BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Değişen dünyada Türkiye’nin misyonu

Prof. Dr. Kemal İnat
Facebook

Önce “değişen dünya” kavramına açıklık getirerek başlayalım…

Tarihe baktığımızda dünyada bazı alanlarda hızlı değişimler yaşandığı gibi, bazı şeylerin ise hiç değişmediği görülür. Mesela dünyada hep başka halkları tahakküm altına almak isteyenler, sömürgeciler ya da emperyalistler olmuştur. Hep savaşlar olmuştur, bu savaşların mağdurları da öncelikli olarak başta çocuklar olmak üzere hep zayıflar olmuştur. Zalimler-mazlumlar, ezenler-ezilenler, teröristler-şehitler ve terör kurbanları hep olmuş... Uluslararası ilişkilerin yürütülmesinde karşımıza çıkan temel formun hukuk değil, güç olduğu da değişmez bir gerçek. Bu açıdan bakıldığında dünyada değişen bir şey yok...
Değişen şeylere gelince, bazı şeyler çok hızlı değişiyor, bazı değişimler ise zaman alıyor. Mesela son yüzyıl içerisinde iletişim, ulaşım ve silah teknolojisinde yaşanan değişimler çok hızlı oldu. Buna karşılık dünya politikasındaki güç merkezlerinde yaşanan kaymalar çok daha uzun zaman alıyor. Pers, Roma, Abbasi-Emevi, Moğol ve Osmanlı’nın ardından son olarak Avrupa ve ABD tarafından temsil edilen Batı’nın uluslararası sistemde üstünlük kurması yüzlerce yıllık süreçler içerisinde oldu. Mısır, İnka ve Aztek uygarlıklarını çıkarmış olan Afrika ve Latin Amerika ise bu güç mücadelesinde uzun zamandır uykuda. Üstünlük Asya ve Avrupa arasında zaman zaman el değiştiriyor. Avrupa'nın bir uzantısı olarak ortaya çıkmış olan ABD de, son yüz yıldır bu mücadelenin parçası, son 30 yıldır ise en önemli aktörü olmuş durumda.
Batı’nın 200 yıldır devam eden üstünlüğüne karşı Asya’dan yeni bir başkaldırının yükselmekte olduğuna şahit oluyoruz. Önce Japonya’nın, ardından son 30 yıldır hızla büyüyen Çin’in ekonomik açıdan ABD ve Avrupa’ya yaklaşmakta oldukları görülüyor. Güney Kore, Tayvan, Endonezya ve Malezya da benzer şekilde yüksek ekonomik büyüme hızına sahipler.
Türkiye de son dönemde yaşadığı büyük sorunlara rağmen gerek ekonomik gerekse askerî açıdan gücünü artırmaya çalışıyor. Egemenliğini koruyabilmesi ve küresel aktörlerin kendi iç siyasetine yönelik müdahale ve manipülasyonlarını engelleyebilmesi açısından başka çaresi yok zaten. Dünya yeniden çok kutuplu bir sisteme doğru evrilirken Türkiye’nin kuracağı esnek ittifaklarla kendisine yönelecek tehditleri bertaraf etmesi gerekiyor. Ancak hiçbir müttefikine tam anlamıyla güvenemeyeceği için, bir yandan kendi gücünü tahkim etmesi bir yandan da dış politikasını çeşitlendirip yeni “dostlar” edinmesi gerekiyor. Yeni dostlar edinmesinin yolu da gerek bölgesindeki gerekse bölge dışındaki bazı “düşmanlarla” ilişkilerini yeniden gözden geçirmesini gerektiriyor. Rusya ve İsrail ile ilişkilerinde yaptığı bu revizyonları belki Tahran ve Bağdat ile de yapması gerekiyor. Çünkü aslında bu ülkeler de Türkiye gibi, dönemin "hegemonları"nın sürekli baskı ve müdahalelerine maruz kalıyorlar. Ancak Ankara’nın öncelikle bölgedeki bu muhataplarını, çatışma yerine iş birliği eksenli bir ilişki geliştirmeleri durumunda kendilerini başta PKK/PYD/PJAK ve DAEŞ gibi terör örgütleri olmak üzere bölge içinden ve dışından gelen tehditlere karşı daha kolay savunabileceklerine ikna etmesi gerekiyor. Bu çok kolay bir iş değil, ancak Orta Doğu sorunlarına kalıcı ve adil bir çözüm bulma konusunda da başka bir yol görünmüyor. Yoksa bizim bayramımız süresince insanlarımızın daha fazla “kurban” edilmemesi için ABD ve Rusya’dan gelecek ateşkes haberlerine bakmaya devam edeceğiz...
Emperyalizmin, sömürünün, müdahalelerin, katliamların değişmediği dünyada Türkiye’ye düşen temel görev halkının güvenliği, refahı ve huzurunun sağlanmasıdır. Bunu temin etmek için sahip olması gereken güce ulaşması yolunda kendisini engellemeye çalışanlara karşı her zaman uyanık olması gerekiyor. Kendi halkının bazı kesimlerinin kendisine karşı kullanılmasına karşı da etkili bir savunma mekanizması geliştirmesi gerekiyor.
PKK’nın, DAEŞ’in ve FETÖ/PDY’nin Türkiye içinde ve dışında yürüttüğü kirli propagandaya engel olunması bu savunma tedbirlerinin başında yer almalıdır. Kürtlerin bazı kesimlerinin PKK’dan, dindarların bazı kesimlerinin ise FETÖ ve DAEŞ’ten kurtarılması Türkiye’nin istikrarı açısından çok önemli.
Türkiye ancak bu şekilde hem kendi halkının huzur ve refahını temin edebilir hem de geçmişinde olduğu gibi, bölgesindeki başka halklara da güvenlik ve emniyet taşıyan güçlü bir devlete dönüşebilir...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
593268 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-kemal-inat/593268.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT