BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

FETÖ, İbrahim Okur'a niçin saldırmadı?

Cem Küçük
Facebook
Mısır'ın eski devlet başkanı Cemal Abdülnasır'ın damadı Eşref Mervan çok enteresan bir kişilikti. Kumara, gece hayatına düşkün olan Mervan, kayınpederi zamanında istediği göreve bir türlü gelememişti. Sonradan MOSSAD'a bilgi sızdırmaya başlayan Mervan kimilerine göre İsrail'e para karşılığı bilgi satan biriydi. Kimilerine göre ise Mısır adına çalışan ve MOSSAD'a çalışıyormuş gibi görünüp İsrail'i tuzağa düşürmeye uğraşan biriydi. Yani iki tarafa birden çalışan bir "double agent", çifte ajandı. Bu tartışma hâlâ sürmektedir.
Dünya tarihinde sadece ajan değil tipoloji olarak da her tarafa çalışan bayağı kişi olmuştur. Ülkelerin iç siyasetinde de bu böyledir. Zamanında Susurluk'ta adı çok geçen Tarık Ümit böyle biriydi. Türkiye'de 17-25 Aralık'ta hem FETÖ'ye hem hükûmete çiçek dağıtan yargıç, memur, iş adamı, gazeteci sayısı sanıldığından fazladır.
Eski HSYK 1. Daire Başkanı, Taha Akyol'un kankası İbrahim Okur böyle biriydi. Üç gün önce eski adalet bakanı Sadullah Ergin mahkemede İbrahim Okur'u savundu. Mahkemelerde Sadullah Bey’in başka savunduğu tutuklu savcı ve hâkim var mı bilmiyorum ama Okur'u savunduğuna göre bir bildiği vardır. Sadullah Ergin 7 Şubat 2012'deki MİT krizinde Okur'un kendisiyle birlikte İstanbul'a geldiğini ve Başsavcı vekiline "Savcıların hukuksuz davrandıklarını tek tek önlerine koyduğunu" söylemiş. Sadullah Ergin'e göre Albay Hüseyin Kurtoğlu davasında katkısı olmuş. "İstanbul Alay Komutanı Albay Hüseyin Kurtoğlu hakkında yerel mahkeme tarafından verilen ve Yargıtay’ın ilgili dairesinde onanan ve haksız olduğu noktasında önemli delillerin olduğu dava içinde Birol Erdem'le beraber İbrahim Okur'un gayretleri olmuş ve karar tashihi karar aşamasında bu dosya karar düzeltme yoluna gidilmiş ve mağduriyetler bir nebze olsun telafi edilmişti" ifadesinde bulunmuş.
Sadullah Ergin, İbrahim Okur'un 17-25 Aralık'ta da katkıları olduğunu beyan etmiş ve şu ifadelerde bulunmuş: "Yine 17-25 Aralık soruşturmaları esnasında soruşturma savcılarının hukuku kanırtan hukuksuz uygulamaları önlemek için o dönem İstanbul Adliyesinde Başsavcı olan Turan Çolakkadı Bey’i moralmen destekleyip ona katkı sunan kişi gene İbrahim Okur idi."
Hatta 2011'de Zekeriya Öz'ü görevden alanın HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur olduğu çokça söylenmişti. Sözcü'den Saygı Öztürk 29 Kasım 2016'da bu konuda şunu yazmıştı: "Savcı Zekeriya Öz'ün görevden alınışının kuşkusuz ilginç bir perde arkası vardır. Görevden alınması, İbrahim Okur tarafından başkanlığını yaptığı 1. Daire'nin gündemine getirildiğinde üyeler âdeta şoke olmuştu. Üst makamın kendilerinden isteği, Zekeriya Öz'ü 'kırmadan almaları"ydı. Başsavcı vekilliğine verildi. Öz, o dönemde kendini öyle bir yere koyuyor ki normal yollardan görevden alınmasını imkânsız görüyordu. Görevden alındıktan sonra HSYK'nın önemli bir yetkilisine 'Benim alınmamı Sayın Cumhurbaşkanı mı (Abdullah Gül) yoksa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan mı istedi?' diye sordu. Yani, kendisini onlar istemedikçe kimsenin alamayacağını düşünüyordu. Haksız da değildi."
Buraya kadar her şey tamam. O zaman şunları da biz soralım: HSYK 1. Daire Başkanıyken Balyoz, Ergenekon, şike davalarında hâkim ve savcılarla ilgili onlarca şikâyet varken birini bile neden işleme koymadı? 2014 Eylül'ünde CNNTürk'te katıldığı Taha Akyol'un Eğrisi Doğrusu programında o zamanki tabirle paralel savcı ve hâkimlerin sayısının maksimum 3 bin civarında olduğunu ısrarla söyleme sebebi neydi? Şunu hatırlatayım, 15 Temmuz'dan sonra ihraç edilen savcı hâkim sayısı 4 binin üzerinde.
AK Parti'nin Elâzığ eski milletvekili Şuay Alpay 1 Ekim 2014'te "bütün dünyanın evrensel hukukunda suç olarak tanımlanan Zekeriya Öz’ün tehdit ve aşağılayıcı ifadelerini 'düşünce özgürlüğü' bağlamında değerlendirilmesini ve İbrahim Okur’un ve arkadaşlarının buna gıkı çıkmadığını söyledi. Alpay, Okur’un yaptıklarına olumlu bakılmasının mümkün olmadığını da ayrıca dile getirdi. O tarihlerde FETÖ'cü Zekeriya Öz, Tayyip Bey için "Sonu Kaddafi gibi olacak," "sonu Saddam gibi olacak" ifadelerini kullanmıştı.
Ayrıca İbrahim Okur 17-25 Aralık'tan sonra adli kolluk yönetmeliğinin değişmesine "hukuk devletine aykırıdır" diye karşı çıkmıştı. Eğer o madde değişmese Sayın Bilal Erdoğan'dan başlayıp herkesi tutuklayacaklardı. Ben o zaman Okur'un buna niye karşı çıktığını hiç anlamamıştım. 17-25 Aralık'ta isteseydi İbrahim Okur ve arkadaşları illegalitede sınırı aşmış savcı ve hâkimleri görevden alabilirlerdi.  
Yine İbrahim Okur'un 2014 Ekim’indeki HSYK seçimlerinde Yüksek Kurul'a aday gösterdiği Yargıtay üyesi Mustafa Ateş 15 Temmuz sonrası tutuklanmıştı.
Hiç anlamadığım bir şey var: FETÖ hedef gösterdiği herkese saldırırken, fake hesaplarla, aktifhaber gibi siteler üzerinden karakter suikastı yaparken İbrahim Okur'a niçin hiç dokunmadı? FETÖ'cüler kendilerine en küçük eleştiri getirene bile operasyon çekerken Okur'u es geçtiler? Neden Okur'a FETÖ'cülerden tek bir saldırı bile olmadı? İnsan merak ediyor işte.
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609954 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/cem-kucuk/609954.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT