BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Soner Yalçın yanıldı

Hasan Eren Ulu
Facebook
Türk basınında; yazdıkları ses getiren, düşünceleri millete yön veren birbirinden kıymetli kalemler “Kütüphâneler Haftası” münâsebetiyle çok değerli yazılar kaleme aldılar. Soner Yalçın da hafta sonu yayımlanan yazısında bu konuyu ele almaya çalışmış…
Fakat nasıl ele almaya çalışmak…
Osmanlının henüz ilk yüzyılında, kitaba verilen önemin tabiî bir sonucu olarak kurulan kütüphânelerden bahisle başlayan yazı, Fâtih Sultan Mehmed’in sıra dışı kişiliği ve kitap kurdu olmasıyla devam etmiş fakat hemen ardından yazarın sağ gösterip sol vurma gayretiyle bambaşka bir hâl almış…
Sadrazam Ali Paşa tarafından İstanbul dışına kitap çıkarılmasının yasakladığı, kütüphânelerde aklî ilimlere dâir kitapların yer almasının fetva yoluyla engellendiği, halkın bu girişimlerin ardından kitaptan ve kütüphâneden soğuduğu ve daha neler neler…
Bektâşi fıkrası gibi…
3. Ahmed dönemi sadrazamlarından Ali Paşa, yabancılara kitap satışını ve İstanbul dışına kitap çıkarılmasını yasaklamıştı. Fakat meraklı birisi, bunun sebebini sormaz mı?
 

Râgıp Paşa Kütüphânesi

“Yabancılara kitap satılmayacak”
 
Sadrazam Ali Paşa tarafından yabancılara kitap satışı ve İstanbul dışına kitap çıkartılması, İstanbul’da yaşayan yabancıların çok kıymetli el yazması eserleri satın alıp Batı’ya götürmeleri nedeniyle yasaklanmıştı.
Doğu’nun hikâyelerini “1001 Gece Masalları” başlığıyla Fransızcaya çeviren Antoine Galland, 1672-1673 yılları arasında İstanbul’da bulunmuştur. Galland “İstanbul’a Âit Günlük Hâtıralar” başlıklı kitabında, başkentte gördüğü çok kıymetli el yazmalarından bahsettikten sonra kendisinin de bu eserlerden satın aldığını ve Fransa’ya gönderdiğini yazmaktadır.
Osmanlılar tarafından henüz matbaa kullanılmadığı ve kitaplar el emeği ile çoğaltıldığı; ayrıca asırlık el yazmalarının İstanbul’dan çıkartılmasının başkentin prestijine darbe vuracağı düşünüldüğü için, sadrazamın bu konuda tedbir almaya çalışmasından daha doğal ne olabilir?
 
Fetva meselesi
 
1716 yılında Osmanlı ile Avusturya arasında meydana gelen Petrovaradin Savaşı’nda şehid olan Ali Paşa, ardında oldukça geniş bir kütüphâne bırakmıştı.
Soner Yalçın; Şeyhülislâm Ebû İshak İsmâil Efendi’nin, Ali Paşa’nın vakfettiği kitaplar arasında yer alan felsefe, târih ve edebiyata dâir eserlerin kütüphânelere konulmasına fetva vermediğini söyledikten sonra Osmanlıda bir daha kitaba ve kütüphâneye ilginin eskisi kadar olmadığını ifâde ederken tamamen yanılmıştır.
Her şeyden önce şeyhülislâmın verdiği fetva, Ali Paşa’nın vakfettiği kitaplar arasında yer alan felsefeye dâir kitapların teşhirine engel olmak içindi. Bu fetva, diğer kütüphânelerdeki kitapların ortadan kaldırılması için bir dayanak da teşkil etmemiştir. Üstelik gözden kaçan nokta; Ebû İshak İsmâil Efendi’nin edebiyâta meyilli olması ve “Naim” mahlasıyla şiirler yazmasıdır.
18. ve 19. yüzyılda yetişen Osmanlı münevverinin Doğu ile Batı’yı yakından tanıma gayreti, kitaba düşkün olması ve sözlü kültürün halkı aydınlatıcı etkisi, Osmanlı toplumunun kitap ve kütüphâne ile ilişkisinin kesilmediğini göstermeye yeterlidir.
Dar bir bakış açısı ile değerlendirilebilecek herhangi bir eylem, koca bir devleti tamamen suçlamak ve “İşte bu yüzden geri kaldık” demek için yeterli sebep değildir. Nitekim Ebû İshak İsmâil Efendi de yaklaşık bir buçuk yıl görev yaptıktan sonra azledilmişti.
 
Kütüphâneler
 
Osmanlı Devleti tarafından 18. yüzyılda modernleşme yolunda ilk girişimlerde bulunulmuştur. Batı’nın üstünlüğü ele geçirmeye başladığının anlaşılmasıyla modern eğitim kurumlarının temeli atılmış, burada eğitim verecek uzmanlar da İstanbul’a dâvet edilmiştir.
Bu çabaların doğal bir sonucu olarak 18. yüzyılda yalnızca İstanbul’da 17 kütüphâne açılmıştır. Üstelik bu kütüphâneler arasında Batılı gezginlerin sık sık ziyâret ettikleri ve eserlerinden faydalandıkları kütüphâneler de vardır.
Buralarda yalnızca İslâm dîniyle alâkalı kitapların bulunduğu safsatasını da bu seyyahların eserleri çürütmektedir.
Elbette kütüphânelerde İslâm’a dâir kitaplar da bulunmaktaydı. Bununla birlikte Osmanlı târihi üzerine önemli çalışmalara imza atan Joseph von Hammer ile Toderini, Ubicini, Mouradge d’Ohsson gibi isimler Hamidiye Kütüphânesi’nde yer alan İncil, Tevrat ve Zebur örnekleri ile târih ve edebiyat kitaplarını hayranlıkla anlatmaktadırlar.
 
Hamidiye Kütüphânesi
 
Zannetmeyin ki bu örnekler yalnızca Hamidiye Kütüphânesi ile sınırlı… Ayasofya, Râgıp Paşa, Âtıf Efendi Kütüphâneleri ve diğerleri de zengin ve çeşitliliği olan bir koleksiyona sahipti.
En iyisi yıllardır zihnimize şırınga edilen klişelerden sıyrılıp objektif ve eleştirel değerler ile fakat zamanı da anlamaya gayret ederek târihi okumaya çalışmak…
Yoksa geri kalmamızı, yalnızca bir fetvaya bağlayacak hâle düşeriz…
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
590903 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hasan-eren-ulu/590903.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT