BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Bu Frenkler Böyledir"

Diplomatik Muhakeme
Prof. Dr. Çağrı Erhan
Facebook
Avrupa Parlamentosu’nun aldığı kararla birlikte Avrupa Birliği’nin Türk vatandaşlarına vize muafiyetini yokuşa sürmeye başlaması sürpriz olmadı. Vize muafiyeti ve geri kabul protokollerinin ilk imzalandığı Aralık 2013’ten bu yana çoğu AB ülkesinin vizenin kaldırılmaması için kırk dereden su getireceği belliydi. Sanki vizeler ezelden beri uygulanmaktaymış da, AB Türkiye’ye bir cemile yaparak kaldırıyormuş yahut Türk vatandaşlarının zaten 1973’teki Katma Protokol’den bu yana kazanılmış hakları yokmuş da, her şey 2013 protokolleriyle başlamış gibi bir tavır içine giren Brüksel’in niyeti mülteci kriziyle beraber netleşti. ‘Suriyelileri geri al, sana para vereyim ve vizeyi kaldırayım’ şeklinde özetlenebilecek etik dışı bir tutumu diplomatik pazarlık zanneden Avrupa Birliği devlet adamları aslında kendi getirdikleri öneriyi bile sulandırma arayışı içine girdiler.
Türkiye ile AB arasında vize konusunda yaşananlar tam 186 yıl önce Osmanlı Devleti ile ABD arasında yaşanan benzeri bir süreci aklımıza getirdi.
XIX. yüzyılın başında Akdeniz’de ve Osmanlı limanlarında ticari çıkarları bulunan ABD, İstanbul’a diplomatik heyetler göndererek, iki ülke arasında bir ticaret anlaşması yapılması için çaba göstermekteydi. Ticari kapitülasyonlar ihtiva eden bir anlaşma yapılabilirse, Osmanlı limanlarından mal taşıyan Amerikan gemileri de, benzeri anlaşmalara sahip bazı Avrupa devletlerinin sahip olduğu gümrük ayrıcalıklarından istifade edebilecek, İstanbul’da bir büyükelçilik açabilecekti. Osmanlı Devleti ise gerek anlaşmanın tek taraflı olarak sadece ABD’ye haklar sağlayacak olmasından, gerek zaten birçok ülkeye ayrıcalık tanınmışken, devletin daha fazla vergi geliri kaybına uğramaması niyetiyle bu taleplere yıllar boyunca karşı çıktı. 1827’deki Navarin felaketinde Osmanlı-Mısır müşterek donanması İngiliz-Fransız-Rus müşterek donanması tarafından yok edilince, Osmanlı-Amerikan ilişkilerinde yeni bir sayfa açıldı.
Ticaret anlaşması peşinde koşan Amerikalı diplomatlar yeni Osmanlı donanmasının kurulmasına ABD’nin yardımcı olabileceğini Babıali’ye iletince, Osmanlı Devleti her istediğinde savaş gemisi ve savaş gemisi yapımında kullanılabilecek malzemeyi ABD’nin satacağı garantisini alarak, ABD vatandaşlarına ticari ve adli ayrıcalıklar tanıyan bir anlaşma yapmayı kabul etti. Böylece 7 Mayıs 1830’da (14 Zilkade 1245) imzalanan Ticaret ve Seyrisefain Anlaşması’nın gizli maddesinde, ABD’nin Osmanlı Devleti’ne savaş gemisi satacağı ifadesi açık bir şekilde yer aldı.
Anlaşma’nın onayı için ABD Senatosu’nda yapılan görüşmelerde çok sayıda senatör gizli maddeye çeşitli gerekçeler ileri sürerek karşı çıktılar. Yapılan oylamada tamamen ABD’ye ayrıcalıklar sağlayan dokuz madde onaylanırken, gizli maddenin onaylanması reddedildi. Halbuki, uzun süre geri çevirdiği Amerikalı diplomatlarla Osmanlı’nın anlaşma yapmayı kabul etmesinin tek sebebi söz konusu gizli maddede yer alan düzenlemeydi.
Gizli maddenin onaylanmaması İstanbul’da büyük bir memnuniyetsizliğe sebep oldu. Bazı Osmanlı devlet adamları bu hâliyle anlaşmanın Sultan II. Mahmud tarafından onaylanarak yürürlüğe sokulmaması gerektiği görüşünü savunurlarken, aralarında Sadrazam’ın da bulunduğu bir diğer grup ise en azından ABD’nin İstanbul’da elçilik açmasına izin verilmesi gerektiğini, anlaşmanın toptan reddedilmesinin Amerikalılara verilmiş çok ağır bir cevap olacağını ifade ettiler. Sultan II. Mahmud ABD’nin sözünü tutmamasıyla ilgili olarak, bu yazının başlığına ilham veren o meşhur sözünü söyledi:
"Frenklerin âdetleri kendülerinin mukaddema (başlangıçta) söyledikleri sözden nükul etmeğe (caymaya) asla utanmazlar. Hemen kendülerine menafi’i olacak (kendi çıkarlarına olan) maslahat ne ise anı tervice bakarlar (onu tutmaya bakarlar)."
ABD’nin sözünü tutmaması sebebiyle Osmanlı Devleti anlaşmayı onaylamayı geciktirince, ABD Başkanı Andrew Jackson New Yorklu bir gemi mühendisini İstanbul’a yolladı. ABD Maslahatgüzarı da, anlaşmayı müzakere eden Amerikalı diplomatların yetkilerini aşarak bir gizli maddeyi metne eklediklerini, bu maddenin onaylanmasının mümkün olmadığı ama ABD Hükümeti’nin Osmanlı Devleti’nin donanmasını yeniden inşasına elinden geldiğince yardım edeceğini belirten bir senedi Reisülküttap Efendi’ye (Dışişleri Bakanı) verdi. Bu taahhüt üzerine Ekim 1831’de II. Mahmud eksik anlaşmayı onayladı. Yani Amerikalılar bir parmak balla, tamamen kendi çıkarlarına bir anlaşmayı yürürlüğe sokmayı başardılar.
Aradan uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen ‘Frenklerin âdetleri’ sizce değişmiş mi?
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
591462 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-cagri-erhan/591462.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT