BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Mutfakta ya var olacağız ya da yok olacağız

Mutfakta küreselleşme kaçanılmazdır. Ancak aklımızı, ideallerimizi farklı kültürlerin ipoteği altına sokmamalı; mahallî bütünlüğümüzü korumalıyız. Bu gerçekler ışığında bizler ya bilinen 14 bin yılın içinden süzülüp gelen muhteşem mutfağımızın farkında olacağız ya da olmayacağız.

Son elli yılda Türkiye hızlı bir kültürel değişim ve gelişim süreci yaşamaktadır. Bu değişim, şüphesiz mutfak kültürümüzde de yoğun olarak hissediliyor. Köylü ve çiftçi toplumundan, şehirli ve sanayileşmiş topluma geçilirken mutfaklarımız ve alışkanlıklarımız da değişimler yaşadı. Mutfak gelenekleri temelinde köy kültürü çevresiyle şehir kültürü çevresi iç içe geçti. Doku kaynaşması henüz tamamlandı diyebilir miyiz, bence korkarım henüz değil. Unutmamak lazım ki gelenekler sosyokültürel yapı içinde ancak yeni işlevler kazanarak, var olan işlevlerini koruyarak yaşayabilir. Mutfaklar; geleneklerin sosyal hayat içinde yer bulmasında en önemli araçlardan biri. Bu durum, günümüz insanlarının mutfak gelenek ve göreneklerini günlük hayatın içine sokmaları anlamını taşıyacaktır. Dünyanın her toplumundaki bireyler kendi özgün kültürlerinde bulamadıkları ve göremedikleri birey olma zaafını dünya kültüründe bulmaya çalışıyor ve kendilerini bu kimliksiz kültürle özdeşleştiriyorlar. Ne acıdır ki ülkemizde bu durum oldukça ciddi boyutlara geldi. Bu da bilhassa mahallî mutfak kültürlerinin yok olması gibi önemli bir tehdit oluşturuyor. İyiliği ya da kötülüğü belki tartışılabilir fakat küreselleşmenin kaçınılmazlığı ortadadır. Her şeyden önce bilmemiz gereken nokta, küreselleşmenin karşı konulamazlığı olacaktır. Burada bizlere düşen temel yaklaşım, her alanda olduğu gibi mutfaktaki farklılıklarımızı da zenginleştirerek, yereldeki bütünlüğümüzü korumak olmalıdır. Bütün bu gerçekler ışığında bizler ya bilinen on dört bin yılın içinden süzülüp gelen muhteşem mutfağımızın farkında olacağız ya da olmayacağız. 

YANİ YA VAR OLACAĞIZ YA DA YOK OLACAĞIZ

Bu noktada farkında olmak; aklımızı, beynimizi, düşüncelerimizi, ideallerimizi farklı kültürlerin ipotek ve güdümü altına sokmamak olacaktır. Anadolu özelinde bu coğrafyanın bize verdiklerini hassasiyetle hisseden ve bu konuda Anadolu’yu gereğince doğru anlayabilen insanlar olabiliriz, olmalıyız da. Mutfak özelinde içimizdeki “duyarlılık” Anadolu olmalı ve bu duyarlılığımızı doğru ifade edilebilmeliyiz, dile getirebilmeliyiz ve seslendirebilmeliyiz. Otuz yıldır yiyecek ve içecek sektörü içinde olup biten ve “neden” ya da “niçin” sorularını sordurtan o kadar çok yanlışa şahit oldum ki; inanın bunu sadece tecrübe diye seslendirmek hafif kalır. Bu yanlışlara karşı duruş gösterebilmek çok ama çok önemli. Güçlü, zengin ve derin bir mutfağın yani Anadolu mutfaklarının farkında olmak lazım. Çünkü farkında olmak aynı zamanda sahiplenmektir, kafa yormak, çözüm bulmak, uyarmak, üretmek ve elbette koruyarak gelişmektir. Bunu yapabilmek toplumsal bilincimizi geliştirir ve bizi zinde tutar. Bu toplumun bir ferdi olarak çevremize karşı duyarlı olmak durumundayız. Bütün ülkelerin ortak problemi hâline gelen kimlik kaybı ve benzeşme toplumların kültür varlıklarını tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bu çerçevede gelecek nesillere kimlikli bir toplum bırakmak konusu zihinlerimizi meşgul etmelidir. Zaman içinde, farklı yaklaşımlarla ele alınan kültür ve kimlik kavramlarına içinde bulunduğumuz yüzyıldan bakmak artık zaruri bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Kültürümüzün, kimliğimizin oluşumunda, gelişiminde / evriminde, entegrasyonunda ya da asimilasyonunda 21. yy. itibarıyla oynadığı rolü irdelemek, kültür ve kimlik ilişkisine farklı bir bakış sağlamak hepimiz için çok önemli bir sonuçtur. Anadolu mutfak kültürleri ve kimliğinin farklı disiplinlerde ele alınışı, içinde bulunduğumuz zamana doğru yapılacak yolculuk; Anadolu mutfaklarını daha iyi anlamak konusunda şüphesiz belirleyici olacaktır. Türkiye coğrafyasında ve kimliklerin ayırt ediciliğinde; Anadolu’da yaşamış ve yaşayan mutfak kültürlerinin işlevi, algılanışında verdiği ipuçları ve kazanımları ortaya koyabilmek ancak aidiyet duygularımızın yoğunluğuyla mümkün olabilir. Anadolu mutfakları, zamanın belirleyiciliğiyle kimlik ve kültür arasındaki ilişkinin daha anlaşılır kılınmasına katkıda bulunacaktır. Maddeden ziyade mana artık daha çok önem kazanmalı derken son yüzyılda dünya bir eşikten geçti ve düşünce sistemleri somut olanı soyutun önüne koydu. Bizleri bizzat kuşatıp gönül veya ruh-duygu iklimlerimize dokunan alanlar; kısaca bizlere toplumsal kimlik kazandıran kültür varlıklarımız, geleneklerimiz zorlu süreçlerden geçtiler, artık kalanlar yaşatılmak isteniyor. Belki de bu yüzden, kalabalıklar arasında yalnızlaşan, kargaşa içinde Anadolu’ya sığınmayı tercih eden bizlerin imdadına yetişecek olan yine her anlamda ve alanda Anadolu’nun derinliği ve kadim ev sahipliği olacaktır. 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610011 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/adnan-sahin/610011.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT