BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İSTANBUL’UN ANAHTARI VE SULTAN VAHÎDEDDİN

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
 
Kimsenin çözemediği sessiz filmi bazı aklıevveller çözmüş; Padişah’a, İngilizlere İstanbul’un olmayan anahtarını verdirtmiştir.
 
Birkaç sene evvel internete düşen Fransız Guamont Pathé şirketine ait bir filmde, Sultan Vahîdeddin, bir ecnebi zabit ve yanında Türk tercümanı ile görünüyor.
Ne akla hizmetse, bu video ile alakalı paylaşımların neredeyse hepsinde, padişahın bir İngiliz zabitine selam durup şehrin anahtarını teslim ettiği ve sonra (burası videoda gözükmüyor) memleketten kaçtığı yazılmıştır.
 
Hangi anahtar?
 
Yıldız Sarayı’nda çekildiği anlaşılan ve padişahın en net görüntülerinin yer aldığı bu film ilk ortaya çıktığında, Padişah’ın tam karşısındaki ecnebi zabitin Amerikalı General Harbord, yanında tercümanlık yapan zâtın ise bahriye nazırı Ahmed Ârif Paşa olduğu zannedilmişti.
Filmin Fransızca künyesinin tercümesi şöyledir: “Sultan, kendisini selamlayan iki Batılı’yı selamlıyor. Muhataplarıyla görüşüyor. Resmî toplantı.”
Film, sessizdir; kimin ne konuştuğu işitilmemektedir. Padişahın elinde anahtar bulunmamaktadır. Zaten şehrin anahtarı yoktur. Şehirlerin sembolik anahtarlarının teslimi, o zamanlar âdet olmamıştır.
Bir anahtar olup da teslimi icap etseydi, herhâlde karşıda İngiliz işgal kuvvetleri kumandanı General Harington veya İngiliz yüksek komiseri Horace Rumbold olmalıydı. Filmde ikisinin de olmadığı bellidir.
 
Nerede anahtar?
 
İstanbul’u Türklere verdiği hâlde Sevr Antlaşması’nı bile imzalamayan, İstanbul’u kaybetmemek için tahtını kaybeden padişah, şehrin anahtarını niye versin?
Padişah, Ankara birlikleri girdikten 1,5 ay sonra 16 Kasım’da İstanbul’u terk etti. Şehri İngilizlere teslim etmiş olaydı; onlar gelmeden giderdi.
İstanbul’a giren Ankara birlikleri, 2 Ekim 1923 tarihinde şehri terk eden İngilizlere anahtar nerede diye sormamış; bir anahtar devir-teslim merasimi olmamıştır.
 
Kim bu?
 
Bu eski filmde, Sultan Vahîdeddin ile görünen ecnebi zabitin, Amerikalı Binbaşı Davis S. Arnold olduğunu tesbit etmiş bulunmaktayım. O tarihte Yakın Doğu Amerikan Yardım Heyeti Müdürü idi. Haziran 1919’da vazifesine başladı. Yardım faaliyetlerini tesbit ve teftiş için İstanbul’da mahallî idarenin nezaretinde çalıştı. Memleketin her yerini karış karış gezdi.
Binbaşı Arnold, 18 Temmuz 1919'da Padişah tarafından kabul edildi. Müttefiklerden, huzura ilk çıkan kişi olmak itibarıyla dikkat çekmiş; gazeteler bunu haber yapmış; Reuter ve Havas ajansları da haberi dünyaya geçmişti.
Kabul sonrasında Zât-ı Şâhâne, “Siyasî menfaatlerden uzak kalarak, hayır işleriyle uğraşan Amerika’ya ve Amerikan milletine teveccüh-i şâhânemiz mevcuttur” diyerek hissiyatını izhar etmiştir. Ocak 1920’de Binbaşı Arnold’a bir de nişan verildiği Osmanlı arşivinden anlaşılmaktadır.
İngiltere, Fransa ve İtalya kıskacındaki Padişah’ın, pozisyonunu gayet iyi bildiği bir Amerikalı subayı kabulü, kendi yanına çekmek istediği Amerika’ya karşı diplomatik bir jestten ibarettir.
 
Amerikan yardımı
 
Yakın Doğu Amerikan Yardım Heyeti (ACRNE), nam-ı diğer, Amerikan Şark-ı Karib Muavenet Cemiyeti, I. Cihan Harbi’nden sonra Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın önayak olmasıyla kurulan bir yardım cemiyetidir. İlk başka tehcirden zarar görmüş Ermeni ve Süryanilere yardım maksadıyla kurulmuş; sonra faaliyet sahasını genişletmiştir.
1919’da Yakın Doğu Yardım (Near East Relief-NER) ismini aldı. 1915 ve 1930 yılları arasında Amerika’dan yiyecek, giyecek ve barınma malzemeleri getirip halka dağıttı. Mülteci kampları, klinikler, hastaneler, yetimhaneler ve mesleki tahsil merkezleri kurdu.
Mültecilerle, muhacirlerle, esirlerle; ayrıca geniş bir coğrafyaya dağılmış yetimlerin bakımıyla meşgul oldu. Hükûmetin sınır dışı etmek istediği binlerce Ermeni yetimi Amerika, Suriye ve Yunanistan gibi ülkelere gönderdi.
Yakın Doğu Yardım Heyeti, her dinde insan için gıda, giyecek, ilaç ve malzeme dağıtılması dışında; sıkıntı içindeki bir hayli kişiye iş imkânı temin eden el zanaatları ve dikiş atölyeleri kurdu.
Kendi idaresindeki Yedikule’de Kanada Veremli Çocuklar Hastanesi yanı sıra, Boğaz’da Trahom Yetimhanesi açtı. Anadolu’nun hemen her şehrinde Müslüman ve gayrimüslimler için dispanser, aşhane ve yetimhanesi vardı.
Heyetin İstanbul’a yaptığı yardımların en ehemmiyetlilerinden birisi, gıda fiyatlarını düşürmesiydi. Heyet, piyasadaki fahiş fiyatlardan çok daha ucuza, fakirlere gıda maddeleri temin ediyordu.
Binlerce ton Amerikan ununun ve konsantre sütün gelişi, ekmek ve süt fiyatlarını %30-35 kadar düşürdü. Topkapı, Pera, Aksaray, Mahmutpaşa, Rumelihisarı ve Üsküdar’da ekmek, taneli kuru yiyecekler, battaniye, mum, süt, un, pirinç ve şeker satan tanzim mağazaları açıldı.
Ne var ki, bundan memnun olmayanlar da vardı. Bazı tüccar, hükûmete şikâyette bulundu. Hatta bu kesim, faaliyetler hakkında şüphe uyandırmaya çalıştı.
Hükûmet, ciddi bir tahkikattan sonra, bunun saf bir yardım faaliyeti olduğunu, hangi türden olursa olsun meşru ticarete zarar verecek teşebbüs olmadığını gördü ve Heyet’e arka çıktı. Gıda ve ilaç mevzuunda, Amerikan Kızıl Haçı da, Heyet’e yardım ediyordu.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614209 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/614209.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT