BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hariçten gazel

Hariçten gazel

Bugünlerde gazetelerin “köşe”lerinde seçimler üzerine binbir yorum var.



Bugünlerde gazetelerin “köşe”lerinde seçimler üzerine binbir yorum var. “Hariçten gazel okuduğumu” düşünürsünüz belki amma iki laf da ben edeyim. Zaten hep hariçten gazel okumuyor muyuz? Önce bir fotoğraf... 19 Nisan tarihli gazetemizin ilk sayfasında bir fotoğraf vardı. Liderler sandık başında. Hepsi gülümseyerek -veya gülümsemeye çalışarak- seçim sandığına oy zarfını atarken çekilmiş. Birşey dikkatimi çekti. Kimi sağ elini kullanmış, kimi sol elini. Fotoğraflarda açıkça belli oluyor. Sırasıyla önce Tansu Çiller, sandığa oy zarfını atan eli sol eli. İkinci sırada Süleyman Demirel sağ eli ile oyunu kullanıyor, bir de “Besmele” çektiği not edilmiş. Ardından Bülent Ecevit sol eli, sonra Mesut Yılmaz sağ eli, ardından Recai Kutan sağ eli, ardından Devlet Bahçeli sağ eli, en son olarak Deniz Baykal sol eli ile sandığa uzanmışlar. Dikkatsizlik olabilir, farkında olmamak, önem vermemek olabilir, bu kadar meselenin arasında bu küçük ayrıntıya kim bakar denebilir. Ama benim dikkatimi çekti işte. Küçük ayrıntılar bazen büyük sebeplere dayanır. Bütün dediğimiz şey, ayrıntıların toplamı değil mi? Bu millet hayırlı, uğurlu olmasını umduğu işlere sağ eli ile başlar. Dinî kültürden kaynaklanan çok yaygın, çok bilinen bir âdettir bu. O kadar yaygındır ki, adeta “gayri ihtiyari” hale gelmiştir, “Besmele” unutulur da sağ el unutulmaz. Öyle pek dindar olmayan anneler bile, eğer şuurlu inkarcı değillerse çocuklarına “cici el” diyerek hep sağ eli kullanmayı öğretirler. Sağ el ile başlamak “Laik cumhuriyeti yıkıp devleti şeriat esaslarına oturtmak” gibi bir “sinsi emele” dayanmaz. Sağ el ile başlanan işler hep hayırlı mı olur, hep müsbet mi sonuçlanır? Hayır! Veya sol elle başlanan işte hep uğursuzluk mu olur? Hayır! Ama dinimizden gelen bu âdete uymak bizi rahatlatır, başlangıçların psikoterapisidir bu. Aynı zamanda Müslüman bir topluma mensubiyetin işaretlerindendir. “Solak” olmadıklarını bildiğimiz üç lider sandık başında sol elini kullanmıştır. Ecevit ve Baykal’ın sağı solu önemsemediğini; Çiller’in ise halkımızın kültüründe böyle bir sağ el anlayışı olduğunu bilmediğini düşünüyor insan. Her üçü için bir ihtimal de, seçim gerginliği ve telaş arasında sağlarını sollarını karıştırdılar. İnşallah böyledir. Zira gönül, milletin vekilliğine, hem de baş vekilliğine aday olanların milletin kültür unsurlarına saygılı olmasını, milletin başına geçenlerin milletin imanından kopmamış olmasını arzu ediyor. Şükür ki yine aynı günkü gazetemizin iç sayfalarından birindeki sandık başı fotoğraflarında, ön sayfada sol elini kullananlar bu defa sağ elini kullanır görünüyordu. Herhalde sağı solu karıştırdılar, bir onu, bir bunu kullandılar diyerek gönlümü rahatlattım. Gelelim sandıktan çıkanlara... DSP beklenen bir çıkış yaptı. Bu çıkışın büyük ölçüde Bülent Ecevit’in dürüst şahsiyetine duyulan güvenden kaynaklandığı malum. DYP’nin, ANAP’ın, FP’nin sandalye sayılarındaki düşüşe üzülmemek mümkün değil. Yalnız hiç değilse, Nevzat Yalçıntaş, Ali Naci Tuncer, Ali Coşkun, Nazlı Ilıcak, Saadettin Tantan... gibi şimdiye kadarki hizmet ve faaliyetleriyle kendilerini ispatlamış, sevilen, sayılan, kıymetli bürokratların ve fikir adamlarının Meclis’e bu partilerin bayrağı altında girmiş olması insana teselli veriyor. Ve elbette bütün gözler MHP’de... Rahmetli Türkeş hayatta olsaydı bu sonuca ne kadar sevinirdi? 4 Nisan günü New York’ta Amerika Türk İslâm Ülkü Ocakları’nda Türkeş’in ölüm yıldönümü dolayısıyla yapılan toplantıda MHP’nin oylarını artırıp barajı geçeceğinden bahsetmiştik. Hepsi bu kadar. Herkesin arzusu buydu. Fakat kimse bugünkü sonucu beklemiyordu. Gönül istiyor ki BBP de yıllar önceki hatayı telafi edip MHP çatısı altında birleşsin. Bizim sözlüğümüzde neden “birleşmek”ten ziyade “ayrılmak” yer tutuyor? İşte halk, seçime giren 21 partiyi 5’e indirdi. Seçimin en büyük mesajı: Türkiye’ye 5 parti (hatta 4) yetip artacak. MHP’den ayrılan Türkeş ailesinin fertlerinden bazı beyanatlar okudum gazetelerde. “MHP artık Türkeş’in partisi değildir. MHP’liler kullanılıyor, kullanılan insan ülkücü değildir” vesaire. Bu açıklamalar bana 1993 yılında Türkeş New York’a geldiğindeki ziyaretimizde söylediklerini hatırlattı. MHP’den ayrılmaların olduğu zamandı. Ayrılanlara kızgındı. Demişti ki: “Millet olarak iki büyük kusurumuz var. Birbirimizi kıskanırız ve beraberlik sağlayamaz, parçalanırız.” Türkeş ailesi fertlerinden duyulan sözleri esefle karşılıyor, onlara Ferit Kam’ın bir beytini hatırlatmak istiyorum: Susmakta da bir başka belagat vardır, Söz bilmez isen susmayı öğren bari.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT