BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Âlimlerin ayaklarının çamuru bize bereket olur Hocam!.."

"Yollar; sularını biraz çeksin. Çamurlu ayaklarımızla hane-i saadetinizi kirletmeyelim…"
 
Çiftçilik yapanlar; her yaştan insana pek ihtiyaç duyuyordu. İşlerin üstesinden gelebilmek ancak kalabalık nüfusla mümkündü. Çok insan; vaktinde kışa hazırlanmak demekti. Yoksa uzun ve ağır kış günlerine nasıl dayanılacaktı ki? Çark; at, öküz ve bilhassa insan kuvvetiyle dönüyordu. Çocukların ayakları yer tutmaya görsün; kuzu gütmekten başlayan uzun bir iş listesi onları bekliyordu. İhtiyarların kuşları kovma, tahıl bekleme, dibek, değirmen… Hülasa; iş çok, adam yoktu.
Çocuklardan birini medreseye verdiklerinde olabilecekleri düşünmek bile istemiyordu Koyunlucalı Ahmet Efendi. İki zıt hissiyat içinde kıvranıp durdu. “Bunlar da nereden aklıma geliyor? Sanki Numan’ımızı medreseye kayıt yaptırmış gibi bir hâl içindeyim. Ortada fol yok, yumurta yok. Ben de nelerle meşgulüm? Adamlar ayda yılda bir evimize gelecekler işi uzattım da uzattım? Ne olacak kör şeytan! Koyunlucalı aklını başına al!” diyerek eski medrese arkadaşına döndü.
- Muhterem hocalarım, hazırsanız gidelim. Hava düzeldi. Atlar koşulu ve arabam tam tekmil hazır.
- Farkındayım Koyunlucalı. Yollar; sularını biraz çeksin. Çamurlu ayaklarımızla hane-i saadetinizi kirletmeyelim…
- Estağfirullah Hocam! Âlimlerin ayaklarının çamuru bize bereket olur, rahmettir.
- Nerede o âlimler?
- Estağfirullah! Sonra yol kumsal olduğundan fazla bir sıkıntı olmaz.
- Peki, o zaman diğer hoca efendilere de haber vereyim.
- Herkes gelsin istiyoruz hocam.
- Bir bakalım! Müsait olanlar tabii…
- !!!
- Hadi bakalım Bismillah!
- !!!
             ***
At arabası, iki tarafı kavak ağaçlarının, bir bölük nefer gibi sıralandığı yemyeşil yollardan nazik misafirlerini incitmeden geçiyordu. Köylüler, buralarını pek severdi. Zülfadl ve çevresi tozlu, topraklı, sıkıcı köy hayatından uzak, medeni yerler sayılırdı. Güneş açmış olmasına rağmen hâlâ ortalık tenha, yer yer su birikintili, kısmen çamurlu bir yol üzerinde ilerliyorlardı. Küçük büyük bahçeler içinde derme çatma köy evleri, yanında tandır başı, uşaklar için ayrılmış odaları, sığır ve koyun ahırlarını, ot ve samanlıkları, binbir emekle yetiştirilmiş söğüt ve kavak ağaçlarının ihata ettiği sebze ve meyve bahçelerini seyrederek yol aldılar.
Araba; üstü açık avluda durdu. Gelen misafirleri karşılayan çocuklar, tek tek ellerinden öpüp ikinci  avlu kapısını açtı içeriye buyur ettiler. Toplu hâlde misafir odasının işlemeli ahşap kapısına doğru yürüdüler. Daha önce gelmiş olan köylüler; ayağa kalkıp hürmetle selâmlarını aldılar.
Her şey hazırdı. Misafir odasının ayaklığında sıcak su testisini elinde tutan küçük; kıpır kıpırdı.
- Aa Numancık!
- Hayır efendim! Ben kardeşiyim! Hoş gediniz...
- Hoş bulduk, Numancık’ın kardeşi. Testin senden daha büyük! Buna kuvvetin kâfi gelmez!
- Mühim olan zoru başarmak efendim! DEVAMI YARIN

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611086 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/611086.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT