BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

YUNANİSTAN’IN HİKÂYESİ

Yunanlıları; daha doğru bir ifadeyle Rumları, 1820’lerin başında Mora Yarımadası ve civarında Osmanlı Devleti’ne isyan ettirerek 10-15 yıl içinde önce muhtariyet sonra istiklal kazandıran kuvvet, Londra, Moskova ve Paris’tir.
II. Mahmud Hân’ın bu kopuşu; Yunan bağımsızlığını engellemek için verdiği olağanüstü müthiş gayreti görmeden bu Sultan hakkında bir şey söylemek, eksik değerlendirme olur. Gerçi Yunanlılardan önce Payitaht’a karşı Sırp ayaklanması vardır. Bu ayaklanma aynı zamanda Rumlara cesaret veren sebeplerden de biridir ama buna rağmen ana gövdeden asıl ilk kopan parça Yunanistan’dır.
Şu var ki o günkü Yunanistan ile bugünkü Yunanistan’ı aynı sanmamalı. Kopuş, mukadder olup da mani olunamayınca milletler arası andlaşmayla kurulması kabul edilen Yunanistan, Mora yarımadası ve çevresinden ibaretti. Bölgede bitip tükenmek bilmeyen kargaşaları, fırsat olarak kullanan bu kurgulanmış devlet, sürekli bir biçimde aleyhimize olarak toprak kazanıp bugünkü fütursuz ve şımarık coğrafyaya kavuştu.
Yukarıdaki “kurgulanmış devlet” sözümüz dikkat çekmiş olmalı. Yazının başında bu devleti, kimlerin kurguladığını yazmıştık. Bunun üç sebebi var:
Birincisi;
bu üç devletin ve daha birçok Avrupa devletinin Osmanlı Türkü’nün şahsında güttükleri İslam düşmanlığıdır.
İkincisi;
bu ve benzeri hami yani koruyucu devletlerin, Yunanlılara duydukları vefa borcudur. Yeni zamanlar Avrupası, eski Yunan ve eski Roma yani Greko-Latin medeniyeti üzerine inşa edildiğine inanır. Fikrî gelişimini beslediği inancıyla eski Yunanın devamı saydıklarına kendini borçlu sayar. Onun için türlü Yunan şımarıklıklarına katlanır.
Üçüncü sebep de Avrupa’nın “hîn-i hâcette lâzım olur” düşüncesiyle en doğusunda teşkilatlandırarak kapısına “devlet” yazma ihtiyacını duyduğu bir taşeron varlığa olan ihtiyacıdır.
Yunanistan, 19. asrın ilk çeyreğinde İngiltere; nâm-ı diğer Büyük Britanya, Çarlık Rusya’sı ve Fransa tarafından Osmanlı padişahına kan kusturularak Mora denilen küçük bir yarımada devlet yapıldı. Fakat az yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu kurgulanmış devlet, yerinde hiç durmayıp aleyhimize olarak 20. asrın ilk çeyreğine kadar sürekli genişledi.
Yunanistan’ın kuranlar için “hîn-i hâcette lâzım olur” yani ihtiyaç hâlinde işe yarar düşüncelerinin tecellisi İngilizlerin Hindistan Babür İmparatorluğu’nu yıktıktan yarım asır sonra aynı maksatla Osmanlı İmparatorluğu üzerine gelmelerinde yaşandı. I. Dünya Harbi’ni kaybetmemiz üzerine İngilizler, Yunanlıları İzmir’den Anadolu’ya çıkardılar. Nitekim günü gelince de gemilere doldurup tekrar kaçırdılar. Garbi Anadolu’ya çıkınca yaptığı zulüm ve kundaklamalar korkunçtu. Bunlara daha sonra “Yunan Mezalimi” denecektir.
Diğer yandan; İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilirken İngiliz yalnız değildir. Fransa, İtalya ve Yunanistan kendisiyle beraberdir. İngiliz ve müttefikleri, Osmanlıyı yıkmak için Yunanlıları Garbi Anadolu ve İstanbul’da manivela olarak kullandılar. Bu, şu demektir; Osmanlı Devleti, Konstantiniyye’yi fethederek Şarkî Roma’yı ortadan kaldırmıştı. İngilizler ve diğer Osmanlı düşmanları ise Türk milletinin dayanağı Anadolu ve Payitahtı’mızı işgal ederek intikam alıyordu. Nitekim, maksatlarına nail oldular.
Bizans’ın dirilişi Haçlı Batı’nın zihninden hiç çıkmamıştır. Bizde bazı gafiller, tarihin hakkını vermek isteyenlere “Yeni Osmanlıcılar” gibi abes bir laf ederler. Hâlbuki öbür tarafta çeşitli dünya merkezlerindeki Bizans Enstitüleri, büyük bütçelerle gayet sakin ve sessiz çalışmaya devam ediyorlar.
Bundan dolayı, Ayasofya’nın ibadete açılması Bizans diriliş rüyasına indirilen bir darbe oldu. İstanbul işgalden kurtarılmıştı. Tarihi arka planı okumadan bugüne dair yapılan yorumlar, yanıltıcı olur. Atina’nın Akdeniz’de gösterdiği hırçınlıklar, kendi fikri değil ona öğretilmiş roldür. Rolünü oynamaktadır. Hiçbir mantık, Yunanistan’ın sahillerimize kadar sokulmuş şu coğrafya maskaralığını makul göremez.
Türkiye ile işgalci Yunanistan arasındaki bugünkü mücadele tarihin emredici hükmü olarak bir muhasebedir. Ne ilktir ne de son olur. Bu mücadele 1820-1920 arasındaki haksızlıkların topyekûn ortadan kaldırılmasına kadar devam eder. Osmanlı Türk Devleti’nin II. Mahmud Han’ın imzasıyla tanıdığı Yunanistan bu Yunanistan değildir. Yunanistan, 1830 hudutlarına yani Mora’ya çekilmeden bu ihtilaf bitmez.
Şaşırmaya gerek yok!
Ne dediğimizin farkındayız.
Fark şuradaki bir gerçeği erken haber vermiş oluyoruz. Dediğimizi daha da şümullü söyleyelim:
-Yunanistan 1830, İsrail, 1948 kuruluş hudutlarına çekilmeden bu bölgede silahlar susmaz!!!..
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614865 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/614865.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT