“Memleketinde de rızık vermeye kâdirdir!..”

Allahü teâlâ, her şeye kâdirdir, her şeye gücü yeter. İrâde ettiğini yapmaya, yaratmaya kâdirdir. Allahü teâlâ, cisimlerin kendilerini, yok iken var ettiği gibi, var iken yok etmeye de kâdirdir. İnsanın ve her canlının rızkını veren, yaratan da Odur. Hadîs-i kudsîde;
(Seni kendim için yarattım. Başka şeylerle oyalanma! Rızkına kefîlim, kendini üzme!) buyurmuştur.
Şihâbüddîn Sühreverdî hazretleri, oğluna nasihat ederek buyurur ki:
“Ey oğul! Rızık konusunda Allahü teâlânın vaadlerine güven. Çünkü Allahü teâlâ, her canlının rızkını vereceğine dâir kefil oldu. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerimde, Hûd sûresinin 61. Âyet-i kerîmesinde meâlen;
(Yerde yürüyen ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkı, ancak Allahü teâlâya âittir) buyurdu. Bu sebeple insanlardan hiçbir şey bekleme!”

İBRETLİ BİR YOLCULUK...
Şakîk-i Belhî hazretlerinin tövbe etmesine Türkistan’daki bir putperest sebeb olmuştur. Ticâret için Türkistan’a gittiğinde, merak edip bir puthaneye girer. Puta, isteklerini yana yakıla anlatan bir putpereste;
-Seni ve her şeyi yoktan var eden, alîm ve kudretli bir yaratanın var. Sana hiçbir fayda ve zararı olmayan puta tapacağına Allahü teâlâya ibâdet et der. Putperest;
-Eğer söylediğin doğru ise, O, sana senin memleketinde rızık vermeye kâdirdir. Mâdem öyledir, niçin tâ buralara kadar geldin? der.
Şakîk-i Belhî hazretleri, bu söz üzerine derin düşüncelere dalar ve Belh şehrinin yolunu tutar.
Belhe geri dönerken bir Mecûsi ile yolculuk yapar. Mecûsi, Şakîk-i Belhî hazretlerinin tüccar olduğunu öğrenince;
-Eğer kısmetin olmayan bir rızık peşindeysen, kıyâmete kadar gitsen onu ele geçiremezsin. Şâyet kısmetin olan bir rızık peşindeysen onun arkasında koşmana lüzum yoktur. Çünkü sana ayrılan rızkın seni bulur der.
Mecûsinin bu sözüne Şakîk-i Belhî hazretleri hayran kalır, dünyâya karşı meyli azalır ve âhiret için çalışacağına kendi kendine söz verir.
Bu düşücelerle Belh şehrine gelir. O sıra Belh’de müthiş bir kıtlık vardır. İnsanlar yiyecek bir şey bulamamakta ve bu yüzden kimsenin yüzü de gülmemektedir. Şakîk-i Belhî hazretleri, çarşıda neşeli bir köleye rastlar ve;
-Ey köle, herkes üzüntü içindeyken, senin neşene sebep nedir? deyince, köle;
-Niçin üzüleyim. Benim efendim zengin bir kimsedir. Beni aç, çıplak bırakmaz ki! cevabını verir. Şakîk-i Belhî hazrteleri, kölenin bu sözüne hayret eder ve kendi kendine;
“Aman yâ Rabbi! Az bir dünyâlığı olan şu zenginin kölesi böyle neşeli. Halbuki, sen bütün canlıların rızıklarına kefil oldun. Biz niçin gam ve keder içinde olalım” diyerek dünyâ meşgûliyetlerinden elini çeker. Samîmi bir tövbe ile âhirete yönelir. Allahü teâlâya olan tevekkülü son derece fazlalaşır. İbrâhim Edhem hazretlerinin sohbetlerine başlar ve Ondan feyz alarak olgunlaşır...
Celâlzâde Mustafa Çelebi hazretleri buyuruyor ki:

ZÂHİRÎ VE MÂNEVÎ RIZIK
“Allahü teâlâ kullarına pekçok rızık vericidir. Rızık, mahlukların faydalandığı şeydir. Rızıklar zâhirî ve mânevî olur. Zâhirî rızıklar; yiyecekler, içecekler ve giyecekler gibi şeylerdir. Mânevî rızıklar sayısızdır. Allahü teâlâ bunları kullarına ihsân eder. Kullar bunlardan faydalanırlar. Bütün faydalı rızıklar arasında iki rızık vardır ki, herkes ondan faydalanır. Şeyh Sâdî hazretleri, bunu Gülistan kitabında;
‘İnsanın içine çektiği her nefes hayâtın devâmına, dışarı verilen nefes ise, vücûdun ferahlamasına ve rahatlamasına vesîledir. Her nefeste iki nîmet vardır. Her nîmetin şükrü ise vâciptir’ diye bildirmektedir.”
Netice olarak, yaratılan her varlığı, varlıkta durduran, onları korku ve dehşetten koruyan, her canlının rızkını veren, Allahü teâlâdır. Yarattıkları içinde, insanı, kendi emri ile muhatap kılmış, onları bu emirlerle kıymetlendirmiş ve rızıklarına da kefil olmuştur. Hadîs-i kudsîde buyurulduğu gibi:
(Ey Ademoğulları! Sizi kendim için yarattım. Her şeyi de sizin için yarattım. Senin için yarattıklarım, seni, kendim için yaratılmış olduğundan men ve gâfil ve meşgûl etmesin.)

15.5.2012