BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Euro 2016

Aptallar için 'İslam' kitabıyla 'Cihad'a gitmek

Ceren Kenar
Facebook
Yusuf Sarwar ve Muhammed Ahmed, geçtiğimiz mayıs ayında, doğdukları ve büyüdükleri İngiltere'den, Suriye'ye gittiler. Sebeb-i ziyaretleri o zamanki ismiyle Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), yeni ismiyle ise İslam Devleti (İD) adına savaşmaktı.
Suriye'ye gitmeden önce bu iki genç militanın hangi kitapları sipariş ettiğini tahmin edin diye soruyor, İngiliz siyaset yorumcusu Mehdi Hasan, New Republic isimli dergide yayınlanan yazısında. "Seyyid Kutup'un Yoldaki İşaretler eseri? Hayır. Veya Dünyaya mesajlar: Usama Bin Ladin'in beyanatları? Hayır.
Yusuf ve Muhammed, Suriye'ye gitmeden önce İslam for Dummies (Aptallar/Cahiller için İslam) ve Kur'an for Dummies (Aptallar/Cahiller için Kur'an) kitaplarını sipariş etmiş. Bu kitaplar esprili bir serinin parçası. Bahsi geçen konularda hiçbir altyapısı olmayan okurlar için, resimler ve basit anlatım ile o konuyu açıklayan kitapları içeren bir seri...
Yani Yusuf ve Muhammed, Suriye'ye "İslam adına" savaşmaya giderken aslında İslamı pek de bilmiyorlardı. Bu kitaplara ihtiyaç duymaları, bugüne kadar dinî bilgilerinin asgari düzeyin de altında olduğunu gösteriyor.
Vahşi bir görsel şov hâline getirdikleri korkunç infaz görüntüleri ile tüm dünyada haklı bir nefret kazanan İD'nin yayılmasını açıklamak için siyasi, sosyolojik, askerî birçok neden bulunabilir. Peki, İD için çatışanların motivasyonunu anlamak için nereye bakmak lazım? İslam'a mı?
İD, aslında bir grup seri katilden oluşan bir örgüt. Bu seri katillerin her birinin kendine özgü hikâyesi ve patolojisi var. Bu seri katiller sürüsüne bakıp, 1400 yıllık İslam geleneğine, tarihine, bilgeliğine dair sonuç çıkarmak mümkün mü?
Amerika'da okul basan ve otomatik makineli tüfekleri ile sınıf arkadaşlarını öldüren gençler, bir psikolojik vaka olarak değerlendiriliyor. Ki hakikaten de öyle... Peki, Fransa'da kalkıp Suriye'de sadist duygularını tatmin etmek için savaşan gençlerin motivasyonu, okul basan Amerikalı gençlerden farklı mı? Veya Meksika'da uyuşturucu kartellerine katılan, silahlı eğitim alan, işkence konusunda ihtisas yapan gençler, sosyo-ekonomik gerekçelerle izah ediliyor. Ekonomik eşitsizlik, sosyal dışlanma, eğitim gibi faktörler sıralanıyor. Bir yere ait olamayan genç erkeklerin, adolasan enerjilerinin yıkıcı bir dışa vurumu olarak görülüyor. Peki, İngiltere'nin bir banliyösünden kalkıp Suriye'de savaşan bir gencin halet-i ruhiyesi bundan farklı mı?..
Al Jazeera'da Ayşe Karabat'ın röportaj yaptığı, önemli Orta Doğu uzmanlarından Yezid Sayigh, şu cümleleri kuruyor, İD'nin yabancı savaşçıları konusunda: "Nereden geliyor olursa olsunlar, Çeçenistan ya da Çin ya da Avrupa, bunlar çoğunlukla ikinci ya da üçüncü kuşak göçmenler, yabancılaşmış ve kültürel anlamda dışlanmış kişiler. Fakat bir de azımsanmayacak başka bir kesim var; askerî hayattan hoşlanan, bundan heyecan duyan, aslında ABD ordusu ya da başka bir orduya katılabilecekken IŞİD'e katılanlar. IŞİD sosyal medyada çok güçlü mesajlar veriyor, kendi imajlarına epey yatırım yapıyorlar ve bütün bunlar dünyanın her yerindeki bu tip gençlere farklı geliyor. Hatta bazıları Müslüman kökenli bile değiller, ya da öyle bir arka planları yok. Bazıları meseleye 'dava' olarak bakıyor; emperyalizmle, Amerikalılarla, Irak ve Suriye'de yapılmış bütün o korkunç şeylerle savaşmak istiyorlar. 1930'larda Franco'ya karşı savaşmak için İspanya'ya giden binlerce Avrupalı gibi. O zamanlar bu, komünizm ya da uluslararası dayanışma adına yapılıyordu. Dünyayı değiştirmek isteyen ve bunun heyecan verici olduğunu düşünen insanlar. Bunun adına şimdi 'cihat' diyoruz ve Franco yerine Amerikalılar, Maliki ya da Esad ile savaşılıyor..."
Arap dünyasından gelen savaşçılar için ise şunları söylüyor: "Epey bir çeşitlilik var. Temel olarak bugünkü Irak'tan dışlanmış Iraklılar; özellikle Saddam Hüseyin'in yenilmesi, Baas Partisi'nin yok edilmesinden sonra. Aynı zamanda diğer Arap ülkelerinden, siyasal, ekonomik ve sosyal olarak ötekileşmiş olduğunu hisseden insanlar. Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Ürdün'ün alt sınıflarından gelen, çok fakir; çok fakir olmasa bile, kayıt içi ekonomiyi bırakıp kayıt dışı ekonomide çalışan ya da iş gücünü satmak için başta Körfez ülkelerine olmak üzere yüksek oranda göç eden insanlar. Burada milyonlarca insandan söz ediyoruz. Bu insanların bazıları militanlaşıyor ve çeşitli 'cihatçı' gruplara katılıyorlar. Fakir mahallerden, mülteci kamplarından ve varoşlardan geliyorlar..."
İD için savaşan militanların psikolojisini ve motivasyonunu açıklarken, dinî gerekçeler ve dindarlık zannedildiği kadar önemli bir rol oynamıyor.
Bu minvalde Mehdi Hasan, İngiliz istihbaratının davranış bilimi bölümünün 2008 yılında 'radikal İslam' adına terör faaliyetlerine katılan kişiler üzerine hazırladığı raporu hatırlatıyor. Raporda bu kişilerin aslında dindar bile olmadıkları ve çoğunun dinî vecibeleri yerine getirmediği vurgulanıyor. Aynı kişilerin dinî bilgilerinin son derece zayıf olduğu not düşülüyor. Ve hatta rapor, "köklü ve güçlü bir dinî kimliğin, şiddet içeren radikalizmden koruduğunu" söylüyor.
11 Eylül saldırılarını planlayan Halid Şeyh Muhammed ve 1993'te Dünya Ticaret Merkezini bombalayan yeğeni Remzi Yusuf'un aktif bir gece hayatı olduğu biliniyor. 11 Eylül saldırısını gerçekleştiren teröristlerin, saldırıdan önce Florida ve Las Vegas'ta striptiz kulüplerinde bu saldırı için moral topladığı not düşülüyor.
Bu kişilerin şiddetini meşrulaştırmak için İslami sloganları kullanması, bu şiddetin İslam'dan veya dindarlıktan kaynaklandığını göstermiyor yani.
Müslüman Kardeşler'in kurucusu Hasan el-Benna'nın torunu, kendisi de bir din adamı olan Oxford profesörü Tarık Ramazan'ın dediği gibi: "Kur'anda savaşa dair göndermeler de vardır, barışa dair unsurlar da. Çünkü Kur'an insanlığa gönderilmiş bir kitaptır, İslam insani olanı düzenler. Ve savaş da, barış da insana dairdir."
Mehdi Hasan şu notu düşüyor: "Müslümanların hepsi 'İslamcı' değil, 'İslamcılar'ın hepsi 'cihadcı' değil ve 'cihadcılar'ın hepsi dindar değil. Bunun aksini iddia etmek sadece maddi bir hata değil aynı zamanda ölümcül bir hata."
Şiddeti meşrulaştırmak için İslam'dan referans alanların meydana getirdiği ilüzyon, bu şiddetin gerçek kaynağını örtmek ile sonuçlanabilir. Aptallar için İslam kitaplarıyla "cihad"a gidenler, sadece bu dini hakkıyla yaşayan yüz milyonlarca Müslüman'ın hakkına girmiyor, aynı zamanda bu dünyaya dair epey gerçek sorunları da örtüyor. İslamofobiyi körüklüyor ve İslam-şiddet ilişkisini bir kısır döngüye hapsediyor. Ekonomik eşitsizlik, sosyal dışlanma, eğitimsizlik, yabancılaşma gibi asıl sorunların tartışılmasını engelliyor.

26.08.2014

582006 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ceren-kenar/582006.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Reklamı Geç
KAPAT