BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Yıllarca süren kavgalar sonunda bizler kocaman olmuştuk ama onlar da sinir harbinin sonuna gelmişlerdi. Artık her ikisinin de birbirine söylediği söz, “Yeter artık bitsin bu iş. Ne olacaksa olsun” olmuştu... Ve bir gün babamın silah aldığını öğrendik...



Koşarak masanın öbür yanına geçmişti Arzu. Gencecikti o zaman. Daha hayatının baharındaydı. Babasının dalgınlığının sebebini öğrenecekti. Masanın öte yanına geçtiğinde korkunç bir olayın ilk şahidi olmuştu. Babası Celal’in sol eli koltuktan aşağı sarkmış, yorgunluktan bitap düşmüş elinin şehadet parmağının işaret ettiği zeminde ise bir adet tabanca duruyordu. Genç kız gözlerini tabancadan sonra babasının çehresine çevirmiş, kapanmış gözlerin hemen yanından aşağı süzülen kara kızıl kan ile çığlığı basmıştı... Bu çığlık o kadar tiz, o kadar çaresiz o kadar imdat doluydu ki, çok kısa zamanda perde perde değişime uğramış ve ambulansın siren seslerine karışmıştı. Bir günün akşamına doğru, bir genç kız babasızlıkla kapatıyordu perdeyi. O günden sonra bir daha babasının göremeyecekti Arzu... İyi ama onu bu yalnızlığıyla başbaşa bırakacaklar mıydı? Hayır. Babası hastane morguna giderken, Arzu çoktan savcının huzuruna çıkartılmıştı bile... Genç kız, babasının ölümünü görmekle birlikte haliyle şüpheli sınıfına da dahil oluyordu. Ortada bir ölüm vardı. Bir insanın ölmesine devlet, ana baba evlat olarak değil vatandaş olarak bakardı. Bir vatandaşı ölmüştü ve bu ölümü bir başka vatandaşı görmüştü. Öyleyse bu konuda bütün bildiklerini anlatmalıydı. Savcı, Arzu’ya bunu sormuştu işte: -Anlat bakalım kızım, babanın odasına girdiğinde durum neydi? -Efendim, babamın odasına girdiğimde babamı masada arkası kapıya dönük halde başı öne eğilmiş olarak gördüm. Uyuyor gibiydi. Seslendiğimde cevap vermedi. Yanına gidip de omuzuna dokunmak istediğimde önce yerdeki tabancayı gördüm. Ardından babamın kanlı şafağını. Babam kendini vurmuştu. -Acaba vurmuş muydu? Yoksa vurulmuş mu? Bu konuda ne diyorsun? -Kim vurabilirdi ki babamı efendim? Babamın hayatta annemden başka düşmanı olmamıştı. -Tuhaf? -Evet babamla annem hayat boyunca iki düşman olarak yaşadılar. Savcı biraz konuyla ilgili olmakla beraber biraz da genç kızın ana babasına yakıştırdığı “düşman” sıfatından yola çıkarak bunun sebebini öğrenme lüzumu ya da ihtiyacı hissetmişti. Arzu ise olanca saflığıyla gözlerini sile sile anlatıyordu: -Efendim, ben babamla annemin ilk kavgasını beş yaşında çocukken hatırlıyorum. Hatta babam gözümüzün önünde anneme kapıyı göstermişti: -İşte kapı... Gözüm görmesin seni. Yoksa elimden bir cinayet çıkacak. Annem ise babamın bu bağırmasına karşılık aynı şiddette cevap vermişti: -Sen defol rezil herif. Git çapkınlık yaptığın o dünyaya git. Burası benim evim. Sen bu eve de bu çocuklara da layık değilsin. Sonra da ağlaya ağlaya odasına kapanmıştı. Babam öfkeden odanın içinde dolaşıp duruyordu. Biz üç kardeş her birimiz bir köşeye sinmiş ağlamaya dahi korkuyorduk. Çünkü babam her an hırsını bizden alabilirdi. “Ah” diyordum kapıdan içeri babaannem geliverse ah!.. Çünkü o, dünyanın en iyi kadınıydı. O geldiğinde evde hiç kavga olmazdı. Hatta ertesi gün ablam demişti ki: Babaanne sen niye bizim evde kalmıyorsun? -Çocuğum benim de ayrı bir evim var. Hem deden var. En küçük amcanla halan var. Onları bırakıp da sizin evde nasıl kalırım? -Ama sen olmayınca annemle babam hep kavga ediyorlar. -Ah çocuğum biliyorum. Biliyorum ama ne yapayım. Ben de çaresizim. Yine kavga mı ettiler yoksa? -Evet dün kavga ettiler. Ablam, benim hafızamdan hiç kazınmayan o ilk kavgayı anlatıyordu. Babaannem de sanki karşısında kocaman bir insanı dinliyormuş gibi ablamı dinliyordu. Sonra o yaştaki bir çocuk için çok sıradan olan bir kelimeden söz etmişti babaannem: -Bunların tek derdi kıskançlık. Anneniz kocasını çok kıskanıyor. O da bu kıskançlık sebebiyle kendisine huzur vermeyen karısıyla kavga ediyor. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT