BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rüzgar gibi geçti!..

Rüzgar gibi geçti!..

Nereden aklıma geldi? Bilemiyorum.



Nereden aklıma geldi? Bilemiyorum. Bu haftaki yazıma koyduğum başlık Anglo-Saxon edebiyatının çok ünlü bir eserini, (Gone with the wind..) adındaki bir kitabını anımsadım. Fransızcaya “Autant en emporte le vent!..” diye tercüme edilmişti. Bizdeki çevirisi de bundan alınmıştır. Vaktiyle Clark Gable ile Vivian Leigh bu eseri beyaz perdeye yansıtmışlardı. Okuyucularım arasında bunu okumuş veya izlemiş olanlar eminim ki çoktur. Ama ben bunu seçimlerin çağrışımı ile anımsadım. * * * 18 Nisan seçimleri rüzgar gibi geldi, geçti. Neler getirdi? Neler götürdü? Şimdilerde sakin kafa ile oturup bunun bir envanterini çıkarmak gerekecektir. Ama önce kafaların şöyle bir dinlenmesi, fikir ve kanaatlerin billurlaşmasını beklemek yapılacakların en doğrusu olacaktır. Aslında bu, benim uzmanlık alanıma giren bir konu da değildir. Bunun dünya kadar hastaları ustaları vardır. Yazarsam bir seçmen sıfatı ile yazacağım. Öyle ya madem ki bu yaşımda tekleyen kalbimi dinleyerek dört sandık ile Karagöz perdesi gibi, sözüm yabana gizli oy yerleri arasında dört defa gidip geldim. Eve geldikten sonra da parmağıma sürülen boyayı çıkarabilmek için baş vurmadığım çare kalmadı. O halde seçim sonuçlarında benim de bir hakkım ve sorumluluğum var demektir! * * * Efendim bu defaki seçimler için söylenmedik, yapılmadık, yazılmadık hiçbir şey kalmamıştı. Seçim tarihi yaklaşıp aday listeleri belirlenmeye başlayınca liste veya ihtimal dışı kalanlardan oluşan bir küskünler ordusu kazan kaldırdı. Parlamento cadı kazanına döndü. Ama bir defa ok yaydan çıkmıştı. Geriye dönülemezdi. Dünyanın en karışık, en karmaşık genel ve yerel seçimlerini bir arada ve en mükemmel bir şekilde yaptık. Türk halkının sağduyusuna ve demokrasi inancına bütün dünya gibi bizler de sayın Demirel’in şapkası gibi şapka çıkarıp halkı selamlayarak kutlayalım! Bu bence seçimlerden çıkarılacak birinci ve en önemli sonuçtur. İkinci olay seçim sonuçlarının teknolojinin en ileri uygulamaları ile anında Türkiye ve dünya kamuoyuna bildirilebilmesi oldu. Bunu da İhlas Haber Ajansı ile TGRT beşbinden fazla bir mükemmel çalışma ekibi ile gerçekten muhteşem bir şekilde başardı. O gece sayın Dr. Enver Ören’in bu alanda çalışan arkadaşlarını kutlar ve çiçeklerle ödüllendirirken heyecanlı görüntüsünü hiç unutmayacağım!.. Güçlü adammış, bir ara heyecandan ağlayacak sandım. Kendini tuttu ağlamadı... Ama sanırım yalnız kaldığı zaman gizli gizli sevinç gözyaşları dökmüştür!... * * * Parlamentoya beş siyasi parti ile üç bağımsız milletvekili girebildi. Onların renkleri ve nisbetleri belli. Eğer geçmişlerde ne satanları ne alanları hiç de onurlandırmayan, hazin hatıralı otellerde, motellerdeki pazarlıklara bu sefer tenezzül edilmez ise -ki böyle bir olasılığı aklımıza bile getirmek istemiyoruz- Türkiye, üye sayıları birbirinden çok uzak olmayan beş siyasi parti arasından çıkarılabilecek siyasi iktidarlar ile yönetilecektir. Kimseler çıkıp da şimdilerde “Ben dedi idim..” gibilerden boş yere bilgiçlik taslamaya yahut şu veya bu şekilde bir marifet sergilemeye kalkışmasın!.. Eğer bir marifet var ise bu kuşkusuz doğrudan doğruya sağduyulu halka ve seçmene aittir. Seçmen bir siyaset hekimi gibi davranmış, oyunu öyle kullanmıştır!.. * * * DSP oylarını artırmaya mahkumdu. Günün siyasi konjonktürü onu gerektiriyordu. Nitekim beklendiğinden az da olsa öyle oldu. Sayın Ecevit’in eskilerden müdevver “Kara oğlan, Ak güvercin efsaneleri” hayli ilerlemiş yaşına rağmen etkili oldu. Öcalan’ın Kenya’lardan yaka paça yakalanıp Türkiye’ye getirilebilmiş olması olayını sayın Başbakan Allah için bir seçim malzemesi olarak kullanmaktan titiz bir şekilde kaçınmış olmasına rağmen oylarının artmasında bir etkisi olmasını doğal karşılamak gerekir. * * * Birçoklarımız Milliyetçi Hareket Partisi’nin yükselişini ve altı-yedi milletvekili bir farkla Parlamento’da ikinci sırada yer almasını bir sürpriz olarak değerlendirmek yoluna gittiler... İnanınız ki benim için bir sürpriz olmadı. Son zamanlarda Avrupa Sevdası ile sağdan soldan, AB mercilerinden, kendisine Avrupa Hükümeti süsü veren KOMİSYON’dan ve Avrupa Parlamentosu’nun kadınlı-erkekli şımarık ve küstah üyelerinden öylesine aşağılamalara maruz kaldık ve maalesef öylesine bir tahammül gösterdik ki, artık kendimizi toparlamamız ve milli benliğimizi belirtmek zamanı geçmek üzere idi. Zaten kendisini “Avrupa hükümeti” yerine koymak isteyen Komisyon, yolsuzluklar da dahil çeşitli nedenlerle düştü. Avrupa Parlamentosu bu Haziran’da yenilenecek. AB ile ilişkilerimiz bir başka zemin içinde yürütülecektir. Zaten AB giderek milli hakimiyetlerin bir pota içinde tedricen eritileceği bir kuruluş veya tasavvur olmaktan uzaklaşıyor. * * * Bu Meclisten çıkabilecek hükümetin teşekkül tarzı nasıl olursa olsun, dış politikamız hissedilir bir yeni saygınlık ve güvenilirlik kazanacaktır. Bundan bütün komşularımız ve özellikle Yunanistan’ın olumlu yolda etkileneceğini ve uzun vadeli çıkarları istikametinde Türkiye ile bir işbirliği içine gireceğini içtenlikle ümit ediyorum. * * * Seçimlerden herkes kendine göre bir “MESAJ” çıkarmak eğilimindedir. Benim öyle bir iddiam yok... Yalnız merkez sağ diye nitelendirilen iki partimiz de önemli kan kaybına uğramıştır. Hastalığın hem sebepleri hem ilacı bellidir. Sebep ne olursa olsun, aynı kökenden gelen bu iki siyasi parti için ilaç da bellidir. İlaç birleşmekten ibarettir. Olur mu olmaz mı orasını bilemem. Ama bildiğim, bu yapılmadığı takdirde bir dahaki seçimlerde ne birinden, ne ötekinden hiç bahsedilmez olacağıdır. * * * Siyasette kehanet olmaz!.. Ama bundan sonra ne şekilde olursa olsun üç parti bir araya gelmeden veya bir siyasi istikamet çizgisi üzerinde birleşmeden bir hükümet kurulamaz dersek bu da bir kehanet sayılmamalıdır!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT