BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İyi oynarsak Orta Doğu'da kazanan Türkiye olur

Prof. Dr. Çağrı Erhan
Facebook
İç savaşın yaşandığı Suriye'de halk, hayatlarını riske atarak daha güvenli bölgelere kaçıyor. Çocuklar ise ne olduğunu anlamadan tedirgin gözlerle olan biteni seyrediyor. OYUNCULAR İÇİN İTTİFAK KAÇINILMAZ Günümüzde küresel veya bölgesel bir güç Orta Doğu'yu tek başına şekillendiremeyeceğine göre, devletler arasında ittifaklar ve tutum birliktelikleri tabiatıyla meydana geliyor. Halkın yönetime etkili şekilde katılımının, dolayısıyla demokrasinin gelişmiş olduğu ülkelerde sadece iç meselelerde değil dış politikada da hükümetlerin neyi, niçin ve nasıl yaptığı konusunda kamuoylarını aydınlatmaları bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Milli hedefler ya da milli menfaat olarak tanımlanan olgunun neden öyle tanımlandığından tutun da, bu hedeflere ulaşabilmek için izlenen yolun niteliğine kadar dış politikada atılan her adım hakkında, demokratik hükümetlerin kendilerini oy vererek iktidara taşıyan, dahası takip edilen politikayı vergi vererek finanse eden kitlelere izahat verme mükellefiyetleri vardır. Elbette dış politikada şeffaflığı temin etmek zor bir iştir. Ulusal ve uluslararası iktisadi, sosyal, siyasal ve askerî dengelerin sürekli değiştiği, olağanüstü dinamik, bir o kadar da girift bir yapının varlığı göz önünde bulundurulursa, en demokratik ülkelerin hükümetlerinin bile dış politika söz konusu olduğunda daha az şeffaf davrandıkları görülmektedir. Çoğu hükümet dış politikadaki gelişmeleri kendi kamuoylarına bir "Kızılderili-Kovboy" mücadelesi şeklinde aktarmayı tercih etmektedir. İYİ VE KÖTÜ KARAKTERLER Hollywood ve Yeşilçam filmlerinin çoğunun ortak özelliği, "iyi" ve "kötü" adamların gayet net biçimde tanımlanmış olmasıdır. Seyirci olarak, "iyiyi" tutar, "kötünün" ise kaybetmesini istersiniz. Uluslararası ilişkiler, tabiatı gereği bu kadar net bir senaryoda cereyan etmez. İster küresel, ister bölgesel seviyede olsun uluslararası ilişkileri siyah ve beyaz olarak yorumlamak bizi yanılgıya sevk edebilir. Devletlerin yanı sıra, uluslararası örgütlerin, hükümet dışı kuruluşların, çokuluslu şirketlerin, çıkar gruplarının, sınır aşan suç şebekelerinin, hatta terör örgütlerinin ve bireylerin aktör olarak yer aldıkları uluslararası ilişkiler sahnesinde sergilenen oyunlarda, her zaman için "kötü" veya her zaman için "iyi" olarak nitelenebilecek karakterler yoktur. ÇİFTE STANDART ŞARTI Orta Doğu'da özellikle son iki yıldır yaşananları anlamaya çalışan iyi bir uluslararası ilişkiler okuyucusunun karşılaştığı başlıca zorluk, yaşanmakta olan olayları bütün yönleriyle ortaya koyan, tek yönlü bir bakış açısına sahip olmayan, objektif analizlere ulaşmaktır. Hangi yönetim biçimini benimsemiş olursa olsunlar, bütün hükümetler Orta Doğu gelişmelerini sadece kendi çıkarlarına göre değerlendirmektedirler. Kimileri evrensel değerlerden dem vursa da, aynı evrensel değerlerin dünyanın başka yerlerinde ayaklar altına alınması sırasında nasıl da sessiz kalmış oldukları hâlâ hatırlardadır. "Çifte standart" uygulamak modern uluslararası ilişkilerde bir istisna değil, kural haline gelmiştir. ASLA KABUL EDİLEMEZ... Mesela Suriye'de yaşananlar pek çok Batı ülkesi için asla kabul edilemez niteliktedir. Ama ekonomik krizin pençesinde olan AB ülkelerinin hiçbiri ya da başat güç olma vasfını giderek kaybeden ve son Libya harekâtında şahit olduğumuz gibi "perde gerisinden liderliği" benimseyen ABD, elini taşın altına koyup daha önce Kosova'da yaptıkları türden bir tutum içine girmemektedirler. Bunun yerine, Arap ülkelerini ve Türkiye'yi Suriye'ye karşı etkili önlemler almaya teşvik ve teşci etmek daha çok işlerine gelmektedir. Diğer taraftan, ABD'nin küresel gücünün azalmakta olduğunun farkında olan Rusya ve Çin, Orta Doğu'daki nüfuz alanlarını genişletme peşinde olduklarından, Suriye olayına tamamen farklı bir açıdan yaklaşmakta, Esad yönetiminin terör örgütlerinin saldırısına karşı meşru bir müdafaa yürüttüğünü ileri sürmektedir. Hal böyle olunca, Batılı akademisyenlerin ve think-tank yorumcularının kahir ekseriyeti koro halinde "Esad gitsin" türküsünü söylerken, Batı medyası da bu türküyü dünya toplumlarına ulaştırırken, onların Rus ve Çinli meslektaşları "Batı elini Orta Doğu'dan çeksin" demeyi tercih etmektedirler. Bu görüşe, Suriye'yi bölgede kendisi için tabii bir müttefik olarak gören İran da katılmaktadır. SADIK BİR İRANLI NE YAPAR? Şimdi bir süre için kendinizi rejime sadık bir İranlının yerine koyun. 1979'daki İslam Devrimi'nden başlayarak sürekli rejiminizin mükemmelliği konusunda "bilinçlendirilmişsiniz". ABD'nin kışkırttığı Saddam Hüseyin'in saldırısıyla başlayan Irak'la savaşınızda çok sayıda yakınınızı kaybetmişsiniz. Mezhebiniz icabı vali-i fakih ve merci-i taklid olarak benimsediğiniz "Ayetullah"ınız size ABD'nin büyük, İsrail'in ise küçük şeytanlar olduğunu söylüyor. En adil düzen olan İslam'ı dünyada hâkim kılmak için, ABD ve İsrail ile cihat halinde olduğunuza inanmışsınız. Uzun yıllardır beklediğiniz an gelmiş. İsrail'in sahip olduğu gibi, sizin de yakında atom bombanız olacak. Üstelik uluslararası alanda yalnız da değilsiniz. Batı'yla mücadelenizde, Rusya ve Çin size destek vereceklerini Suriye karşısındaki tutumlarıyla ispat etmişler... Böyle bir tablo içinde, New York Times ya da Wall Street Journal'de çıkan ve hükümetinizin politikalarını yerden yere vuran makaleler ne kadar umurunuzda olur? PASTAYA YAPIŞMAK Tabii ki, İran'da da mevcut rejimden rahatsızlık duyan ve zaman zaman sokaklara dökülen insanlar var. Ama elan bu insanların Mısır veya Tunus'ta olana benzer bir ayaklanmayı başlatabilecek güçleri olmadığı gibi, halkın çoğunluğu da rejime destek vermeye devam ediyor. Bir süreliğine de bir Rus'un yerine koyun kendinizi. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasını takiben son 90 yıldır Orta Doğu'yu yöneten Batılıları, dünyanın bu en stratejik bölgesinde dengeleyebilme ihtimaliniz doğmuş. Bölgenin siyasi haritası yeniden çizilebilir. Rejimler değişirken, bazı devletler yıkılıp, yeni devletler doğabilir. Çar Petro'nun rüyası gerçekleşebilir. Nihayet "sıcak denizlere" inebilirsiniz. Sofradaki pastadan en büyük dilimi siz almak istemez misiniz? "İnsan hakları elden gidiyor" diye önünüze gelen fırsatı geri mi çevirirsiniz? Yoksa tüm gücünüzle o "pasta"ya yapışır mısınız? WASHINGTON İÇİN İYİ OLAN Bütün bunları Orta Doğu'da yaşanmakta olanları anlamaya çalışırken, sahnedeki oyuncuları kategorize etmemeniz için yazdım. Söz konusu olan kötülükse, kendi halkına gözünü kırpmadan bomba yağdıran Baas yönetimi kadar, Filistinlilerin topraklarını gasbeden, milyonlarca insanı açık hava hapishanelerinde yaşamaya mahkûm eden İsrailli yöneticiler de, ülkelerindeki en ufak demokrasi talebini dile getirenleri derhal derdest eden bazı bölge ülkelerinin despotları da "kötü". Ama Washington zaviyesinden bakarsanız, kendileriyle dost oldukları sürece, İsrail ve diğer sadık müttefikler hep "iyi". Ya Tunus'taki Nahda veya Mısır'daki Müslüman Kardeşler'e ne demeli? Eğer Batı'yla iyi geçinmeyi ve İsrail'e karşı seslerini yükseltmemeyi kabul ederlerse, Washington için onlardan iyisi yok. Aksi takdirde, onlar da Esad ya da Ahmedinecad kadar kötü olarak derhal etiketlenebilirler. İNCE AYAR VE DIŞ POLİTİKA Türkiye'ye gelelim. Her oyuncu gibi, Türkiye'nin de bölgesel ve küresel hedefleri var. Ankara'dakiler de Orta Doğu'yu istedikleri gibi okuyorlar. Gelişmeleri kamuoyuna aktarırken bazı şeyleri öne çıkarıyor, bazılarını ise görmezden geliyorlar. Washington, Berlin, Beijing, Moskova, Riyad, Tel Aviv ve Tahran'daki yöneticiler nasıl kendi çıkarlarına göre hareket ediyorlarsa, Ankara'dakiler de onu yapıyor. Günümüzde küresel veya bölgesel bir güç Orta Doğu'yu tek başına şekillendiremeyeceğine göre, devletler arasında ittifaklar ve tutum birliktelikleri tabiatıyla meydana geliyor. İlginç olan Ankara'nın küresel ve bölgesel dostlarının yaptığı "iyi" ve "kötü" tanımlarının kendisininkilerle her zaman bire bir örtüşmemesi. Türkiye her adımını çok dikkatli atması gereken, bundan böyle yapılacak yanlış hesapların "ince ayarlarla" veya dış politika ilkelerinin yeni sürümlerinin yüklenmesiyle düzeltilemeyeceği hayati bir dönemecin eşiğinde. Akılcı davranır ve iyi oynarsa, bölgedeki gerçek kazanan Türkiye olur. Aksini düşünmek bile istemiyorum.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
525250 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-cagri-erhan/525250.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT