yaprak sarması sofraya geliyor.
Evet, sözün kısası Anadolu yüzlerce yıldır, sır lezzetlerin, her dinin özel yemeklerinin ve geleneklerinin yaşadığı bir KÜLTÜR COĞRAFYASI... Yapılması gereken, kıymetini bilmek farkında olmak. Allah niyetinizi kabul etsin.

ZEYTİNYAĞLI SEBZE YENMEZDİ BALIK DA!
Ünlü yazarlarımızdan REFİK HALİD KARAY, ramazan sofralarını bakın nasıl tasvir ediyor. “Evvela iftariye olarak masaya dizilenler veya büyük bir tepsi içinde getirilenler şunlardı: Reçellerin envaı (bazı evlerde harcıâlem reçellere ilaveten AĞAÇ ÇİLEĞİ, FRENK ÜZÜMÜ, MANDALİNA, BERGAMOT, AĞAÇ KAVUNU, ZENCEFİL, İNCİR, SALEP KÖKÜ, hatta ANANAS gibi seçmeleri de çıkardı), çerezlerden LİMONLA EZİLMİŞ HAVYAR SALATASI, BALIK YUMURTASI, PASTIRMA, SUCUK, TÜRLÜ PEYNİR, EDİRNE SIĞIR DİLİ, mevsime göre CACIK, PATLICAN SALATASI, YAĞLI VE SUSAMLI SİMİT, PİDE. SİYAH, SARI ZEYTİN, KALAMATA ZEYTİNİ. Oruç ekseriya zeytin veya hurma ile bozulurdu. İlk yemek ÇORBA idi, et ve tavuk suyuna. Meraklı evlerde İŞKEMBE ÇORBASI, HİNDİ BOYNUNDAN yapılırdı. Bazen sadece içine TAPYOKA ATILMIŞ ET SUYU gelirdi ama asıl makbul olanı SIĞIR, DANA, KOYUN, TAVUK ve HİNDİ etlerinin bir arada kaynamasıyla yapılmış olanı idi, içerken insan, canına can katıldığını duyardı. Çorbadan sonra muhakkak yumurta gelirdi: TEREYAĞINDA, SOĞANLI YAHUT SOĞANSIZ, SUCUK VE PASTIRMALI, BEYAZ PEYNİRLİ, MANTARLI, SİRKELİ VE İŞKEMBELİ. Ardından da et yemeği: ROSTO, SALÇALI BUT, TAS KEBABI, ADİ KIZARTMA, TENCERE KIZARTMASI, TAVADA PİRZOLA, PİRZOLA GÜVECİ, PATLICAN KEBABI, ORMAN KEBABI vesaire nevinden etler. Sığır ve dana o devirde yenmezdi, KÖFTE envaı, söğüş de sahur listesine girerdi. Sıra böreğe gelmiştir: ORTASI BEYİNLİ NEMSE BÖREĞİ pek makbuldü. MIKSA, FİNCAN, TENTİ, SU, PUF, ÇARŞI, SİGARA, BOHÇA, SARAY gibi çeşitli börekler akla gelenlerdi, daha da olacak. Börek kalkınca usulen bir sebze yemeği ortaya konur yahut büyük sofralarda gezdirilirdi. Şu noktaya dikkat: Ramazanda zeytinyağlı sebze yenmezdi, balık da! Sebebini düşündüm; bulamadım. Vaktiyle sormamış, soramamış olduğum için de öğrenememiştim. İftar sofrasında sebze yemeğinin arkasından pilav görünürdü; zaten o devirde pilavsız sofra olmaz, bir kaşık olsun pilavdan alırdık. İftariye, çorba, yumurta, et, börek, sebze, pilav; etti yedi… Sıra tatlılardadır. Makbullerinden biri hafiftir diye idi, ya kaymaklı yahut bademli. Cevizlisi ve fındıklısı kaba sayılırdı. “ELMASİYE”yi de hafifliğinden dolayı tercih edenler olurdu. Fakat beyaz baklavaya rağbet fazla idi, baklavanın da beyazına ve sadesine! Bu suretle sekizinci yemekten sonra iftar sofrasından kalkardık; kahveler gelirdi. Misafirlerden çoğu dağılınca, teravih namazından sonraya kalanlarla yeni gelenlere şerbet çıkarılırdı. Mevsim şerbetleri… Mesela koruk, ekşi nar, turunç, demirhindi, menekşe, harnup vesaire meyvelerin taze şerbetleri! Sohbet uzadıkça şerbet ve kahve muntazaman fasılalarla tekrarlanırdı...”

RESMİN BÜYÜK HALİ İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613323 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/adnan-sahin/613323.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT