BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kötülük aşısı

Yücel Koç
Facebook
Covid-19'un ilacı yoktu...
Fayda sağlayan birkaç ilaç tespit edildi, lakin virüse yakalananlar kullanmakta tereddüt etti.
Çünkü, birileri aksi yönde propaganda yaptı.
Uzmanların görüşü o ki, ölü sayısını bu da tırmandırdı.
Belki amaç da buydu.
FETÖ gibi sinsi örgütler niye yapmasın ki!
***
Yakın zamana kadar aşı da yoktu...
Birden fazlası bulundu, fakat insanlar yine endişeli...
Niye?
Sebebi, dünyaya kötülüğün hâkim olması olabilir mi?
Bence öyle.
Bunlar güven meselesi.
***
Yeryüzünde insanlığı perişan eden topu topu bir gram virüs...
Ortaya çıktığı bölge şaibeli.
Öncesinde yapılan çalışmalar, açıklamalar şaibeyi destekler nitelikte.
"Yeni bir dünya kurmak için akıllı virüs ürettiler" iddiasını elbette kabul eden otorite yok ama, bu tezi adam akıllı çürütebilen de...
Hiçbir bilim adamı kesin delillerle "asla böyle bir şey yok" diyemiyor.
Dolayısıyla insanlık, bu salgına çare olarak ortaya konan çözümlere de endişeli yaklaşıyor.
Kaostan beslenenler ise durumu siyasi fırsata çevirmeye çalışıyor.
***
Böyle bir kötülük gerçek olabilir mi?
Virüse varana kadar neler görüyor bu gözler...
Şu son 20 yılda etrafımızda dönen vahşeti düşünün...
Bu mu uygar dünya?
Hatta uzağa gitmeyip, kendi ülkemize bakalım.
Toplumumuza en insanlık dışı saldırıları yapan terör örgütlerinin dahi birileri tarafından nasıl korunup-kollandığını görüyoruz!
Yahut hemen dibimizde tarihin en acımasız vahşetini sergileyen rejimin, devletlerin desteklediği teröristlerin yaptıkları ve bunları savunanlar...
İnsanlık nerede, medeniyet nerede, kul hakkı nerede, kanun-nizam nerede?
Bir kıyamet provasındayız sanki!
İşte böylesine kötülüklerin sardığı bir dünyada, insanlar aşıya da şüpheli bakar, ilaca da...
***
"Peki sen yapacaksın?" diye soracak olursanız...
Devletime güveneceğim.
O ne derse, onu yapacağım.
Virüsü bilmem ama, ben dünyada silahla, zorbalıkla kurulmak istenen yeni nizama karşı dimdik duran bir ülkenin vatandaşıyım.
Bu belki de en büyük şansım.
Başımdaki idarecilere de çok şükür güvenim var.
Nitekim toplumdan bir şey sakladıkları yok; faydayı da, riski de açık açık söylüyorlar.
Misal "Çin aşısı bildiğimiz en güvenli yöntemle yapılmış aşıdır. Kendimiz de test ediyoruz, inceliyoruz. Emin olunca aşılamaya başlayacağız" diyorlar.
Almanya'da keşfedilen ve dünyada pohpohlanan aşıya, yeni bir teknikle üretildiği için "Bize güvence verin" diye rezerv koyuyorlar.
Üstelik, bunu keşfeden iki Türk bilim adamı olduğu hâlde balıklama atlamıyor, imtina ile yaklaşıyorlar...
Maalesef 'küresel zihniyetin hizmetçisi" gibi hareket eden siyasi muhalefet burada da boş durmuyor, "Niye Alman aşısını getirmiyorsunuz?" diye toplumun kafasını karıştırmaya çabalıyor.
Akıl ve bilimin öncülüğünde, şüpheye yer bırakmadan hareket eden karar mercilerimiz ise bu istismarın ve propagandanın önünü almak için "Madem öyle o aşıyı da getiriyoruz. Lakin, firma bize güvence vermediği için, aşıyı yaptırmadan önce, rızanız olduğuna dair siz imza vereceksiniz" diyor.
Buyursunlar, imzayı atıp istedikleri aşıyı olsunlar.
Şu kadarını söyleyeyim; devletimin yetkilileri "Çin'in yaptığı, bildiğimiz tekniklerle üretilmiş daha güvenli bir aşı" demişse, ben buna bakarım.
Alakasız gibi görünebilir ama, Esad'dan, terörden, ülkesine karşı 'üst akıl'dan yana duranın aklıyla asla hareket etmem.
Buradan, Türk bilim insanlarının keşfettiği aşının zararlı olduğu anlaşılmasın.
Aksine, çok daha iyisi de olabilir.
Lakin, güven henüz oturmamış ise ve benim devletim de bunu açık açık benimle paylaşıyorsa başka kimsenin lafına bakmam.
 
************
 
Taciz ve ihanet anayasası CHP’liyi ne kadar etkiledi?
 
Aslında cevabını tahmin ediyorum ama yine de merak ediyorum.
Kamuoyu araştırma şirketleri önümüze koyar muhakkak.
Muhalif blok kamufle etmeye çalışsa da, son dönemin en büyük iki skandalıydı.
CHP, HDP, İyi Parti, Saadet iki yıl önce hazırladıkları anayasa uzlaşmasında Türkiye'yi 25'e bölerek özerkliği getireceklerini ortak metinle kayda almıştı.
Hapisteki terör örgütü borazanı Selahattin Demirtaş'a bugün bile canhıraş şekilde sahip çıkmaları duruşlarının değişmediğini gösteriyor nitekim.
Peki, bu tavır milliyetçi görünen İyi Parti ve muhafazakâr Saadet'in oyunu etkilemiş midir?
Yahut, aynı blokla hareket eden yeni partilerin!
***
CHP'lilerin bu ihanet anayasasını umursadığını zannetmem...
Ya son dönem, partilerinde ard arda patlayan taciz ve tecavüz skandallarını!
CHP'nin yüzde 25'lik kemikleşmiş tabanı, bu rezilliklerden dolayı partisine "Acaba" bile diyor mudur?
Hiç ama hiç zannetmiyorum...
Kamuoyu araştırmaları yapılsın, dilerim yanılan ben olurum.
Tahminim doğru çıkarsa, türlü bahanelerle AK Parti'ye küsenlere bir çift lafım olacak.
 
************
 
Cumhurbaşkanı’nın arkasına saklanmak
 
Her toplulukta olduğu gibi, AK Parti'de de hata işleyen yok mudur?
Elbette var.
Yanlış iş yapan eleştirilmez mi?
Elbet eleştirilir.
Nitekim, başta sosyal medya olmak üzere, pek çok mecrada bunu görüyoruz.
Yapmalıyız zaten.
Fakat dikkatimi çeken bir şey var; ettiği bir söz yahut verdiği bir karar yüzünden eleştirilere hedef olan kimi isimler "Aslında hedef ben değilim, partim, Cumhurbaşkanı’m" diye topu üzerinden sektirmeye çalışıyor.
Belki farkında, belki değil; arkasına saklanarak, aslında en büyük kötülüğü partisine, davasına ve Cumhurbaşkanı’mıza yapıyor.
Daha kötüsü, itham ettiği kişi ya da kişilerin, aslında kendi tabanı olduğunu da umursamıyor.
Oysa, gerçek dava insanları böyle olmaz.
Onlar, aksi bile olsa, hedefe kendilerini oturturlar ki, davaları zarar görmesin.
Bilmem anlatabildim mi?
 
**************
Veda bile edemeden...
 
Turhal'dan, çocuk yaşlarda tanıdığım bir büyüğümdü.
Hayatı kitapla, gazeteyle örülüydü –ki, babamla kurduğu aile dostluğu da buradan geliyordu.
Laf olsun diye değil, her satırı dikkatle okur, her kelimeyi sorgulardı.
‘Nuri Hoca’ deyince, aklıma yerleşen şablon buydu.
Sonra biz büyüdük, memleketten koptuk.
***
Kendisi yazar mıydı bilmem ama, dedim ya, iyi okuyucuydu.
Gün geldi, bizim de elimizin kalem tuttuğunu gördü.
Ara ara öyle heyecanla, öyle mutlulukla arıyordu ki;
- Yücel’ciğim, şu cümlenin ardından şöyle tamamlamışsın. Bu isabet olmuş.
- Bu kelimeyi şöyle kullanmışsın, böyle anladım, doğru mudur?
"Estağfirullah hocam, estağfirullah" çekerek tamamlardık genelde görüşmeyi.
O değerliydi, fikirleri değerliydi benim için.
Lakin şimdi büyük pişmanlıklarım ve derin hüznüm var.
***
Son konuşmamız üç ay kadar önce olsa gerek...
Eşi ağır bir rahatsızlık geçiriyormuş, "Geçmiş olsun"a aramıştım.
Üç hafta önce koronavirüse yakalandıklarını, tedavi altında olduklarını duydum.
Bir hafta sonra eşinin vefatını...
Durumunu bilmediğim için aramak yerine, başsağlığı mesajı göndermiştim.
Teşekkür ve dua ile cevap verdi.
"Kendisi biraz daha iyileşsin de öyle arayayım" diye düşünürken, üç gün önce vefat haberini alınca yıkıldım.
Şimdi "Keşke arayıp, son bir defa sesini duysaydım" diye yakınıyorum.
Ama iş işten geçti artık...
Geride kalan sadece pişmanlık.
***
Salgın başladığında “Sevdiklerinizle vedalaşın” diyorlardı ya hani!
“Yok canım, daha neler” falan demiştik hatta…
Ciddiye almadığımız o uyarıyı, şimdi daha derinden hissediyoruz galiba.
Sevdiklerimiz, dostlarımız, ağabeylerimiz, ablalarımız birer-ikişer eksiliyorlar hayatımızdan.
Sevdiklerimizle görüşmeyi sonraya bırakmamak gereken günlerdeyiz.
Rabb’im, Nuri Kapusuz Hocamı ve bu salgında ahirete irtihal eden bütün sevdiklerimize rahmetiyle muamele etsin, mekânları cennet olsun.
Ayrılığın olmadığı yerde, Peygamber Efendimizin şemsiyesi altında buluşmayı nasip etsin.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616853 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yucel-koc/616853.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT