BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ne kadar ucube o kadar reyting

Televizyonlarda kavga gürültüye dayanan anlamsız şeyler seyrediyoruz. Mutfak programlarının sadece zırvalamaktan ibaret olmadığını anlamamız lazım.

Televizyondaki yemek programları, son on yıldır yoğun bir biçimde hayatımızda. Pek çok yemek programı var. Peki bu popülerlik neden? Biraz derinleşelim. Pek çok mecrada kendine yer bulan yemek programları aslında çok yeni de sayılmaz. 90’lı yıllarda başlayan bu furya farklı isimler ve içerikler ile devam ediyor. Aslında bütün dünyada formatlar ve kalıplar belli. Sunucu ya da şeflerin farklı coğrafyaları, bölgeleri, yöreleri gezerek o topraklara özgü lezzetleri keşfettikleri (Gezelim görelim tadında) programlar, stüdyoda mutfak şefleri tarafından yapılan yemek tarifi programları, yemek yarışması programları.
Ama bilhassa ülkemizde yarışma programlarına “reality show” demek daha doğru; içerikleri yemek kalitesinden çok uzak, kavga gürültüye dayanan anlamsız diyaloglar. Çünkü ülkemizde yarışma programlarının odak noktası yemek değil. Yarışmacıların karakterlerine ve davranışlarına dikkat çekiliyor, “Ne kadar ucube o kadar reyting”.  
Yemek programlarında bir başka tür var ki, konuyla ilgili otoritelerin programları. Bu türde; mutfak otoriteleri, seyircilere mutfağı çok daha derinlikli ve keyifli anlatıyor ve bu programlar görseller ile destekleniyor.
Daha düzgün, bilgilendirici, eğitici yemek programlarından yemeğin tarihi, coğrafyası ve kültürü hakkında gerçekten bir şeyler öğrenirken ülkemizdeki mutfak programlarında kavga, gürültü, bayağılık, en iyi hâli ile cehalet seyrediyoruz. Hâlbuki pek çok farklı karakterin, birbirinden farklı tariflerin, tarzların ve formatların sayesinde hayatımıza giren yemek programlarının aslında bizi farklı kültürlerin mutfağıyla, farklı coğrafyaların lezzetleriyle tanıştırması umulur.  Mutfaklarımızda kaliteli ve gerçek şeflerin yaptığı kreatif yemek tarifleri ve ipuçları beklenir. Henüz ülkemizde bu türe uygun program yok. Dünyada yemek programlarının yükselişi kalite ve sayı anlamında korkarım ülkemizden çok daha güçlü.
Konunun sözüm ona profesyonelleri bu tür programların seyircisi yok diyorlar, yani aslında ülkemizin kalite anlayışını yere seriyorlar. Zaten ülkemizde yemek programlarının aklı başında takipçileri sadece Netflix seyrediyor.
Elbette kaliteli bir yemek programını Seda Sayan ya da Zuhal Topal’dan beklemek çok akıllıca olmaz. Zaten onlar da hedef kitlesi olarak cahil cühela insanları seçmişler ve “reality show” formatının arkasına saklanmışlar, gidiyor. Hangi yemek programını beğenirseniz beğenin artık mutfak programlarının sadece kavga gürültü ya da zırvalamaktan ibaret olmadığını anlamamız lazım. Biz bu kadar cahil bir toplum değiliz ya da ben öyle düşünmek istiyorum. Bunları yayınlayan kanalların zaten kalite ile ilgili bir derdi yok. Onları ilgilendiren tek şey reyting ve doğal olarak para. Ama bu ülkenin duyarlı markalarını bu tür saçma programlara reklam verme konusunda düşünmeye davet ediyorum. Hem kendi marka değeriniz, hem de ülkemizdeki yayın kalitesi anlamında. Bu programları seyreden, düşünme kabiliyeti olan seyircileri de yeniden değerlendirme yapmaya davet ediyorum. Çünkü kalite sadece insanlara istediğini vermek olarak basite indirgenmemelidir. Kalite birçok alternatif arasından bilgece olanın seçilmişliğini temsil eder. Tabii ki burada en önemli rol en başta devletin medya denetim organı olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) olacaktır.  Anlamakta zorlandığımız kısım ise RTÜK neden bir şey yapmıyor ya da yapamıyor, bilemedim.  
Ne demiş Konfüçyüs; “Kaliteli insan yukarı doğru, kalitesiz insan ise aşağı doğru gelişir”.
Kaliteli insanların, kaliteli yayınların ve reklam verirken de kaliteyi arayan markaların çoğalması dileklerimle…

RESMİN BÜYÜK HALİ İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614390 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/adnan-sahin/614390.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT