BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zam, zulüm, işkence!

Zam, zulüm, işkence!

12 Eylül askerî ihtilâlinden önce şu slogan dillerden düşmezdi. “Zam, zulüm, işkence. İşte CHP.” Milliyetçilerin moda sloganı bu idi.



12 Eylül askerî ihtilâlinden önce şu slogan dillerden düşmezdi. “Zam, zulüm, işkence. İşte CHP.” Milliyetçilerin moda sloganı bu idi. O zamanlar küçüktüm. Onlu yaşlarda... Bu sloganı, önce Tokat, sonra Ankara Demirlibahçe sokaklarında duydum. Yıllar geçti. Uzun zaman oldu. Bugünlerde içim çok dolu. O slogan yeniden dilimin ucuna geliyor. Ciğerim yırtılırcasına haykırmak istiyorum. Türkiye’yi yaşanmaz ettiler İçinde bulunduğumuz günler Türkiye’yi mahvediyor. Bizi bugünlere getirenler.. Halen başımızda olanlar.. Ne yaptıklarının farkındalar mı ? Zam yağıyor. Topluma zulüm yapılıyor. Türkiye’de işkence suçu işleniyor. Mübarek Mi’rac Kandili’nin olduğu gün şekere yüzde 25 zam geldi. Bu ne vicdansızlıktır ! Şeker zammının Kandil günü uygulanmaya başlanması büyük çirkinlik. Ayrıca yüzde 25 zam olur mu arkadaş? Bir seferde böylesine yüksek oranlı zammı ilk kez yaşıyorum. Demek insaflı zamlar da varmış. Böylesine bir dönem görmedim. Göreniniz var mı? (Elbette tek parti dönemini, İsmet İnönü zamanını kast etmiyorum. O dönemler Türkiye’nin yüzkarası.. Ancak, yine o zamanlara gidiyoruz gibi..) Sabah yataktan kalkıyoruz; zam. Öğlen yemeği saatinde; zam. Akşam eve varıyoruz; zam. Gece yatmadan önce yine; zam. İnsanlar sabahın altısında belediyelerin sattığı ucuz halk ekmeğinden almak için kuyruğa giriyor. Gece yarısı yine aynı görüntüler.. Bu kez fırın önlerinde bekleşenler. Satılmayan, elde kalmış bayat ekmekleri yarı fiyatına almak istiyor vatandaş. Aksakallı dedeler, yaşmaklı nineler, bir bebesi sırtına bağlamış, diğerini kucağına almış genç anneler, okuldan önce kuyruğa gelen önlüklü öğrenciler ekmek kuyruklarında sabahın köründe soğuktan titriyor. Ekimin onbeşi. Kış mevsimi kapıya dayandı. Sobalar yavaş yavaş kuruluyor. Kaç aile acaba odun kömür alabildi? Ankara’yı dolaşsın da... Sayın yöneticilerimiz, bir gitsenize yaşadığınız Ankara’nın kenar semtlerine. Sincan, Etimesgut, Kayaş, Mamak burnunuzun dibinde. İnsanların halini görseniz. Bülent Ecevit’in evi Oran’da.. Devlet Bahçeli’nin evi Tandoğan’da. Mesut Yılmaz’ın evi Gaziosmanpaşa’da. Kemal Derviş’in evi Pembe Köşk sitesinde. On dakikada Başkentin gecekondularına, kenar semtlerine ulaşırsınız. Gidin de perişanlığı yerinde görün. Ama gidemezsiniz. Zira, toplum içine çıkacak haliniz kalmadı. Başbakan Bülent Ecevit makam arabasına TRT’deki işine giden sunucu bayanı alıp centilmenlik gösterisi yapacağına, zamları hazırlayan bürokratlarına “ne yapıyorsunuz?” sorusunu yöneltmeli.. Diyemiyorum... Yardım eder misiniz? Bağıracağım, haykıracağım.. “Zam, zulüm, işkence.. İşte....” diye.. Fakat söyleyemiyorum. “İşte” den sonra ne diyeceğime dilim gitmiyor. Çünkü hükümetin içinde sevdiğim bir parti de bulunuyor. Oy vermediğim; fakat inandığım değerleri savunan parti de iktidarda! Ailemde kurşunlananları, tırnakları sökülenleri, elektrik verilenleri, cezaevinde yatanları, hedef gösterilenleri düşündüğümde dilim gitmiyor. Bana “işte”den sonra ne diyeceğim konusunda yardım eder misiniz?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT