Benim hâlâ umudum var!

Sen kalk Batman’dan çık...
New York’un hayli sayılı galerilerinden birinde resim sergisi aç...,
Olacak şey mi?
Oluyor işte!

Allah’tan oluyor da, insanın umudu tazeleniyor. Vazgeçmemeyi hatırlıyorsunuz...
Bugün pazar... Siyasetten, gündemden, canımızı sıkanlardan uzak duralım mı?
Şöyle derin bir nefes almaya ne dersiniz?
Ben geçtiğimiz hafta New York’ta onun sayesinde nefes aldım. Etrafını saran yabancıların sorularını dinlerken gülümsedim.
Gerçekten bir işçi kampında mı doğdunuz?
Kağıt yerine çimento torbalarına resim yaparak mı işe başladınız?
Kendinizi Kürtçe mi Türkçe mi ifade ediyorsunuz?
Ressam Ahmet Güneştekin, sakin ama kararlı ses tonuyla bir bir yanıt verdi...
‘’Evet işçi kampında doğdum. Evet çimento torbalarına resim yapardım. Ve kendimi hem Kürt, hem Türk hissediyorum. Hatta bakın buradayım... Dünya vatandaşıyım...’’
Gazetecilik mesleği bana çok şey öğretti kuşkusuz... Ama bir şeyi çok daha net öğretti...
Bu ülkede kimse kolay kolay bir yere gelmiyor. Her başarının bir bedeli var. O yüzden alkışlamak yerine kaş kaldıranları son derece samimiyetsiz ve kibirli buluyorum.
‘’Yap be kardeşim’’ diyesim geliyor, ‘’Bir de sen yap görelim, seni de alkışlayalım...’’
*
Alt gelirli, işçi bir babanın yedi çocuğundan birisi... 13 nüfuslu iki göz odalı bir evde, kalabalığın ortasında renklere ilgi duymaya başlamış... Anne baba geçim derdinde, ağabeyler okuyor... 5 yaşındaki bir erkek çocuk ne yapar? Fark edilmek için bir yol arar... Ahmet Güneştekin de resim yapmaya başlamış. Kendi deyimiyle hep yaptıklarını gösterme derdindeymiş... Oğlunun merakını keşfeden baba inşaattan getirdiği çimento torbalarını keser, oğluna kağıt yaparmış. Yıllar geçmiş ve tarihinde hiç ressam çıkarmamış Batman’dan Ahmet Güneştekin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar’a kabul edilmiş ama o alaylı olmayı tercih edip beslendiği topraklara dönmüş. Dönüş o dönüş... Resimler, karış karış Anadoluyu gezerken çektiği fotoğraflar, hazırladığı belgeseller...
Kariyerinde dönüm noktası olarak gördüğü İstanbul AKM’deki ilk sergi.
Ve arkasında her daim destek olan, asla ondan vazgeçmeyen kapı gibi bir ağabey...
*
Yemek bitti... Marlborough Gallery’nin sahibi kısa bir konuşma yaptı, tam ayaklanmayı düşünürken ben, birden sesini duydum... Hafif hafif başladı, içimize işlercesine devam etti, ürperdim...
Yanık yanık devam etti. Herhalde bir ağıttı... Kürtçe bilmiyorum ki... Beni bırakın New York’un en ünlü restoranlarından birinde, Amerikalıların gözlerini kapatıp o sesi dinlemelerini görmenizi isterdim. O ses ünlü şarkıcı Rojin’e aitti. Herkesi adeta büyüledi... Ardından bu sefer neşeli bir Türkçe parçayla devam etti. Öylesine tertemiz, dupduru sesiyle. Ne eşlik eden var, ne müzik....
Rojin o gece arkadaşı Ahmet Güneştekin için söyledi...
Sadece onun için mi?
Sanmıyorum...
Kardeşlik için, barış için, halklar için, insanlık için...
O yüzden barış, çözüm, demokratik açılım, boşversenize...
Biz Batmanlı bir ressamın başarısına tanıklık ettik...
Anadolu-Mezopotamya seslerinin, dillerinin renklerde biçimlerde vücut bulmasını hayranlıkla izledik... Tüm sancılara rağmen yeni Türkiye’nin yansımasını seyrettik...
Kendi adıma iyi geldi, güzel geldi, nefes almamı sağladı...
Biz dönüş yolundayken ise Ahmet Güneştekin Budapeşte ve Miami sergileri için uçuş rotasını belirliyordu...
Herkese iyi pazarlar...

8.12.2013