BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

HAÇLI SEFERLERİ’NDEKİ “YAMYAMLIK” Avrupa'nın asıl genetik hastalığı

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
K. Abdullah Bediroğlu
k.abdullah.bediroglu@gmail.com
 
 
Fransız Akademisi üyelerinden tarihçi Frantz Funck Brentano gibi ilim adamları, Haçlıların öldürdükleri Müslüman çocuklarını pişirip yiyecek kadar vahşileştiklerini anlatırlar.
 
 
Günümüzde Batı dünyasındaki teknolojik gelişmişlik ve ekonomik refahı görerek, Batı hayranı olan bazı gençlerimizin, sanat, kültür ve sosyal hayatta onları model aldığını, kendilerini onlara benzetmeye hatta onlar gibi yaşamaya çalıştığını üzülerek görüyoruz. Medenî olmak, her şeyden önce “insan olmak”, tüm canlılara merhamet ve müsamaha ile davranmaktır. Teknolojide gelişip, güzel ahlak sahibi olan milletlere medeni denir. Teknolojide ilerlemiş ancak güzel ahlaktan mahrum olan milletler ise zalim, aşağı ve hatta bazen hayvandan da aşağı olurlar.
Hristiyan Avrupa, tarih boyunca fırsat bulduğunda sadece Müslümanlara karşı değil, “kâfir” olarak gördükleri herkese karşı soykırım, katliam, zulüm ve vahşi bir kültürel asimilasyon uygulamıştır. Bunları içinden geçtiğimiz zor günlerde de hatırlamakta fayda var. Aşağıda sadece I. Haçlı Seferleri sırasında yaşananları, Hristiyan tarihçilerin ifadeleriyle aktarıp yorumu okuyucularımıza bırakacağız...
 
TÜRK ŞEHİTLERİN ETLERİNİ YİYEN HAÇLILAR
 
Vahşî hayvan sürülerinden farksız olan haçlı gürûhu 1096 yılında Anadolu topraklarına saldırdıklarında, İznik civarında yakaladıkları Müslüman çocukları parçalamışlar, etlerini şişlere geçirip ateşte kızartmışlar ve henüz pişmeden çiğ çiğ yutmuşlardı. Fransız Akademisi üyelerinden tarihçi ve kütüphaneci Frantz Funck Brentano’nun (ö.1947) “Les Croisades” isimli kitabında “Haçlı güruhu başlarındaki komutanlarından ayrıldıktan sonra hiçbir engel tanımıyorlar, (Müslüman) çocuklarını pişirmek için parçalara ayırıp şişlere geçirip kızarttıktan sonra dindarlara yediriyorlardı. Yetişkinlere ise korkunç işkenceler yapıyorlardı. İznik halkını şehirden atıyorlar, büyük bir ganimet ve hayvan sürüsüyle kamplarına dönüyorlardı” diye yazmaktadır. (Funck Brentano, “Les Croisades”, Paris 1934, s. 24.) Brentano eserinde Fransızların millî destan olarak kabul ettikleri “Chanson d’Antioche”den de şu tüyler ürpertici satırları nakleder: “Haçlılar Müslüman cesetlerinin derilerini yüzüp, bağırsaklarını çıkardıktan sonra, etlerini pişirip yiyorlardı.”
19. yüzyıl Fransız tarihçilerinden Michaud ise 5 ciltlik şümullü “Haçlı Seferleri” eserinin birinci cildinde mezalimi anlatmak için “Kalemimin yazmaya çekindiği bu tabloyu tasvir etmesini (Haçlı tarihçi) Guillaume de Tyr'e bırakıyorum” ifadesini kullanmıştır. Michauld, bu seferlere katılarak yaşananları günlükler hâlinde kaydetmiş olan Guillaume de Tyr’den şöyle nakletmiştir: “(Haçlı ordularının komutanı) Bohemond, yanlarında bulunan esir Türklerden birkaç tanesinin kendisine getirilmesini emretti. Önce yüksek rütbeli subaylar tarafından, yetişkin esirlerin kafaları kesildi; ardından büyük bir ateş yakılarak, parçalar hâline getirilmiş bu cesetler, büyük kazanlarda kaynatıldı. Bundan sonra da, ele geçirilecek Türklere aynı muamelenin yapılmasını emretti. Bohemond’un hizmetçileri kendilerine verilen emri aksatmadan yerine getirdiler.” (M. Michaud, Histoire des Croisades, Premiere Tome,1825. s.2)
Antakya'nın Haçlılar'ın eline geçmesinin ardından, Hristiyanların "dinsiz" olarak gördükleri Müslümanlara olan kin ve düşmanlıklarını gösteren bir diğer hadise de şehitlerin cesetlerine yaptıkları insanlık dışı olaylardı: “Hristiyanlar, (Müslümanlara ait) mezarlardan cesetleri sürüyerek çıkardılar, üzerlerindeki elbise ve takıları yağmaladılar. Ardından (ölülerin) başlarını keserek gövdelerinden ayırdılar. Bunlardan 1,500'ünün (kafasını) mızraklara geçirerek, gözyaşları döken Türker’e karşı sergilediler..." (Charles Mills, The History of The Crusades, Volume I, 1821,. s.185)
Haçlıların, Kudüs’e girmesinden sonra sivillere yönelik giriştiği katliam ise yürek parçalayıcı olmuştur. Michaud diyor ki: “1099 senesinde haçlılar Kudüs’e girmeye muvaffak oldular. Şehre girince, Müslüman ve Yahudi 70 bin kişiyi öldürdüler. Camilere sığınan Müslüman kadınları ve çocukları bile hiç acımadan öldürdüler. Sokaklarda sel gibi kan aktı. Ölüler yüzünden yollar tıkandı... Her yerde yatan cesetlere ve kanla örtülen insan uzuvlarına bakmak korkunçtu. Ve sadece parçalanmış cesetler ve kesilmiş kafalar kötü bir manzara teşkil etmiyor, baştan ayağa kana bulanmış galiplerin (Haçlıların) görüntüsü de ürpertiyordu.” (Historia Rerum in Partibus Transmarinis Gestarum. s.391 / A History of Deeds Done Beyond the Sea, Volume 1, s.372) Raymond de Agiles ise, savunmasız kadın ve çocukların sığındıkları Süleyman Mabedi’ne girdiklerinde yaptıkları katliamda ise bu kanın, Haçlıların dizlerine kadar çıktığını yazmaktadır: “Haçlıların merhamet ettikleri Müslümanlar boyunları vurulup hemen öldürülenler ve oklarla hedef alınıp surlardan düşenlerdi. Daha az şanslı olanlar işkenceye uğrayıp ateşte cayır cayır yakılmışlardı...”
Yukarıda yazılanlar, Avrupa’nın kendi dininden olmayanlara nasıl muamele ettiğinin küçük bir örneğidir. 100 milyon Amerikan yerlisinin vahşice imhası, on milyonlarca Afrikalının Transatlantik köle ticaretinde hayatını kaybetmesi, Afrika sömürge ülkelerinde yapılan katliamlar, Batılı ülkelerin nasıl bir dinî ve millî geçmişe sahip olduğunu gösteren çok açık ve inkâr edilemez yüzlerce misalden sadece birkaçıdır...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613014 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/613014.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT