BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

ECDAT YADİGÂRI TÜRBELERİN HAZİN HİKÂYESİ

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Asırlarca tarihin sessiz şahitliğini yapmış türbeler, 1925 senesinde kapatıldı. İçlerindeki kıymetli eşya, ya yağma edildi, ya çürümeye terk olundu...
 
Tanınmış şahsiyetlerin mezarının üzerine tanıtıcı abidevi bina yapmak, çok eski bir an’anedir. İslâmiyet, ölülerin yıkanıp kefenlenerek toprağa gömülmesini emreder. Kabrin kaybolmayıp ziyaret edilebilmesi için etrafına taş dizmek, başına taş dikip isim, ölüm tarihi gibi tanıtacak işaretler dizilmesine izin verilmiştir.
Buna rağmen İslâm medeniyetinde zengin bir türbe mimari an’anesinin teşekkülü enteresandır. XVIII. asır sonlarında Arabistan’da zuhur edip, zamanla Suudi Arabistan’ın resmi mezhebi hâline gelen Vehhabîlik, mezarların basit ve tanınmayacak şekilde yapılması iddiasında olmuş; her çeşit türbeye ve türbe ziyaretine şiddetle karşı çıktığı gibi, mukaddes beldelerde meşhur ilk Müslümanların türbelerini de yerle bir etmiştir.
 
Türbe, bid’at midir?
 
Cenab-ı Peygamber zamanında türbe yoktu, türbe yapmak bid’attir, sözünü, ulema kabul etmez. İslâmiyet'te ilk yapılan türbe, Resulullah’ın medfun olduğu Hücre-i Muattara’dır. Bundan sonra ilk yapılan türbeler, Medine’deki Bakî Kabristanında, Resulullah’ın zevcelerinin kabirleri üzerine yapılmış olan kubbedir.
Cenab-ı Peygamber’in zevcesi Zeyneb binti Cahş, pek sıcak günde vefat etmişti. Halife Ömer, kabir kazılırken, cemaati güneşten korumak için, kabir üzerinde çadır kurdurdu. Çadır, uzun zaman kabir üzerinde kaldı. Bundan sonra, kabirler üzerine çadır, çardak; zamanla türbeler yapıldı.
İlk iki asrın âlimlerinden hiçbiri, türbelere karşı çıkmadı. Türbe yapmanın cevazına dair icmâ hâsıl oldu. Meşhur şahsiyetlerin üzerine türbe yapmanın faydası ölüye değildir. Kabir, ya cennet bahçesidir, ya cehennem çukurudur. Her iki hâlde de ölüye türbenin faydası yoktur.
 
Kabirleri mescid edinmeyin
 
Resulullah’ı Habeşistan’da ölülerin gömüldüğü kiliseler haber verildiğinde; “Kabirleri mescid edinmeyiniz” buyurdu. İbn Hacer Zevâcir’de bunun, ölüye hürmet maksadıyla veya kabrin üzerinde namaz kılınması hâline mahsus olduğunu söyler.
Fetava’l-Kübra’da, “Umumi kabristanda, mezar üstüne türbe yapılmaz. Bunları yıkmalıdır. Umumi olmayan mezarlıktaki türbeleri yıkmak caiz değildir” diyor. Görülüyor ki, vakıf olduğu ve yeri daraltarak başkalarının hakkına zarar verdiği için umumi kabristanda türbeye izin verilmemiştir. Bunu başka cihete çekmek doğru değildir.
Nitekim İbni Abidin der ki: Âlimlerin, seyyidlerin, velilerin, umuma vakfedilmiş olmayan yerdeki kabirleri üzerine türbe yapmak caizdir. Kabirleri üzerine sanduka, örtü, sarık sarmak; meyyite hürmete sebep olmak, hakaret edilmemek, gafillerin edepli olmaları için caizdir. Ameller niyete göredir.”
Demek ki, avamın bu şahsiyetlere sağlığındaki gibi hürmet etmesini temin; ayrıca ziyaret edenleri soğuktan, sıcaktan, yağmurdan, yırtıcı hayvandan korumak için türbe yapılır. Türbeleri ziyaret eden hem ruhuna okuyarak ölülere karşı vazifesini yerine getirmiş; hem de ibret alarak istifade etmiş olarak döner.
 
Ölülerden medet ummak?
 
Konya milletvekili Refik Koraltan ve 5 arkadaşının verdiği takrir üzerine 30.XI.1925 tarihinde kabul edilen 677 sayılı “Tekke ve zaviyeler ile türbelerin seddine ve türbedarlar ile bazı unvanların men ve ilgasına dair kanun” tekkelerle beraber, türbelerin kapatılmasını emrediyordu. Hilafına hareket edenler 3 aydan az olmamak üzere hapsedilecekti. Bu kanun, 1982 anayasasında, anayasaya aykırılığı iddia edilemez kaydıyla, inkılap kanunları arasında korumaya alınmıştır.
Şeyh Said İsyanı’nın hemen ardından, zamanın reisicumhuru 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı konuşmada, “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şendir (alçaklıktır). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır” sözüyle tekkelerin istikbaline işaret ediyordu.  (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri I-III, TTK. 1997, s. 235)
Ankara’ya döner dönmez, 2 Eylül 1925 tarihli kararname ile tekke ve zaviyeler kapatıldı. Refik Koraltan’ın takririnin kabulü ile mesele kanuna ve cezai müeyyideye bağlandı. Memleket sathındaki bütün türbeler kapatıldı; teberrükât eşyası ya yağma edildi, ya çürümeye terk olundu.
 
Türbeler açılıyor, ama ne için?
 
Tarihçi/gazeteci İbrahim Hakkı Konyalı, Konya’da şahit olduğu acı bir manzarayı 1944’te gazetedeki sütununa taşıdı. Öyle ki Selçuklu hanedanına ait türbede sultanlara ait kemikler toplanıp rastgele bir çuvala doldurulmuş; o gece köpeklerin bu çuvalı didikleyerek kemikleri kaptığı görülmüştü.  Hâdise infiale sebep oldu.
Muhalefetin giderek güçlenmesi üzerine, siyasi endişelerle dindarlara verilen tavizler cümlesinden olarak bazı türbelerin açılmasına izin verildi. 1947’deki CHP kurultayında konuşan Türkçü politikacı Hamdullah Suphi Tanrıöver, gençlere milliyet hissinin aşılanması için bazı türbelerin tamir edilip açılması lazım geldiğini söyledi. Yani mesele yine hürriyet değil, resmî ideolojinin menfaati çerçevesinde ele alınıyordu.
Şemsettin Günaltay, CHP giderayak, buna dair bir kanun teklifi verdi. 5.III.1950 tarihinde 5566/1 numaralı kanunla, türbeleri kapatan 1925 tarih ve 677 sayılı kanun tadil edildi. Maarif Vekâleti’nin teklifi üzerine kabine kararıyla türbelerin açılmasına müsaade edildi.
 
125 dendi, 25’te kaldı
 
Enteresandır ilk açılan türbe, Bayezid’de Reşit Paşa türbesidir. Ardından Gazi Osman Paşa, Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim, Bursa’da Osman Gazi, Orhan Gazi ve Çelebi Sultan Mehmed’e ait Yeşil Türbe açıldı.
Bunu takiben Mimar Sinan, Fatih Sultan Mehmet, içinde Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid’in de medfun bulunduğu Sultan II. Mahmut Türbesi, Bolayır’da Şehzade Gazi Süleyman Paşa, Kırşehir’de Âşık Paşa, Konya’da Selçuklu Sultanı Alaaddin ve Akşehir’de Nasreddin Hoca türbeleri devlet ricalinin iştirak ettiği merasimlerle açıldı. DP iktidarının hâsıl ettiği hürriyet vasatından istifade ile bazı din büyüklerinin türbeleri halk tarafından gayriresmî olarak açıldı. 125 türbe açılacak denirken, rakam 25’te kaldı.
Turgut Özal’ın talimatıyla 1990’da kanunda bir tadil daha yapılarak, 3612/5 sayılı kanunla türbelerin açılması için bakanlar kurulu tasvibinin alınması şart olmaktan çıkarıldı. Artık Kültür Bakanlığı’nın kararı kâfi idi. İlk olarak Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdai Türbesi açıldı. Bundan sonra türbelerin resmî ve gayriresmî açılışları devam etti. Eleman ve tahsisat kifayetsizliği veya alakasızlık sebebiyle hâlâ kapısında kilit bulunan Sultan Abdülmecid Türbesi gibi türbeler az değildir.
 
Kendine has türbe mimarisi
 
Türbe kelimesi ile Latince tümülüs ve İtalyanca tomba kelimeleri arasında irtibat kurmaya çalışanlar olmuşsa da, kelime Arapça türab (toprak) kökünden, türbet şeklinde Farsça’ya geçmiş; oradan Türkçe’ye girmiştir.
Kare, yuvarlak, çok kenarlı mekân üzerine yuvarlak veya sivri kubbeli türbeler İslâm coğrafyasının her tarafına yayılmış; kendine mahsus bir türbe mimarisi teşekkül etmiştir. Türklerde, mevta, türbenin altındaki mezar odasına konur; ikinci katta mezarın üzerine gelen yerde lahit veya sanduka bulunur.
Türbelerin, o mahalle halkı üzerine ciddi bir manevi fonksiyonu da vardır. Abdülhak Hamid’in Sultan Fatih için söylediği,
“Her dem sana açıktır, ebvâb-ı arş-ı rahmet,
Türbendir en azîmi, fethettiğin diyârın.
Beyt-i Hüdâya konmuş câhın metâf-ı eslâf
Durmuş başında bekler, bir kavim türbedârın”
şiiri, büyüklere ait türbelerin, millî şuurdaki mümtaz yerini çok güzel terennüm eder.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616331 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/616331.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT