BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Annesi düş kırıklığına uğramıştı...

Annesi düş kırıklığına uğramıştı...



vlenmeye karar verdiklerini, ilk önce Selma açacaktı annesine. Tarık da duruma göre kendi ailesine müjdeyi götürecekti. Ama bu konuda hiçbir endişeleri ve kaygıları yoktu. Bir gün evleneceklerine mutlak gözüyle bakıyorlardı. Evlilik en yüce makamdan buyrulan en yüce bir kuruluştu. O gün güneş ufukta bir kaybolup bir çıkıyordu. Güneşle birlikte Selma’ların oturma odasının pencere camları da bir yanıp, bir sönüyor gibiydi... Babası işte, kız kardeşi Hülya okuldaydı. Kendisi de o gün izinliydi... Annesi elindeki bir örgüyle uğraştığı sırada, pencereden dışarıyı seyreder görünen Selma da Tarık’la uğraşıyor; sözünü ettikleri konuya nereden ve nasıl gireceğini kestirmeye çalışıyordu. Sıkıntısından parmaklarını birer birer ağzında gezdiriyor, tırnaklarını dişliyordu. Oysa ki parmaklarını ağzına sokmak, hiç alışkın olduğu bir hareket değildi. Hem tırnaklarını kemirenlerden de nefret ederdi. Şimdi ise bu hareketleri kendisi yapıyordu, hem de hiç farkında bile olmadan... Ama onun bu sıkıntılı hali annesinin gözlerinden kaçmıyordu. Ne yüce duygu vardı annelerde!.. Kızının sıkıntılı olduğunu birden anlamıştı. Bir anne anlamazsa, hissetmezse kim anlayabilirdi ki?.. Cennetin anaların ayakları altında olduğu sözü, hem de bir yüce peygamber tarafından boşuna söylenmemişti ki. - Selma, yavrum! diye annesi şefkatle konuştu. Neyin var kızım? Annesinden sanki bu sözü bekliyormuşçasına adeta koşan Selma, bordo kadife örtülü eski model koltuklardan birinin üstünde oturan annesinin boynuna sarıldı. Bu haliyle, annesinin kanatları altına sığınmak isteyen bir yavru kuşa benziyordu. Gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Kendi yanağının ıslandığını ve kızının sessizce ağladığını farkeden kadın da iyice meraklanmıştı. - Selma, kızım! dedi tekrar. Bir şey mi oldu?.. Söylesene neyin var? Selma’nın sesi bir hıçkırık gibi çıktı: - Annem... Canım anneciğim benim!.. Nasıl diyeceğimi bilemiyorum... Annesi dehşetli bir meraka düşmek üzereydi. Elindeki örgüyü yanıbaşına bırakıp, kızının saçlarını okşadı. - Söyle canım! diye onu zorladı. Nedir diyemediğin şey? Hadi anlat bana bir tanem! Annesinin şefkatli sözlerinden cesaretlenen Selma, konuşmaya hazırlanıyordu. - Annem!.. dedi kısık ve çekingen bir ses tonuyla. Ben birini seviyorum. Hem onunla evlenmeye karar verdik. Annesi, kızından böyle bir şey duyacağını doğrusu hiç beklemiyordu. İster istemez gözleri önüne yeğeni Zerrin geldi. O da böyle konuşmuştu önceleri... Sevdiğini, sevildiğini, evlenmeye karar verdiklerini söylemişti. Ama aldatılmıştı Zerrin; ilk gençlik duygularının kurbanı olmuştu. Yoksa kızı, biricik Selma’sı da mı öyleydi? Ne yapardı o zaman? “Keşke kız doğacaklarına erkek doğsalardı, böyle dertleri de olmazdı” diye kafasından geçirdi. Şimdi genç annenin içinde bin bir korkulu ve çelişkili düşünce vardı. Sert bir tonla sordu: - Kimi seviyorsun?.. Ne zamandan beri?.. - Tarık adında Konyalı bir genci anne!... diye Selma biraz çekingenlikle ve yüzü hafif kızararak konuştu. Onunla hastanede tanıştık. Bir süredir de konuşuyoruz. Sonunda anlaştık ve evlenmeye karar verdik. Her zaman gözlerinin içi gülen annesinin o sırada yüz hatları katı, sesi alışılmışın dışında ciddi ve hâlâ sertti. - Bak hele, dedi. Bizim haberimiz olmadan kimleri de sevmiş küçük hanım! Korkarım kara sevdaya da tutuldun! Son günlerde sararıp solman, yemeklerde iştahsız olman, “öf be sıkılıyorum! diye zaman zaman yanımızda surat asman... Tüm bunların yegane sebebi herhalde o doktor bey olmalı! Ama... Hani sizin orada görevli hiç Türk doktoru yoktu?!. Selma birden katıla katıla gülmeye başladı.Gülen gözleri yeşil yeşil parlıyordu... - Anne! doktoru da nereden çıkardın durup dururken? Tarık bir hastaydı bizim şitasyonda. - Yaaa! diyen kadın içini çekti. Bir düş kırıklığına uğramışların bilmeceli ve donuk yüzüne bürünmüştü. Kısa bir sessizlik anından sonra. - Kızım! dedi annesi tekrar. Ses tonu artık alışılmış yumuşaklığına dönmüştü. Doğru karar verdiğine emin misin? Hem İstanbul neresi, Konya neresi... Tarık dediğin genci tanımıyoruz, görmüyoruz... Artık açıkça konuşmak için, Selma da iyice yüreklenmişti. - Ben tanıyorum ya anne!.. dedi. Elbette siz de tanıyacaksınız. - Yoksa?.. Yoksa Zerrin gibi... Genç kadın sözünün arkasını getiremedi. Sadece yutkunmakla ne demek istediğini vurgulamaya çalıştı. Zaten Selma da annesinin ne demek istediğini anlamıştı bile. - Aaa, anne!.. dedi. Benim aklımı o kadarcık mı sanıyorsun? Aşkolsun sana!.. Biz Tarık’la birbirimizi yürekten, can-ı gönülden seviyoruz, hem de delicesine... * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT