BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İSTANBUL ZİRVESİ’NİN ARDINDAN

Diplomatik Muhakeme
Prof. Dr. Çağrı Erhan
Facebook
Türkiye’nin ev sahipliğinde 14-15 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen 13. İslam Zirve Konferansı İslam ülkeleri arasında kimi konularda güçlü bir dayanışma arzusu olduğunu ortaya koyarken, bazı konulardaki görüş ayrılığını da su yüzüne çıkardı.

Üyeliği askıya alınan Suriye dışındaki 56 üye ülkenin çeşitli seviyelerde temsil edildiği zirvenin ardından yayımlanan İstanbul Deklarasyonu ve Sonuç Bildirgesi iş birliği ve görüş ayrılığı alanlarının net biçimde görüldüğü ana metinler oldu. Filistin halkıyla dayanışmanın güçlendirilerek devam ettirilmesi, terörizme karşı iş birliği, İstanbul merkezli bir İslam ülkeleri polis iş birliği ve koordinasyon merkezinin kurulması, üye ülkelerin kadın temsilcilerinden oluşan bir İslam İşbirliği Teşkilatı Kadın Çalışma Grubu’nun kurulması, İslamofobiyle mücadele, Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik saldırılarının kınanması gibi konularda görüş birliği vardı. Fakat iş İran’ın bölgesel politikalarına ve bilhassa Suriye, Yemen, Bahreyn ve Somali gibi ülkelerdeki tutumuna gelince, söz konusu görüş birliği ortadan kalktı.

Uzunca bir süredir Suudi Arabistan ile İran arasında yaşanan gerilim İstanbul Zirvesi’ne de damgasını vurdu. Riyad yönetimi, Zirve sonuç bildirgesinde hem Tahran ve Meşhed’deki Suudi diplomatik temsilciliklerine yapılan terörist saldırılar hem de İran’ın bazı İslam ülkelerinin içişlerine karışması yüzünden kınanması için büyük bir diplomatik çaba gösterdi. Zirve’ye katılan İranlı yetkililer ise bu ifadelere katılmadıkları gibi, doğrudan kendilerini hedef aldığını düşündükleri paragrafların Sonuç Bildirgesi’nde yer almamasını istediler.

Birleşmiş Milletler’den sonra en fazla üyeye sahip uluslararası örgüt olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın başta Orta Doğu olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerindeki sıkıntıların giderilmesi ve krizlerin çözülmesi için yeterince etkili olamamasının arkasında bu siyasi gerilim yatıyor. Dünyadaki ülkelerin dörtte birinden fazlasının üye olduğu Teşkilat kurulduğu 1969’dan bu yana sürekli olarak üye sayısını artırmış olmasına rağmen son 47 yılda küresel alanda büyük etki doğuran güçlü bir sesin yükseldiği bir platform olamadı.

Nasıl olsun ki? Teşkilatın neredeyse yarım yüzyıllık mazisinde İslam ülkelerinin bir bölümü doğrudan veya vesayeten birbirleriyle didişmeye devam ettiler.

Lübnan İç Savaşı, İran-Irak Savaşı, Irak’ın Kuveyt’i işgali, Körfez Savaşı, ABD’nin Irak’ı işgali, Arap ayaklanmaları gibi önemli bölgesel gelişmeler, İslam ülkelerinin gerçekten eğilmeleri gereken konulara odaklanmasını engelledi. Daha doğru bir ifadeyle, Teşkilatın kuruluş sebebini oluşturan Kudüs’ün işgalden kurtarılması ve Filistin’in bağımsızlığına kavuşması hedefi, her Zirve sonuç bildirgesinde tekrarlanan bir nakarata indirgendi.

Siyasi konulardaki anlaşmazlıkların giderilmesi mümkün olmadığına göre hiç olmazsa, başta mültecilerin durumu olmak üzere insani konularda daha fazla dayanışmanın ortaya çıkması söz konusu olabilirdi. Aralarındaki siyasi ayrışmanın bu kadar derin şekilde yaşandığı bazı ülkeler, ortak bir Kızılay kurulması dahil en insani konularda bile temkinli bir yaklaşım sergilemekten uzak durmadılar.

İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerinin çoğunun, İslam ülkelerinden daha ziyade Teşkilat üyesi olmayan ülkelerle çok güçlü siyasi, ekonomik ve askerî ilişkileri olduğu tartışmasız bir gerçek. Yönetimde temsil, insan haklarına saygı ve çoğulculuk konusunda birbirlerinden çok farklı tutumlara sahip hükümetlerin, en temel demokratik haklar konusunda bile bir çizgide buluşmaları imkânsız. Mezhep mensubiyetini taassup derecesinde dış politikasının özüne yerleştiren ve yüz binlerce insanı katleden zalim rejimlere göz yuman hükümetlerden, diktatörlüklere karşı iş birliği beklemek de aynı derece imkânsız.

İslam ülkelerinde yaşayanlar karşı karşıya kaldıkları haksızlıkların ve adaletsizliklerin faturasını mütemadiyen Batı ülkelerinin davranışlarına ve İslam âlemine yaptıkları müdahalelere kesiyorlar. Şüphesiz aklı başında hiç kimse, özellikle 19. Yüzyıldan başlayarak bu dış müdahalelerin ne kadar tahripkâr olduğunu inkâr edemez. İstanbul Zirvesi İslam dünyasında yaşanan derin problemlere, dışarıyı hiç karıştırmadan, içeriden çözümler üretilebilen bir toplantıya dönüşebilseydi İslam dünyasının geleceğine daha ümitli bakmak mümkün olabilirdi.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
591064 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-cagri-erhan/591064.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT