Cami Hikayeleri
Günün Sohbeti
İlk insanlar vahşi değildi
İlk insanlar, İslam dinine inanmayanların uydurduğu gibi, ilimsiz, fensiz, çıplak kimseler değildi.Sual: Bazı tarih kitapları ilk insanların vahşi old...
Ekmeğe saygı duyun! Kim sofradaki ekmek kırıntılarını yerse günahları bağışlanır. Hadîs-i şerîf
- TÜRKSAT-1B’nin uzaya fırlatılışı (1994) Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın Otlukbeli Zaferi (1473)
SADAKA VERMEK
Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak niyeti ile muhtaçlara, fakirlere mal ve para bağışlamaya ve her türlü iyilikte bulunmaya sadaka denir. Mal, insanın sevdiği şeylerden birisidir. Cenâb-ı Hak, mal ile ...
SADAKA VERMEK
Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak niyeti ile muhtaçlara, fakirlere mal ve para bağışlamaya ve her türlü iyilikte bulunmaya sadaka denir. Mal, insanın sevdiği şeylerden birisidir. Cenâb-ı Hak, mal ile insanı imtihan ederek buyuruyor ki:
“Beni sevme iddianızda haklı iseniz, size verdiğim malların bir kısmını feda eyleyin!”
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Üstteki el, alttaki elden, yânî veren el, alan elden daha hayırlıdır.”
“Kendi kabından, din kardeşinin kabına bir miktar su boşaltmak sadakadır. Emr-i mâruf (emredilenleri öğretmek ve yaptırmak) ve nehy-i münker (günahlardan sakındırmak) yapmak, din kardeşine güler yüz göstermek, yoldaki taşı kaldırmak ve yol göstermek de sadakadır.”
“Allahü teâlâ, bâzı kullarına çok nîmet vermiştir. Bunları, kullarına faydalı olması için yaratmıştır. Bu nîmetleri Allahın kullarına dağıtırlarsa, nîmetleri azalmaz. Eğer bu nîmetler onlara ulaştırılmazsa, Allahü teâlâ, o nîmetleri bunlardan alır, başkalarına verir.”
“Beni hak peygamber olarak gönderen Allaha yemin ederim ki, muhtaç akrabası dururken başkasına sadaka veren kimsenin sadakasını Allahü teâlâ kabûl etmez.”
GÜNÜN TARİHİ..........OTLUKBELİ SAVAŞI
Otlukbeli Savaşı; Osmanlılar’ın Anadolu’daki birliği sağlama mücadelesi içerisinde önemli bir yere sâhiptir. O sıralarda İran ve Doğu Anadolu’nun önemli bir kısmına sâhip olan Diyarbekir-Tebriz merkezli Akkoyunlu Devleti’nin başında bulunan Uzun Hasan, kendisine sığınan Anadolu Beylikleri yöneticilerinin tahriki ile, Osmanlı Devleti’nin üzerine yürüdü.
Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmet Hân, kardeş kanı dökmek istemediği hâlde, Otlukbeli’nde Akkoyunlu sultanı ile savaşa mecbur kaldı ve onu Eflâtunpınarı denilen yerde 11 Ağustos 1473’te mağlub etti. Uzun Hasan kaçtı. Büyük Akkoyunlu İmparatorluğu bu savaştan sonra bir daha kendisini toplayamadı ve Uzun Hasan’ın ölümünden sonra tarihten silindi.
Ayet-i Kerime
Onun benzeri hiçbir şey yoktur, O hiçbir şeye benzemez!
Hadis-i Şerif
Ateşin odunu yediği gibi, dünya sevgisi de imanınızı yer.
Dua
"Zehebezzama’ vebtelletil-urûk ve sebetel-ecr inşâallahü teâlâ" ve "Allahümme yâ vâsi’al-magfireh igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-müminîne vel müminât yevme yekûmülhisâb"
Menkıbe
11 Ağustos 2026
“Nefis nasıl kırılır efendim?”
Büyük velîlerden ve Tâbiîn’in tanınmışlarından olan Avn bin Abdullah hazretleri, 733 (H.115) senesinde vefât etti.Bir gün arkadaşlarıyla birlikte kırlara çıktılar.Hava çok sıcaktı...Bir ara ayrıldı.Geri gelmesi gecikince, arkadaşları merak etti.Ve on...
Sevgili Peygamberim - 1
Sevgili Peygamberim - 2
Sevgili Peygamberim - 3
Hazret-i Amr bin As
Hazret-i Cafer-i Tayyar
Hazret-i Fatima-tüz-Zehra
Tam İlmihâl Se`âdet-i Ebediyye
Önsöz'den:
"(Se’âdet-i Ebediyye), ya’nî (Tam İlmihâl) kitâbımdaki fıkıh bilgileri, Hanefî mezhebine göre yazılmıştır. Bu bilgilerin çoğu, Muhammed Emîn ibni Âbidîn’in (Redd-ül-muhtâr) kitâbının 1272 [m. 1856] senesinde Mısır’da Bulak matbaasında beş cild olarak yapılan baskısından terceme edilmiş, sahîfe numaraları bu baskıya göre bildirilmiştir."
"Kitâblarımızda âyet-i kerîmelerin tercemeleri değil, tefsîrleri ve meâlleri yazılmıştır. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” bildirdiği ma’nâlara tefsîr denir. Bir kelimenin, Allahü teâlâ ve Resûlullah tarafından açık bildirilmemiş ma’nâlarından, ahkâm-ı İslâmiyyeye uygun olanı seçmeğe te’vîl ve bu ma’nâya meâl denir."
Âyet-i kerîmeyi başka lisâna nakl edince tercemesi denir. Âyet-i kerîmeler kısa ve tam terceme edilemez. İslâm âlimleri, âyet-i kerîmelerin tercemelerini değil, uzun tefsîr ve te’vîllerini bildirmişlerdir. Kitâbıma en çok (Tefsîr-i Mazherî) ve (Tefsîr-i Hüseynî)’deki açıklamalardan aldım. Âyet-i kerîmelerin sıra numaralarını Hâfız Osman’ın “rahmetullahi aleyh” yazdığı Kur’ân-ı kerîme göre koydum."