BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

“DİRİ DİRİ GÖMÜLEN” PADİŞAH MASALI

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
 
Sultan I. Mahmud’un diri diri gömüldüğü; bundan haberdar olduğu hâlde yeni padişahın kılını kıpırdatmaması bir şehir efsanesi hâlini almıştır...
 
Sultan I. Mahmud, 1754 senesinde hasta hasta çıktığı cuma namazı dönüşü attan düşerek komaya girdi; iki senedir devam eden hastalıktan dolayı vefat etti. Tabiplerin camiye gitmemesi hususundaki ikazlarını dinlemedi; tarihçilerin tabiriyle “hem dinî hem de siyasi vazifesini yerine getirmekten çekinmeyip, bir manada büyük bir fedakârlık yaparak, hanedanının tarihteki karakteristik vasfını ortaya koydu.”
Eminönü’nde Yenicami türbesine babasının yanına defnolundu. Güya başında Kur’ân-ı kerim okuyan hafız, gece mezardan sesler geldiğini işitmiş; hemen koşarak saraya haber vermiş; ancak kızlar ağasının vaziyeti arz ettiği yeni padişah Sultan III. Osman buna kulak asmamış; üstelik hafız da ortadan kaybolmuştur. 1950 senesinde popüler bir tarih mecmuasında mehaz bildirilmeden “saray rivayetlerinden birine göre” diyerek anlatılan bu hadise, yeni eklemelerle dilden dile anlatılagelmiştir.
 
Miş, imiş!..
 
Baron de Tott’un hatıralarında, Sultan III. Osman’ın cenaze merasimini anlatırken, Türklerin canlı canlı gömme ihtimalini göz ardı ederek, ölülerini hemen gömdüklerini anlatır. Hatta ölü sanılıp diri gömülen birinin sonradan bağırdığını; fakat bu haberin kendisine ulaştırıldığı imamın oralı olmadığını anlatır.
Muhtemelen mübalağacı Baron’un anlattığı ve bu hikâye, Sultan I. Mahmud’a adapte edilmiş; Sultan III. Osman’ın onun kadar popüler olmaması bunda rol oynamış olsa gerektir. Çünkü Baron, Sultan I. Mahmud’un vefatını, Sultan III. Osman’ın vefatı gibi anlatmak hatasına düşer.
Hiçbir ciddi kaynakta geçmeyen, ancak bazı yerlerde Uzunçarşılı’ya mal edilse de, onun eserinde geçmez. Gerçi Uzunçarşılı’nın Sultan III. Osman hakkında hiç de hüsnü zannı yoktur. Padişahı, “Asabi, zayıf karakterli, sabırsız ve son derece de mütecessis” olarak tavsif eden Baron de Tott’a inanır. Rüşvetten katiyen nefret ettiğini söyler; ama buna dair aldığı tedbirleri kusur sayar. Padişahın cömertliğine dair tarihçi Vâsıf’ın sözünü reddeder; padişahı hasislikle itham eder.

Nuruosmaniye Camii
 
İnsaflı ecnebi
 
Modern Türk tarihçilerinin pek sevdiği, sözüne gözü kapalı inandığı Baron de Tott mübalağayı çok sever. Niyazi Berkes’e göre, asıl işi, Fransa tarafından işgal edildiği takdirde Süveyş dolaylarında lazım gelecek topografik bilgileri toplamak olan Baron, İstanbul’da yıllar yılı kalmasına rağmen Türkçeyi doğru dürüst öğrenmemiş; buna rağmen Türklerin ne kadar cahil, sersem, ahlaksız, şeref ve haysiyet hislerinden mahrum olduğunu rahatça iddia edebilmiştir. Beraber yaşadığı kişileri hakir gören, hadiseleri mübalağa eden, icabında yalan söylemekten kaçınmayan ve tarihî hatalar yapan biridir. (The Development of Secularism)
Uzunçarşılı’nın âdetidir; (Evliya Çelebi veya Gelibolulu gibi) her çeşit rivayeti, kendinden beklenmeyecek şekilde tarihi tenkide tabi tutmadan, “-miş imiş” diyerek nakleder. Kimsenin canını yakmamış; azlettiği sadrazamlar hakkında bile siyaset tatbik etmemiş merhametli bir hükümdarı, Baron’a inanarak katillikle itham eder. “Sık sık sadrazam değiştirmesinin sebebi, amcazadesi olan şehzadeleri öldürtmek için imiş” der.
Hâlbuki Lamartine der ki: “Elde delil olmaksızın eceliyle ölen yeğenini [Mehmed’i] zehirleyerek katlettiği söylenir. Kendisinin hiç çocuğu olmamıştır. Böyle bir hareketin ileride ona bir menfaati düşünülemezdi. Bunun hakikatle uzaktan yakından alakası yoktur.” Zaten 40 gün sonra padişah ölüp, tahta Mehmed’in kardeşi Mustafa geçti. Ne yazık ki, Lamartine, Uzunçarşılı’dan mantıklı ve insaflıdır.
 
Adı çıkmış
 
İşin aslı şudur ki, Sultan III. Osman, ağabeyi Sultan I. Mahmud ayarında parlak bir şahsiyet değildi. Asabi mizaçlı idi; kimseye itimat etmezdi. Tez canlı idi. Bununla beraber, bundan süratle dönmesini bilecek kadar alicenap idi. Sadarette sık değişiklikler yapmakla beraber, daima güzel ahlakı, malumatı, yüksek vasıflı zevatı işbaşına getirmeğe çalışmıştır.
Çok iktisatlı olduğu için, adı cimriye çıkmıştı. Rüşvetten ve yalandan nefret ederdi. Bu sebeple hasmı çoktu. Tarihlerde, son derece dindar, hayâ sahibi, fukaraperver olduğu anlatılır. Sık sık tebdil gezerek halkla konuşmaktan hoşlanır, ahalinin alışveriş ettiği sokak satıcılarının sattıkları şeylerden alarak, onların fikirlerini yoklar; milletin telakkilerine çok ehemmiyet verirmiş.
 
Uğursuz mu?
 
Sultan III. Osman çok dindardı. Sarayda yürürken, kadınların işitip odalarına çekilmeleri için pabucuna demir çaktırdığı anlatılır. Ağabeyi zamanında başlanan Nuruosmaniye Camii’ni tamamladı; kitaplarını da buraya vakfetti. Bugün hâlâ ayaktaki Ahırkapı Feneri onun zamanından kalmadır.
Tahta geçtiği zaman, çalgıcılara bekledikleri itibarı göstermemesi; sur içindeki meyhaneleri kapattırması; kadınların açık ve süslü elbiselerle gezmemesine dair fermanlar neşretmesi modernistlerin pek hoşuna gitmez.
Kısa süren saltanatında hiç harp olmamış; ancak yangınlar, veba ve Haliç’i donduran soğuk kış, milletin iflahını kesmişti. Eski zamanlarda bütün felaketlerden idareciler, ezcümle hükümdar mesul tutulduğu gibi, cahiller de padişahın uğursuzluğuna inanmıştır.
Bu sebeple Osmanlı tarihinde maalesef haksız yere menfi bir intiba uyandırmıştır. Adı geçen dedikodu da, padişahı, gözünü iktidar hırsı bürümüş bir gaddar gibi göstermek çabasından ibarettir.
 
 
 
ÖLÜ SANILIP DİRİ GÖMÜLENLER
 
Seneler evvel Adli Tıp dersinde yalancı ölümler bahsini okumuştuk. Hayat emarelerinin bir veya birkaçının yavaş yavaş durması hâlinde yalancı ölümden (apparent death) söz edilir. İç ve dış kanama, zehirlenme, kafa travması, kloroformla uyutma, donma, yıldırım ve elektrik çarpması, inhibisyon (şok) hâllerinde görülür. En çok da yenidoğan bebeklerde olur. Ender rastlanır; ama çok sayıda efsaneye mevzu olmuştur.
Meşhur âlimlerden Bediüzzaman Hemedânî’nin 398’de Herat’ta zehirlenerek vefat edip gömüldüğünü; gece ayılıp bağırdığını; sesi duyulup mezar açılıncaya kadar kabir şiddetinden yüz üstü düşerek vefat ettiğini İbn Hallikan anlatır. Tarihçi Medzoplu Toma’ya göre Emîr Timur da ölü sanılıp diri gömülenlerdendir. Kabrinden gelen kurt uluması gibi sesler bir zaman kesilmemiştir.
Esasen ölüyü hemen defnetmek sünnet ise de, füc’eten (aniden) vefat edenleri bir gün ve gece bekletmekte mahzur yoktur. Yıllar evvel bir mecmuada Ölü Sanılıp Diri Gömülenler başlıklı korkutucu bir tefrika neşredilmişti. Bir ahbabımızın babasının adı Ahretlik Hüseyin Efendi idi. Bu lakabın sebebini sorduğumda, musallada namazı kılınırken dirildiğini; yıllarca yaşadığını söylediler.
 
Ölüm efsaneleri
 
Fransa’da Winslow adında bir yazar, 1740’ta ölü sanılıp tabuta konmuş; dehşet içinde uyanınca, yaşadıklarını yazdıktan sonra 20 yıl yaşamıştır. Dr. Jean Bruhier d’Ablincourt, 1742 senesinde 122 adet yalancı ölüm efsanesi toplamış; herkesi korkuya düşürmüştür.
Meseleyle yakından alakadar olan Fransız Dr. Bouchut da 87 hikâyeden bahseder. Napoléon’un Rusya bozgunu esnasında bir general, başına aldığı bir yaradan dolayı ölüp gömülmüş; yaveri kendisini defnettikten 2 saat sonra uyanmıştı. General yaşamış; hatta kendisini bulan yaverinin cenazesinde bulunmuştu.
1845’teki bir isyanda öldürülenleri, Kral Louis Philippe görmesin diye sarayın bahçesine alelacele gömmüşler; Kral geçerken bunlardan biri dirilip çıkınca herkesi dehşete düşürmüştü.
 
Mezarda alarm
 
1792’de Almanya, İtalya, Fransa gibi memleketlerde hususi cenaze bekletme odaları (orbitoire) yapılmıştı. Almanya’da Weimar’daki çok meşhurdu. Cenaze bu odaya konup, ellerine ve ayaklarına, kımıldayınca dışarıdaki çanı veya zili çalan ipler bağlanırdı.
1900 senelerinde İngiltere’de, eski Roma’da olduğu gibi, ceset 6-11 gün bekletilmek suretiyle taaffün (kokuşma) meydana gelince gömülürdü. Yalancı ölüm korkusu sebebiyle Fransa’da 1923 senesinde öldükten sonra başının kesilerek gömülmesini vasiyet etmek moda olmuştu.
1948’de Paris şehir meclisi azası Huet, mevzunun ehemmiyetini bir celsede dile getirmiş, Paris hududu dâhilinde senede beş yüzde bir kişinin diri gömüldüğünü söylemişti. Fransız Medeni Kanunu’nun 78. maddesi, cesetlerin ölümünden sonra 24 saat bekletilmeden gömülemeyeceğine dair hüküm getirmiştir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615100 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/615100.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT