BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

NATO üyeleri arasında ihtilafların çözümü

Diplomatik Muhakeme
Prof. Dr. Çağrı Erhan
Facebook
Doğu Akdeniz’de Türkiye ile Yunanistan arasında devam etmekte olan gerilime Fransa da savaş gemilerini ve savaş uçaklarını bölgeye sevk ederek dâhil oldu. Böylece, esasen çok uzun yıllardır devam eden Türk-Yunan deniz yetki alanları anlaşmazlığı konusu ikili olmaktan çıkarak yavaş yavaş çok taraflı bir görüntü arz etmeye başlıyor. Türkiye ile tek başına gireceği siyasi veya askerî bir mücadeleden başarı elde edemeyeceğinin bilincinde olan Yunanistan, bir yandan Fransa’nın -bu ülkeden savunma sanayii ürünleri alma taahhüdü karşılığında- Doğu Akdeniz’de desteğini almayı başardı diğer yandan da Avrupa Birliği üyesi olmanın avantajını kullanarak, diğer üyelerin kâğıt üstünde de olsa yanında yer almalarını temin etti.
Mesele özü itibarıyla egemenlik konusu olduğundan, Türkiye’nin ister tek başına Yunanistan’la, isterse tüm AB üyeleriyle toptan karşı karşıya kalsın, kendi egemenlik haklarından taviz vermesinin mümkün olmadığı ortada. Zaten en üst düzeyde yapılan açıklamalarla, ardı ardına ilan edilen NAVTEX’lerle ve donanma ile hava unsurlarının bölgedeki mevcudiyetiyle Türkiye bu pozisyonun ne kadar sağlam olduğunu muhataplarına göstermeye devam ediyor. Bununla birlikte, konunun bir de NATO’yu ilgilendiren bir boyutu var. 1996’daki Kardak / İkizce buhranından 24 yıl sonra, iki NATO “müttefiki” olan Türkiye ve Yunanistan bir kez daha çatışmanın eşiğine gelmiş durumdalar. Bu ise zaten kendi içinde ABD’nin ve Fransa’nın zıt yaklaşımlarından dolayı birkaç yıldır sıkıntılar yaşayan, Rusya’ya karşı takınılacak tavır konusunda henüz net bir anlaşmaya varamayan NATO açısından mutlaka bir an önce çözülmesi gereken bir durum olarak değerlendiriliyor.
NATO mevzuatı açısından bakıldığında -belki de müttefiklerin birbirleriyle “silahlı çatışmaya dönüşebilecek” bir gerilimi yaşamalarının ihtimal dışı olduğu düşünülmüş olduğundan- bu türden bir ihtilafın nasıl giderilebileceğine dair bir mekanizma ihdas edilmemiş. 1949 tarihli Kuzey Atlantik Antlaşması’nda (Türkiye ve Yunanistan’ın üyeliklerinden sonra da) müttefikler arasında savaşın, silahlı çatışmanın, birbirine karşı kuvvet kullanmanın veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmanın nasıl önleneceğine dair herhangi bir ifade yer almıyor. Bu türden bir durum söz olduğunda NATO’nun teşkilat olarak ya da NATO’nun diğer üyelerinin ayrı ayrı nasıl davranacaklarını düzenleyen hükümler de mevcut değil. Yani NATO, “muhal üzerine peşin hüküm kurmamış”.
Kuzey Atlantik İttifakı’nın kuruluş mantığı ve bugün de var olmaya devam etmesinin temel gerekçesi, müşterek meşru müdafaa. Bu da Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. Maddesine istinat ediyor. Ortak tehditlere birlikte karşı koyma, bunları caydırma, ya da üyelerden birine ya da birkaçına yapılacak bir silahlı saldırıya hep birlikte karşılık verme anlayışı NATO’nun belkemiğini oluşturuyor.
Her ne kadar İttifak üyelerinin siyasi ve iktisadi tutumlarında birbirleriyle uyumlu ve iş birliği içinde olmaları teşvik edilmişse de, her konuda bir ve benzer düşüneceklerine dair bir zorunluluk bulunmuyor. Yine de “üyeler barışçıl ve dostça ilişkilerin gelişmesine katkı yapacaklardır” cümlesi müttefiklerin birbirleriyle ilişkilerinin de barışçıl ve dostça olması gerektiğini icbar eden bir yön taşıyor.
NATO kurulurken hiç akıllarda olmayan, müttefikler arası silahlı çatışma ihtimali Kardak / İkizce meselesiyle su yüzüne çıkınca, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton bizzat Türkiye ve Yunanistan başbakanlarıyla telefonda görüşerek, gerilimin silahlı çatışmaya dönüşmesine mani olmuştu. İki ülke arasında bir daha benzeri durumlar yaşanmaması için hem ABD’nin hem de AB’nin teşvikiyle Eylül 1999’da New York’ta yapılan dışişleri bakanları İsmail Cem-Yorgo Papandreau görüşmesinden sonra, Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunları ve çözüm yollarını keşfetmeye dönük, istikşafi görüşmeler başlatılmıştı. Buna paralel olarak, kazaen bir savaş çıkmaması için de iki ülkenin askerî yetkililerinin de dâhil olduğu bir “güven artırıcı önlemler” paketi yürürlüğe sokulmuştu.
Yaz aylarında Doğu Akdeniz’de suların ısınmaya başlamasından sonra Almanya Başbakanı Angela Merkel’in AB dönem başkanı sıfatıyla Türkiye ve Yunanistan’dan talebi, gerilimi daha fazla tırmandırmamaları ve 2016’de beri yapılmayan istikşafi görüşmelere yeniden başlamalarıydı. Türkiye bu talebi kabul etti. Yunanistan ise, Mısır’la MEB anlaşması yaparak, gerilimi bir adım daha öteye taşıdı. O noktadan itibaren Türkiye’nin de kendi pozisyonunu muhafaza ve tahkim hamlelerine hız verdiğini gördük.
Yunanistan, perşembe günü NATO Genel Sekreteri’nin taraflar arasında çatışmayı önleyici teknik görüşmeler yapılacağına dair açıklamasını anlamsız kılmak için kışkırtıcı davranışlarını ve söylemlerini sürdürüyor. Bu da, Doğu Akdeniz’de gerilimin -geçici bir süreliğine de olsa- ortadan kalkmasına mani oluyor.
Peki böyle bir çatışmayı en fazla kim ister? “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” cümlesi büyük eleştiri alan Emmanuel Macron acaba boşuna mı Charles DeGaulle uçak gemisini bölgeye yolluyor?
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615187 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-cagri-erhan/615187.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT