BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

makale

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek: Hükümetlerin Ortalama Ömrü 18 Ay!

Tuğba Fırat
Facebook

Yunus Akdaş Bey’in başkanlığında Malatyalı İşadamları Derneği’nin (MİAD) ekonomi, siyaset ve iş dünyasından önemli isimlerin katılımıyla düzenlediği aylık toplantıların bu ayki konuğu Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Şimşek Bey’di. Toplantıda 2017 Türkiye ve Dünya Ekonomisi hakkında çok önemli açıklamalarda bulunan Mehmet Şimşek, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini tüm detaylarıyla iş adamları ve gazetecilerle paylaştı...

DURUP DURURKEN NEDEN BU DEĞİŞİKLİK DİYE SORMALIYIZ?

Aslında mevcut yapı sürdürülebilir değil. Bu yüzden biz bugünü baz almamalıyız. Sistemi kurgularken önemli değişiklikler yaptığımız zaman belki 10 yılları belki 100 yılları düşünerek sistem kurgusu yapmamız gerekiyor. 2007 sonrası aslında sistemde sürdürülemez bir yapı ortaya çıktı. Mevcut anayasa cumhurbaşkanı makamını vesayet siteminin çok önemli bir unsuru olarak kurgulamıştır ve ona göre bu makamı ciddi yetkilerle donatmış. Mevcut anayasaya göre cumhurbaşkanı sorgusuzdur, çok ciddi yetkileri vardır. Bakanlar kurulu kararlarının cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gerekiyor. Bütün atamaları, kanunları veto etme yetkisi, anayasa mahkemesine götürme yetkisi, rektörlerin tamamının atanması, yargının kısmen şekillendirilmesi yine cumhurbaşkanına mevcut anayasanın verdiği yetkiler. Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Eskiden cumhurbaşkanını zaten meclis seçtiği için bu yetkiler sınırlı ölçüde kullanıldı. Birtakım kaygılarla zaman zaman devreye giriyordu. 90’lı yıllar 2000’li yıllar böyleydi. 2007’de cumhurbaşkanını seçtirmeme çabası nihayetinde bir anayasa değişikliği getirdi. Bu anayasa değişikliğiyle ciddi yetkileri olan cumhurbaşkanını doğrudan doğruya vatandaşın seçtiği sisteme geçildi ve 5’er yıl seçilme imkanı tanındı. Şimdi düşünelim milletin en az %50’sinden daha fazla bir oyuyla seçilecek, hem iki dönem seçilebilir hem de bu geniş yetkilere sahip cumhurbaşkanının eskiden olduğu gibi sembolik bir cumhurbaşkanı kalmasını beklemek bence anlamsız. Bir de başbakan ve bakanlar kurulu var. Bu yapıda ileriki on yıllarda farklı bir siyasi eğilimden, farklı bir siyasi gelenekten bir cumhurbaşkanı olduğunu düşünün, zayıf bir hükümet, koalisyon olduğunu düşünün. Eğer ülkeyi götürmek istediği hedefler itibariyle bir ayrışma söz konusu olursa ki olabiliyor, Türkiye’de nasıl bir çatışma olabileceğini, sistemin nasıl bir kilitlenme noktasına gelebileceğini hayal etmemiz lazım. Yani bu sistem mükemmel de durup dururken değişiklik gündeme gelmiş değil. Bu sistemin mevcut haliyle sürdürülmesi gerçekten çok zor. İleride çok ciddi siyasi ve ekonomik yansımaları olabilecek. Darboğazlar sistemin kilitlenmesi riskini arttırıyor. Bu çok önemli.


BU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KUVVETLER AYRILIĞI GÖZETİLMEKSİZİN Mİ DİZAYN EDİLDİ?

Bazılarının ifade ettiği gibi bu anayasa değişikliği yasama, yürütme ve yargı özelinde kuvvetler ayrılığı gözetilmeden dizayn edilmiş bir düzenleme mi? Yoksa içeriğine baktığımız zaman küresel normlarla uyumlu bir düzenlememe mi?

YASAMA-YÜRÜTME

Şöyle bir bakalım, şu anda bir parlamenter sistem var. Daha doğrusu yarı parlamenter sistem. Parlamenter sistemde parlamento yasama, denetim görevini görür. Peki bu yeni anayasa değişikliğiyle birlikte parlamentonun görevi ne? Yasama tekeli yine parlamentoda kalmaya devam ediyor. Evet cumhurbaşkanın birtakım kararnameler çıkarma yetkisi var. Ama sınırlı alanlarda var. İkincisi meclisin yasayla düzenleme yaptığı alanlarda cumhurbaşkanı kararnameleri geçerli değildir. Yani yasalar ve meclis öncelikli. Dolayısıyla bu anlamda değişen çok fazla bir şey yok. Denetim noktasında bakanlar ve hükümetle ilgili gen soru hariç bütün denetim mekanizmaları bugün neyse devam ediyor. Peki neden gensoru kaldırılıyor? Çünkü yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildiği için kendi kabinesini, bakanlar kurulunu oluşturup, üst düzey bürokrasiyi şekillendirip, 5 yıllık icra için yola çıkacağı için, seçimin yapıldığı günden itibaren vatandaşın güvenoyuyla geldiği için, parlamento içinden çıkmadığı için, parlamentonun güvenoyu gerekmediği için, parlamentonun gensoru denetim unsuruna gerek kalmamıştır. Ama bunun dışında bütün denetim unsurları bugün ne ise yarın da devam edecektir. Bu yasama kısmı.
Hatta şu bile iddia edilebilir. Bugün çoğunluğa sahip parti hükümeti kurabiliyor. Çoğunluğa sahip parti mecliste bütün komisyonlarda da çoğunluğa sahip. Aynı şekilde genel kurulda da çoğunluğa sahip. Aslında yürütmeyle yasama önemli ölçüde iç içe geçmiş durumda. Yani bu anlamda bir ayrım bugün bile kağıt üzerinde, düşünüldüğü gibi bir ayrım yok. Ben 10 yıllık deneyimimden biliyorum. Aşağı yukarı çıkan yasaların %99’u aslında hükümetten gelen tasarılardır. Yani milletvekillerinin verdiği teklifler çok nadiren ancak hükümetin teşvikiyle olduysa bir şekilde komisyonlarda görüşülüyor. Bunları biliyoruz. Yeni dönemde aslında meclise hükümetin yasa teklif etmesi kaldırılıyor. Bütçe kanunu hariç. Bütçe kanunu dışında hiçbir teklifi hükümet getiremeyecek. Milletvekilleri, parti grupları kendileri meclisin gündemini ve yasaları şekillendirecekler. Yasama noktasında bir geriye gidiş yok, hatta bir iyileşme bile var denilebilir.

YARGI

Yargı sonuçta milletin iradesi ile şekillendirilmesi gereken önemli bir güç. Peki nasıl şekillenecek? HSYK’nın 13 üyesi olacak. Bunun 7 üyesini meclis nitelikli çoğunlukla seçecek. Nitelikli çoğunluk şu anda hiçbir parti için yok. Böyle bir durumda da kura ile seçilecek. 13 üyeden geriye kalan 6 üyenin 4’ünü cumhurbaşkanı doğrudan, 2’sini de dolaylı olarak yani adalet bakanı ve müsteşar atamasıyla belirleyecek. Bu dünyadan çok mu farklı? Hayır. Bazı Avrupa ülkelerinde sadece adalet bakanı atıyor, bazı ülkelerde meclis, bazılarında cumhurbaşkanı, bazılarında ise bunun karışımı. Dolayısıyla aslında sistemin dizaynında iddia edildiği gibi bir sorun yok. Her şey dönüp dolaşıp demokratik olgunluğa geliyor. Demokrasinin iyileşmesi ve bu kültürün gelişmesine yardım ediyor. Çift başlılık Türkiye için büyük bir tehlike. Bu anayasa değişikliğinin en büyük faydası icradaki bu çift başlılığı ve bunun beraberinde getirdiği risk ve krizleri ciddi bir şekilde önleyebilir olması.

CUMHURİYET TARİHİNDE HÜKÜMETLERİN ORTALAMA ÖMRÜ 18 AY!

Gerçekçi olalım. Bugün ben 65. Hükümetin üyesiyim. Şöyle bir bakın cumhuriyet tarihimize ortalama 4-5 yıl hükümetler yenilense bugün belki 20. hükümetten bahsediyor olmalıydık. Ama 65. hükümetten bahsediyoruz. Yani hükümetlerin ortalama ömrü 18 ay. 18 ay ömürlü hükümetlerin uzun vadeli bir perspektif ortaya koyması ne kadar beklenebilir, hadi yaptı diyelim bunu uygulayabilmesi gerçekten çok zor. Bu nedenle aslında iyi tasarlanmış, küresel normlara uygun bir cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Türkiye için yönetimde istikrarı sağlayabilir. Yönetimde istikrar başarı getirir. Ama bir şartla, reformla birleştiği zaman.
Geriye doğru bir bakalım. Rahmetli Menderes dönemi. Güçlü halk desteğiyle tek başına iktidara geldi ve reform yaptı. Türkiye büyük bir çıkış yaptı. Bu çıkış darbeyle sekteye uğratıldı. 70’li yılların sonunda Türkiye resmen iflas etmiş durumdaydı. Rahmetli Turgut Özal yine güçlü bir çoğunlukla geldi ve Türkiye’yi büyük reformlarla dışa açtı. Türkiye tekrar çok hızlı bir çıkış yaşadı. Bu yine 90’lı yılların başında sona erdi ve Türkiye tekrar çok sıkıntılı bir dönem yaşadı. 97 postmodern darbesi sorunları çözemedi. Durumları daha da karmaşıklaştırdı ve 2001’de çok derin, çok büyük bir kriz yaşandı. Bu Türkiye’nin bir gerçeği ve çok partili koalisyon yapılarında Türkiye’nin temel sorunlarının çözüldüğünü iddia etmek çok zordur. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi önümüzdeki on yıllarda Türkiye’nin bir takım sıkıntılarını gerçekten azaltabilir, bu zor coğrafyada karşı karşıya kaldığımız tehditlerle baş etme noktasında elimizi güçlendirir.
Hükümetlerin ortalama ömrünün 18 ay olduğu ülkelerde bürokrasi kendisini kalıcı hükümetleri, siyasileri geçici olarak görür. Bunu söylemezler ama işin özünde tavır, performans ve iş yapmaya yansıyor bu. Bürokrasi böyle bir yapıda ciddi bir ayak bağı olabiliyor. Yeni sistemle üst düzey bürokrasi çok fazla süreç gerekmeden şekillendirilebilecek, esneklik olabilecek. Mevcut personel rejiminin ötesinde belki de Türkiye’nin önünü açabilecek, hız ve etkinlik kazandırabilecek.
Cumhurbaşkanlığı sistemi durup dururken ortaya çıkmadı. 2007 yılında sistem köklü bir şekilde değişti. Bu sistem bu hâliyle sıkıntılara, krizlere gebe bir sistemdir. Sürdürülebilir bir sistem değildir. Ben bunu önemli bir reform olarak görüyorum.
            ***
Ülkemizin bugünü ve yarını için 16 Nisan çok önemli bir sürecin başlangıcı olabilir. Bu referandumda biz gençler çok önemli bir konumdayız. Ezberletilmiş suni söylemler yerine ülkemizin siyasi geçmişini iyi araştırıp, okumalıyız. Vereceğimiz her EVET oyuyla geleceğimize yatırım yapacağımızı asla unutmamalıyız. Bürokrasi ve siyasi çıkmazlarla boğuşan bir ülke yerine, biz gençlerin dinamizmini taşıyan siyasi bir yapıyla hayallerimize daha hızlı ulaşabiliriz.
(Başbakan Yardımcımız Sayın Mehmet Şimşek ile hem Batman’ın küçük bir köyünden zirveye uzanan ezber bozan başarı hikâyesini  hem de biz gençlere başarıya giden yolda tavsiyelerini konuşacağımız "EZBER BOZANLAR" röportajımız çok yakında. Kendisinden biz gençler için röportaj sözünü aldık :)

 

 

 

 

 

595799 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/tugba-firat/595799.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT