BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Mevlid-i şerif: Peygamber sevgisinin Türkçesi

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
Prof. Dr. Suat Ungan
Trabzon Üniversitesi

 
 
Dünyada en az satılan kitapların başında şiir kitapları gelmektedir. Fakat “Mevlid” bu anlayışı kırarak Türk edebiyatında en fazla okunan şiir kitabı olmuştur. Mevlid muhtevası yönüyle ilahiyatçıların, edebî yönüyle edebiyatçıların, halkı bir araya toplama gücüyle de sosyologların alanına girmektedir
 
Türk edebiyatında da Süleyman Çelebi’nin 1409 yılında yazmış olduğu “Vesiletü’n Necat” adlı 'Mevlid’i, dile büyük katkı yapmıştır.
 
Mevlid, Sünni akideyi temele alan bir anlayışla kaleme alınmıştır.
 
Yazarların bazı eserleri, milletlerin millî kimliğinin, dilinin, kültürünün oluşumunda kurucu metin rolünü oynamış, destanlardan daha fazla o milletin kültürüne hizmet etmişlerdir. Dante’nin 1321 yılında tamamladığı “İlahi Komedya” adlı eseri İtalyancanın gelişmesinde çok büyük katkılar sağlamıştır. 14 bin beyitten fazla olan bu eser Avrupa’da ‘Kitab-ı Mukaddes’ten sonra en çok okunan şiir kitabı olmuştur.
Türk edebiyatında da Süleyman Çelebi’nin 1409 yılında yazmış olduğu “Vesiletü’n Necat” adlı Mevlid’i dile büyük katkı yapmıştır. Çeşitli nüshalarda farklılıklar göstermiş olsa bile Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i 730 beyit civarındadır. Süleyman Çelebi’nin bu eseri Türk edebiyatında yazılan ilk Mevlid olmamasına rağmen bu eserle birlikte edebiyatımızda Mevlid yazma geleneği başlamış, Prof. Dr. Fatih Köksal’ın tespitlerine göre Türk edebiyatında çeşitli dönemlerde 121 Mevlid yazıldığı görülmüştür.
Osmanlı’nın fetret dönemi eseri olan Mevlid, çeşitli mezhep inanışlarının yayılmaya başladığı Anadolu’da, Sünni akideyi temele alan bir anlayışla kaleme alınmıştır. Bursa Ulucami’de imamlık görevini üstlenen Süleyman Çelebi, İranlı bir vaizin Bakara suresinin (285) “O’nun (Allah’ın) elçilerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz” mealindeki ayetini yanlış yorumlayarak müminlerin peygamberler arasında hiçbir ayrım yapamayacaklarını söylediğinde, bazı kişiler bu ayette maksadın nebilik, resulluk hususunda olduğu, fazilet açısından Peygamber Efendimizin diğer peygamberlerden üstün olduğunu söyleyip bu fikre karşı çıkmışlardır. Süleyman Çelebi de, Peygamberimize olan muhabbetini dile getirmek için Mevlid-i Şerifini yazmıştır.
Dünyada en az satılan kitapların başında şiir kitapları gelmektedir. Fakat “Mevlid” bu anlayışı kırarak Türk edebiyatında en fazla okunan, en fazla satılan, en fazla ezberlenen şiir kitabı olmuştur. Mevlid içeriği yönüyle ilahiyatçıların, edebî yönüyle edebiyatçıların, halkı bir araya toplama gücüyle sosyologların hatta fertlerin kalbine hemen tesir etmesi yönüyle psikologların ilgi alanına girmektedir.
 
HİÇBİR ŞAİRE NASİP OLMADI
 
Okunması için vakfiyeler bağışlanması, bu amaçla Mevlid Alaylarının kurulması, yine okunması için merasim yapılması ve bu merasime devlet erkânın özel elbiseler giyerek katılma sorumluluğunun olması dünyada başka bir şairin yazmış olduğu şiire nasip olmamıştır.
Mevlid camiden çıkarak, halkın hanesine girmiş, ibadetin mekânını genişleterek insanların cami ve tekkenin dışında, evlerde de bir araya gelmesine, toplu ibadet yapmalarına vesile olmuş, insanlara yeni bir ruh vermeyi başarmıştır. Hatta kadınların evlerde bir araya gelerek toplu ibadet etmesine, manevi bir atmosfer yakalamalarına vesile olmuştur.
 
TÜRKÇENİN SESİ MEVLİD
 
Yazıldığı dönemde insanları Sünni yolda bir araya toplamayı başaran, toplumun peygamber sevgisi etrafında birleşmesine sebep olan Mevlid, sanat, edebiyat ortamından yavaş yavaş uzaklaştığı bir ortamda Türkçenin gür bir sesi olarak camiye, eve, tekkeye girmeyi başarmıştır. Mevlidin ahenkli, manalı, manevi bir hava içinde okunması, Türkçenin ses ahenklerinin insanların kulaklarında çınlamasına zemin hazırlamıştır.
Mevlid, Türk’ün ve Türkçenin maddi manevi vatanı, sığınağı, kimliği, kültürel ortamda var olma davasının sesi olmuştur. Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i sadece Anadolu’da değil, birçok Müslüman ülkesinde okunmuş, Arapçaya, Rumcaya, Kürtçeye, Sevâhiliceye (Afrika), Almancaya, İngilizceye, Çerkesçeye, Boşnakçaya, Arnavutçaya, Gürcüceye çevrilmiştir. Bu ülkelerde Mevlid’in Türkçesi de okunmuş o yörenin halkı tarafından ezberlenmiştir.
Bosnalı araştırmacı Prof. Dr. Tayyip Okiç, “Çeşitli Dillerde Mevlidler ve Süleyman Çelebi Mevlidi’nin Türkçe Tercümeleri” adlı çalışmasında Mevlid toplantılarının bütün İslam ülkelerinde olduğu gibi Bosna’da da kökleşmiş dinî bir anane hâline geldiğini, Kur’ân-ı kerim hatimlerinden sonra en çok karşılaştıkları merasimin Mevlid cemiyetleri olduğunu, annesinin Türkçe bilmediği hâlde Süleyman Çelebi’nin Mevlidi’ni, gerek kadın Mevlid cemiyetlerinde dinlemek gerek hareketli taş basması Mevlidlerini okuyarak zamanla ezberlediğini, bir vesile ile Ankara’ya geldiğinde komşularla sohbet ederken söz Mevlidden açıldığında Süleyman Çelebi’nin Mevlidi’nin bir bahrini hemen orada ezberden okuduğunu, dinleyenlerin bunu hayretle karşıladıklarını yazmaktadır.
Bir dönem Hule Müftülüğü ve Acaristan Müftü yardımcılığı yapmış olan Kemal Ateşoğlu, Gürcistan’da (Acara Batum’da) “Mevlid Geleneğinin Önemi, İslam’ı Koruma ve Yaşatma Açısından Rolü” adlı çalışmasında komünizm zamanında cuma namazlarının, cenaze namazlarının, beş vakit namazın cemaatle veya ferdi olarak kılınmasının yasaklandığını, camilerin kapatıldığı dönemlerde halkın gizli olarak komşu ve akrabaları eve davet edip Mevlid okuttuklarını, Mevlid okunurken halkın konuşmasını hocanın yasakladığını, Acara Gürcü milletinin Kur’ân-ı kerim bilgisi olmadığı için dinî duygularını Mevlid ile yaşayabildiğini, bir ara Mevlid’in Gürcüceye çevrilmesinde halkın bunu yadırgadığını, buna tepki gösterdiğini, Mevlid’i Türkçe dinlemek istediklerini dile getirmiş, Rus baskısına karşı, Mevlid’in halka dinî direniş geliştirdiğini söylemiştir. Bu örnekte de olduğu gibi Mevlid, halkın manevi gücünü diri tutarken bir yandan da Türkçenin Mevlid vasıtasıyla yakalamış olduğu ivmeye işaret etmiştir.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” adlı eserinde Bursa için “Şimdiye kadar gördüğüm şehirler içinde Bursa kadar muayyen bir devrin malı olan bir başkasını hatırlamıyorum. Fetihten 1453 senesine kadar bir Türk şehri olması yetmemiş, aynı zamanda onun manevi çehresi gelecek zaman içinde hiç değişmeyecek” tarzındaki ifadesi Bursa’nın Türk kimliğinin en belirgin şehri olduğunu işaret etmiştir. Türkçenin yıllarca vücut bulduğu en güzel eserlerinden birisi olan Mevlid yazarı Süleyman Çelebi’nin Bursa’dan çıkmış olması Tanpınar’ın ifade ettiği gerçeği yansıtmaktadır.
 
MİLLÎ MÜCADELE’DE DİRENİŞİN SEMBOLÜ
 
Üç yüz yıldan fazla Osmanlı hâkimiyeti altında kalan Yunanlıların Avrupa’yı arkalarına alarak İzmir’i 15 Mayıs 1919 yılında işgal etmesi, başta Türkler olmak üzere bütün Müslümanlarda büyük bir üzüntü ve tepki meydana getirmiş, bu da Millî Mücadele’nin temelinin atılmasına zemin oluşturmuştur. İzmir’in işgali başta İstanbul olmak üzere tüm Anadolu’da milletin kalbine bir hançer gibi saplanmıştı. İşin ilginç yanı İstanbul o dönemde kısmî olarak işgal altında olmasına rağmen, İstanbul ahalisi İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesini bir türlü kabul edememiş, İzmir’in işgali olan 15 Mayıs’tan 23 Mayıs’a kadar sekiz gün içinde Fatih’te, Üsküdar’da, Kadıköy’de, Sultanahmet’te üst üste mitingler yapmış, Yunanlıları protesto etmiştir. Başta halkın hislerini ortaya çıkarıp enerjisini boşaltması için mitinglere izin veren İngilizler, daha sonra mitinglere yasak getirmişlerdir. Bu durumda miting düzenlemek isteyenler “Sevgili ve muazzez İzmir’imizin, mazlum şehitlerinin ruhlarına ithaf olunmak üzere önümüzdeki çarşamba günü öğle namazından sonra Sultanahmet Camii’nde Mevlid-i Şerif okunacağından, vakti muayyende oraya gel ve dindaşlarını da davet et!” şeklinde davetiyeler hazırlamış, Mevlid görünümlü miting düzenleme yoluna gitmişlerdi.
28 Mayıs 1919 yılında Sultanahmet Camii’nde siyah sancaklarla örtülü bir Mevlid kürsüsü oluşturulmuş, öğle namazından sonra Hafız Saadettin, Hafız Yaşar, Hafız Kemal, Hafız Hüseyin gibi dönemin meşhur hafızları Mevlid bahirlerini; diğer meşhur hafızlar ilahi ve kasideler okumuş, mevlidin sonunda Aksaray Valide Camii İmamı Hacı Hafız Efendi, Meydan Muharebesinde, İzmir ve diğer mahallerde şehit olan din kardeşleri ve tüm ümmeti Muhammed için, memleketin selameti için dualar etmiş, Mevlidi düzenleyen Türkiye Müdafaayı Hukuk Cemiyeti mensupları, şeker bulunamadığı için 10 bin külah İzmir kuru üzümü dağıtmışlardır. Mevlid adlı bu toplantıda bir nevi İzmir’in işgali protesto edilmiş, halkta Millî Mücadele bilinci oluşturulmaya çalışılmıştır.
Böylece daha önce fetret döneminde Sünni Müslümanları bir araya toplamayı başaran Mevlid, yazıldıktan beş yüz on yıl sonra da halkı, ülkeyi işgal eden düşmanlara karşı aynı ruh, aynı duygu, aynı amaç altında birleştirmeyi başarmış, Millî Mücadele ruhunu “Mevlid” vasıtasıyla kazanmaya başlamışlardır.
Daha önceleri doğum günlerinde, hüzünlü zamanlarda, evliliklerde, gençlerin askere gönderilmeleri ve askerden dönüşlerinde, bir bela veya sevimli bir durum ile karşılaşıldığında Mevlid okutarak şükranlarını dile getiren, sevinç ve hüzünlerini ibadet şekline yansıtan milletimiz, daha sonra mevlidi Millî Mücadele’nin aracı hâline getirmiştir. Türk ordusunun 9 Eylül 1922 yılında İzmir’e girmesinden bir gün önce İzmir’in kurtulduğuna dair haberlerin yayılması üzerine 8 Eylül tarihinde İstanbul’da Ayasofya Camii’nde, akabinde yine Sultanahmet Camii’nde Mevlid okutulmuş, İzmir’in Yunanlılardan kurtuluşu kutlanılarak Türk ordusunun daimî muvaffakiyeti için dualar edilmiştir.
Törenlerde Kur’ân-ı kerim okunduktan sonra Mevlid okunmakta, Mevlid Kur’ân-ı kerime alternatif bir metin olarak algılanmamaktadır. Maalesef günümüzde bazı Selefî düşünceye sahip olanlar, bu esere “bidat” yakıştırması yapmakta, onu itibarsızlaştırmaya çalışmaktadırlar. Bir milletin ruhuna sinmiş, millî kimliğini oluşturmuş bu esere çok büyük haksızlık etmektedirler…
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616012 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/616012.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT