BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Tevhit ehlinin, putlarla mücadelesi hiç bitmedi

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook

PROF. DR.OSMAN KEMAL KAYRA
Karadeniz Teknik Üniversitesi
osmankemalkayra@gmail.com

Sapkınlığın tek sebebi vahyi dinleri tanımamak ve onlara alternatif beşerî dinler veya sanal mistik sistemler geliştirmektir.
Bir kuvvete inanmak ihtiyacı duyan insanlar, gördüğü, silip parlattığı, düşünce kırılan, önüne yemekler konulup sonra atılan “tanrılara” veya görmeyip gazabından ya da gücünden korkulan mevhum tanrılara, dahası hür tabiatta hayatı kendilerine dar eden vahşi hayvanlara tapmıştır.
Fetişizm ve animizmde objektif ve sübjektif karmaşası olsa da, insanlık birisine kutsal ruh iare ederken diğerinde spiritüalizmde septik metodu daha geçerli görmüştür.  Yani ruhi varlığın şüphesi odak noktası olmuştur. İnanç şüphe üzerinde sabitlenip tartışılmaz postulatlar gibi yüceltilirken, ilkeller hem “tanrılarından” korkmuşlar hem de bazen onları suçlayıp sorgulamışlardır. Kadere iman yerine hayvani irade ile direnmek esas olmuştur. İnsanı yöneten bu mevhum varlığın iradesi kader gibi kabul edilirken, ona direnmek ilkel bir kahramanlık payesi alma vesilesi gibi görülmüştür.
İlkel dinlerin çoğunda muğlak bir ruh varlığına inanılmakla birlikte, ruhun bekası veya ahiret âlemi yoktur.
İlkellerde hayvan-tanrıcılık en kolay inanıştır. Varlığı belli olan, her zaman görülebilen, zararlarından hiçbir zaman emin olunamayan canlı bir varlığa tapmak, hem esrarlı hem de caziptir.
Hâlâ izleri devam eden hayvan-tanrıcılık birçok ülkenin dini veya dini olmasa da tapınma törenleri yerine geçerlidir.
Hindistan’ın bazı bölgelerinde ineklere hâlâ kutsal gözüyle bakılırken, etlerini yemek de dinen yasaktır.
Hindistan’da timsah ve fillere, Finlandiya ve Kuzey Sibirya’da ayılara, Girit’te boğalara, Pasifikte kertenkeleye, Afrika’da aslan ve yılanlara tapılmıştır.
Hayvan kabile adları, hayvan adlarına dayalı ayların esas alındığı takvimler, hayvan başlı, insan vücutlu tanrılar, hayvani din ve inanışların göstergeleridir.
Türk halk edebiyatındaki “kuş donuna girme” veya hulul eski Yunan’da da vardır. Zeus kuğu kuşu kılığına girerken İo, inek kılığına girer.
İlkel Mısır’da Ra, bir yumurtadan kaz biçiminde çıkar, gökyüzü onun uçuşuyla aydınlanır.
Altay Türklerinde Tanrı Ülgen, beyaz bir kaz veya kuğu biçimindedir.
Hayvan-tanrıların gazabından o karar korkulmuştur  ki zafere gebe savaşlardan bile feragat edilmiştir: MÖ VI. yy.da Mısır’a saldıran İranlılar, savaş taktiği olarak Mısır ordularının önüne kedilerle fareleri yerleştirmişlerdir. Mısır ordusu tanrılara karşı savaşmamak için savaştan çekilmiştir.
Bazı güçlü tanrılar eksik kalan güç ve prestijlerini yanlarında hazır bulunduğu kabul edilen hayvanlardan alırlar: Zeus’un yanında kartal,  Athena’da baykuş, Apollon’un yanındaki kertenkele gibi.
İlkel Mısır’da tanrılar çeşitli hayvanlarla sembolize edilmişlerdir. Ptah ve Oziris,  apis öküzüne benzetilirken Hathor inek, Horus leylek, Ganeş fil, Toth maymun, Kepre pislik böceği kafalıdır.  Mesela Bastet kedi koruyucu tanrıçadır.  Kedi eski Mısır’da çok kutsaldır. Çok enteresan olan etkileşim şudur: Hayvan-tanrılar aslî tanrılara yardım eder ve onlara güç verirken, aslî tanrılar da onları korurlar(!)
Buto, kobra tanrıçasıdır. Tanrılar kobra vasıtasıyla insanlara sihir, büyü, tılsım güç ve kabiliyetleri aktarırlar.
Edjo, yılan tanrıçasıdır. Yılan, ejderha, kobraya birçok ilkel kavimde rastlanır. Bunlar hem esrarlı hem de öldürücüdürler.
Hatmehit, balık tanrıçadır. Mısır’da balık çok sevilirdi. Zengin sofralarının vazgeçilmezi balıktı.
Mut, akbaba başlı tanrıçadır. Akbaba leş yiyicidir. Sabır sembolü ve paylaşımcı olarak da bilinir.
Selket, akrep tanrıçadır. Akrep zehirli, öldürücü, esrarlı ve korkutucu bir zararlıdır.
Tanrıça İsis’in kutsal hayvanı da kobradır.
Bes, müzik, yemek ve eğlence tanrısı olup sakallı, cüce, komik ve tombuldur. Bir tanrıya izafe edilen vasıflara dikkat etmek lazım. Sanki diğer tanrıların soytarısı gibi bir tanrı!..
Kur’ân-ı kerimde de hayvan adlarına rastlamak mümkündür.  Bazı sûre-i celîleler doğrudan hayvan adlıdırlar. Bakara (inek, buzağı, sığır),  Nahl (arı), Ankebut (örümcek), Neml (karınca ) ve Fîl sureleri gibi... Sûrelerin bu adları, ihtiva ettikleri konuları itibariyledir. Mesela “Bakara” İsrailoğulları’nın kestikleri inekten bahsederken, En’âm adı ise koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinslerini belirten bir kelimedir.
Bu hayvan adlarının Kur’ân-ı kerimde geçmesi, bu hayvanların tamamen hayatın içinde olmalarından kaynaklanmaktadır. Hiçbir hayvana asla kutsallık izafe edilmemiştir. Hayvanlar kendi yerlerinde ve fonksiyonları ile zikredilmiştir. Eti yenen hayvanlarla,  gücünden faydalanılan hayvanlardan ayrı ayrı bahsedilir.  Aynı yenen diğer nimetler gibi. Çünkü Kur’ân-ı kerim hayatımızın içinde olup dünya çizgimizi tayin ederken,  ahretimizin de yol göstericisidir.
Hayatımıza renk katan, dünyayı bizimle paylaşan diğer hayvanlara da kitabımızda atıf vardır. Bunlardan bazılarından sakınılması ve etlerinin yenilmemesi de emredilmiştir. Hepsi bir hikmete mebnidir. Bu meyanda köpek, maymun, domuz, yılan, koyun, deve, at, katır, eşek, kurt, karınca, örümcek,  sinek, çekirge, bıldırcın, balık, kurbağa, kelebek, bit, kene, keçi, hüthüt adlarını da zikretmek gerekir. Yine tayr (kuş) , tâir  (Ebabil kuşları, İbrahim aleyhisselâmın ve İsâ aleyhisselâmın kuşları) ile “E’s-sebu” da aslan, kaplan, ve sırtlan gibi yırtıcı hayvanları temsil eden bir kelime olarak geçer.
İsrâiloğulları’nın Mısırlılarla olan dostlukları sebebi ile sığıra tapmaya sıcak bakmış olmaları düşünülebilir. Dolayısıyla gelen emir de sığırı kendi elleriyle kesip onun kutsallığını ortadan kaldırmak içindir.
Hazret-i Mûsâ Tûr Dağı’na çıkınca onun kavmi ziynet takımlarından böğürmesi olan bir buzağı edindiler.  “Görmediler mi ki o, onlara ne konuşuyor, ne de onlara yol gösteriyor. Onu ilah olarak benimsediler ve zalimlerden oldular.” Araf Sûre-i celîlesi-meali 148.
“Onun kendileri ile konuşmadığını ve onlara yol göstermediğini görmediler mi? Bu da aşırı sapkınlıklarından doğru bakışı ihmal etmelerinden onlar için azarlamadır.” Onu tanrı edindikleri zaman konuşamadığını ve sıradan bir insan gibi yol gösteremediğini görmediler de mi onun cisimleri, kuvvetleri ve kudretleri yaratan (Allah) olduğunu zannettiler. (Onu edindiler) kınamak için tekrar edilmiştir.  Yine onu tanrı edindiler “ve zalim idiler.” Eşyayı konması gereken yere koymadılar. Bunun için buzağıyı tanrı edinmeleri şaşılacak bir şey değildir. (Envâru’t- Tenzîl ve Esrâru’t- Te’vîl, Beydâvî Tefsîri, C.2 s. 286-287.)
HALK GALEYANA GELDİ
İnsanların sapkınlıkları sınır tanımazken tevhîd dininin yılmaz savunucuları nebi ve resuller bütün bu batıllarla hayatları pahasına mücadele ettiler. Hazret-i İbrâhîm putları kırarken şirke en büyük savaşı açmıştı. Kendisi “büt-şiken” (put kıran) olarak tanınır. Yıllar sonra Sultan Kanûnî’nin vezirlerinden, evvelen “Makbûl”, âhiren “Maktûl” İbrâhîm Paşa diye tanınan Pargalı nam kişi evinin bahçesine Avrupa’dan gelen birkaç antik heykeli dikince halk galeyana gelmiş ve bunun üzerine devrin şairlerinden Trabzonlu Figânî nam şairin şu beyti dillere destan olmuştur:
Dü İbrâhîm âmed be-rûy-i cihan
Yekî büt-şiken şüd dîger büt-nişân
Yani: Dünya yüzüne iki İbrahim geldi, biri putları kıran (Hazret-i İbrâhîm), diğeri ise put diken  (Vezir İbrâhîm Paşadır).
Bu arada reenkarnasyon (tenasüh) de önemli bir dalalet konusudur: Eski Mısır tanrıçası İsis’in reenkarnasyonla Kleopatra’nın içinde yaşadığına inanırlardı. Reenkarnasyonun başta Budizm olmak üzere bugün de bazı dinlerde yaşadığı bilinmektedir.
Katolik dünyasının Papaları da gizli bir reenkarnasyon baskısı altındadır. 451’deki Kadıköy Konsili “Aziz Petrus’un Papa Leo’nu ağzından iradesini bildirdiğini” ileri sürdü.  Aziz Leo I, Büyük Leo diye bilinen 440-460 yıllarında papalık makamında bulunan papadır. Aziz Petrus (öl. 64 veya 67) dâhil olmak üzere ilk 35 papa Liberius’a kadar (352-366) hep aziz unvanlıdır.  Daha sonra da bir hayli papa, aziz unvanını kullanmıştır. Hristiyan din adamlarının  papalığa geldikten sonra  kendi adlarını bırakıp  Leo, Pius , Benedictus, Paulus, Adrianus, Gregorius, Nicolaus, Anastasius, Jean Paul gibi adları edinip papa olduktan sonra bu azizlerin adlarını taşımaları düşündürücüdür.
VATİKAN’IN SAKLADIĞI ESER
Papalık “ Necronomicon’un Gizli Gerçeği” adlı kitabı niçin yasaklamıştır? Bu kitabın Vatikan’da saklandığı, bir kopyasının da İngiliz Müzesi’nde saklı tutulduğu söylenmektedir.  Bu kitabın bazı sayfaları basına sızdırılmış ve “Fenomen” adlı dergide yayınlanmıştır. Bu esrarengiz kitabı 8.yy’da Abdül al-Hazret yazmıştır. “The Hidden Truth of Necromicon” Konusu genelde büyücülük, sırlar vs. şeylerden bahseden “Çıldırtıcı Kitap” diye anılan bir eserdir.
İlkel dinlerden daha gelişmiş olmakla birlikte tevhîd akidesini kabullenmeyen bir diğer din salikleri de Sâbiîlerdir. Bunlar aya ve yıldızlara taparlar. El-Cezîre ve Harran’da yaşayan bu kavim, Yahûdîlik, Hristiyanlık ve Mecûsîlik gibi çeşitli dinlerden bazı inanışların derlenmesinden meydana getirilmiş bir sisteme inanırlar.
Arapçada “Sâbiî”, bir dinden çıkıp başka bir dine girenlere verilen bir isimdir. İbadet dillerini Süryanice olduğu söylenir. Onlar yıldızların büyük ruhları olduğunu kabul ederler. Yüceliği ulaşılmaz olan yaratıcıyı tanırlar ve ona ancak ruhlar vasıtasıyla ulaşılabileceğine inanırlar.
Zerdüştlükten evvel Farslar, Hristiyanlıktan evvel Rumlar, Sâbiî idiler. Kur’ân-ı kerîmde Hac Sûresi 17 ve Mâide Sûresi 69. ayetlerde Sâbiîlere atıf vardır.
İmâm-A’zam hazretleri bunların Hristiyanlardan olduklarını söylerken Keşşâf’ta  Sâbiîlerin, Yahûdîlikten dönüp meleklere ibadet eden bir kavim olduğundan bahseder…
Milel ve Nihal’de ise “Hak yoldan ayrılıp ruhaniyet üzerine yoğunlaştıkları için bunlara Sâbiî denmiştir” diye geçer. Onlar domuz, köpek, yırtıcı ve güvercin eti yemezler; sünnet yaptırmazlar.
Tevhîd dini dışında kalan bir diğer inanış da Yezîdîliktir. Yezîdîler (Ezdîler) şeytana tapan bir fırkadır. İbâdiye fırkasının kurucusu Abdullah bin İbâd’ın adamlarından Yezîd bin Enise’ye uyarlar. Kutsal yerlerinin en önemlisi Irak Lâliş’te bulunan Nûrânî dergâhıdır.
Güneş doğarken ve batarken ona karşı dönerek tapınırlar. Güneş doğunca onun ışığının ilk değdiği toprağı öperler.
Çarşamba günü Melek Tâvûs’un ve ilk insanın yaratıldığı gün olarak bilinir ve o gün tatil yapılır. Bu dinde şeytanın adını anmak haramdır ve öldürülme sebebi olabilir. Kadınlar saç kesmez ve erkekler sakal bırakmazlar. Başka din mensuplarıyla evlenen aforoz edilir ve öldürülebilir. Hristiyanlıktaki gibi vaftiz mevcuttur. İki kutsal kitapları vardır: Kitâb el- Celve ve Meshaf Reş.
Allâhü teâlânın yarattığı, akıl verdiği ve  rehber peygamberlerle yolunu  aydınlattığı insanlık, şaşılacak derecede dalalet bataklıklarına batmış, kendisine gönderilen Hak Kitapları -Kur’ân-ı kerîm hariç-  tahrif etmiş, kendi iradeleriyle sun’i dinler uydurmuşlardır. Hak din İslâmiyet bile Yüce Resulün buyurduğu gibi yetmiş üç fırkaya ayrılmış ve sadece Kitâb’a ve  Sünnet’e verese-i Resul olan Ehl-i sünnet âlimlerinin açıkladıkları gibi tabi olanlar ve bu  nurlu yoldan gidenler kurtuluşa ermişlerdir. Bu nimetin kadrini eğer bildiysek ve bu şerefe nail olduysak gece gündüz şükretsek azdır. Rabbimiz bizi bu mübarek yoldan ayırmasın.
Bir sonraki yazımızda tekrar buluşmak ümidiyle esen kalınız efendim.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
603094 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/603094.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Reklamı Geç
KAPAT