BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Öldüğünde fayda vermeyecekse!..

Osman Ünlü
Facebook
İmânı olmayan bir kimsenin, günâhtan sakınması, harâma devâm eden kimsenin de, farzları yapması, âhirette işe yaramaz! Dünyâda ve âhirette saâdete kavuşmak için, doğru bir îmâna sahip olmak, sonra fıkıh bilgilerini öğrenip, bunlara göre amel etmek, cenâb-ı Hakkın dostlarını sevmek ve düşmanlarını tanıyıp, onlara aldanmamak lâzımdır. Müslümânlığın temeli, Allahü teâlânın birliğine ve Allahın peygamberi olan Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği emirlerin ve yasakların hepsini Allah tarafından getirmiş olduğuna inanmaktır. Emirleri yapmak ve yasak edilenleri yapmamak îmânın şartı değil ise de, yapmak ve yapmamak lâzım olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Böyle îmânı olmayan, yani Müslümân olmayan kimseye kâfir denir. Kâfirler, ne kadar iyi iş ve insanlara faydalı buluşlar yapsa da, âhirette azâbdan kurtulamaz. İbâdetler ve bütün iyi işler kıymetli ise de, bunları yapmak, bunlara îmânın yanında, ikinci derecede kalır. Îmân temeldir. İyi işleri yapmak, ikinci derecededir. Îmânın ve îmân ile birlikte olan işlerin dünyâda da, âhirette de, faydaları vardır, insanı saâdete ulaştırırlar. Îmânsız olan iyi işler, insanı, yalnızca dünyâda saâdete kavuşturabilirler ise de, âhirette faydası olamaz. Nitekim sûre-i İbrâhîmin 18. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Allah'a îmân etmeyenlerin yaptıkları faydalı işler, fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küller gibidir. Âhirette o işlerin hiçbir faydasını bulamazlar) buyurulmuştur. "Yaşlanan pek azdır" Senâullah-i Pânî pütî hazretleri buyuruyor ki: "Dünyâya fazla kıymet vermeyiniz. İnsanlar çoğunlukla çocukluğunda ve gençliğinde ölmektedirler. Yaşlanan pek azdır. Hepsinin ömrü kısa süren bir sabah rüzgârı gibi geçmektedir. Nereye gittiğini bilmezler. Kalan ise, bitmeyecek olan âhiret işleridir. Bu dünyâ lezzetleri sıkıntı çekmeden ele geçmiyor. O da az bir şeydir. Bu geçici ve az bir şey olan lezzetlere dalıp, ebedî lezzeti, âhiret saâdetini elden kaçırmak ve ebedî felâkete düşmek ahmaklıktır. Din ve dünyâ faydası bir araya geldiği zaman, tercihini din menfaatini öne almakta kullan. Dünyâda zâten takdir edilen şey insana ulaşır. Resûlullah efendimiz; (Maksadı âhiret olanın dünyâsına, Allahü teâlâ kefildir) buyurdu. Dünyâyı tercih edenin eline, bâzan dünyâ da geçmez. Böyle olanlar, dünyâda da âhirette de zarar eder." Hakîm Senâî hazretlerinin, sultanlarla görüşmemeye yemin etmesinin sebebi şöyle anlatılmaktadır: Sultan Gazneli Mahmûd, Hindistan taraflarını fethetmek için sefere hazırlanıyor ve asker topluyordu. Hakîm Senâî hazretleri de Sultan Mahmûd'a yazdığı bir kasîdeyi götürüyordu. Yolda bir meyhânenin önünden geçerken içerden birtakım konuşmalar işitir. Herkesin deli dediği bir dîvâne kendisine şarap dolduran kişiye; -Bir kadeh daha doldur. Sultan Mahmûd'un körlüğü için içeyim! der. O kimse; -Bu sözü doğru söylemedin. Yiğit ve büyük bir sultan için neden böyle söylüyorsun? der. O da; -Çünkü o, Allah'ın verdiklerine şükretmiyor. Bunca devlete sâhipken, bir memleket daha istiyor cevabını verir ve; -Bir kadeh de Hakîm Senâî'nin körlüğü için doldur der. O kimse; -Hakîm Senâî iyi huylu, bilgili, fazîletli tanınmış bir şâirdir. Neden böyle dersin? deyince; -Eğer o, bilgili, yiğit bir kişi olsaydı, dünyâda ve âhirette faydası olan bir işle uğraşırdı. O, her gün bir şeyler alırım ümidiyle Sultanın yanına gidiyor ve yaltaklık ediyor. O, işe yaramaz birtakım kâğıtlar doldurup ömrünü ziyân ediyor. Akıllı ve bilgili olan, ömrünü ziyân eder mi? Belki neden yaratıldığını düşünürdü. Eğer kıyâmet gününde ondan; "Ey Senâî! Bizim huzûrumuza ne getirdin?" diye sorsalar acaba ne mâzeret beyân edecek cevabını verir. Bu sözleri dışarıdan işiten Hakîm Senâî hazretleri, kendinden geçer ve gönlü dünyâdan soğur. Sultanların medhi için yazdığı kasîdeleri toplayan Dîvân'ı da suya atar. Hak yoluna girip, ibâdetle meşgûl olur. İnsanlar uykudadır... Seyyid Burhâneddîn hazretleri buyuruyor ki: "Hepimiz dünyânın bir gün yok olacağını, kendine sarılanları yalnız bırakacağını biliyoruz. Böyle olduğu o kadar açıktır ki, bunun için delil getirmeye bile hâcet yoktur. İnsanlar uykudadır. Öldükleri zaman uyanırlar. Fakat fırsat elden gider. Artık kaçırılan fırsatlara pişmanlığın faydası yoktur. Hiç geri dönme arzusu fayda verir mi? Gidenin geri dönmesi mümkün olur mu? Çünkü dün geçti, bir daha geri gelmez. Âhirette kurtuluşa erenler, haramlardan ve dünyâ sevgisinden yüz çevirip, hâlis bir niyet ile Allahü teâlâya dönenlerdir." Netice olarak insan, öldüğü zaman, kendisine fayda vermeyecek olan her işi terk etmeli, uzaklaşmalıdır. Eğer bir kimse, böyle yaparsa, ne zaman ölürse ölsün, zararda olmaz.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
298274 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/osman-unlu/298274.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT