BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bardak, dolmadan taşmıyor

Bardak, dolmadan taşmıyor

Karadeniz bölgesindeki bir ilköğretim okulunun “duvar gazetesi”nde bizimle yapılmış olan röportaj asılı şu günlerde.



Karadeniz bölgesindeki bir ilköğretim okulunun “duvar gazetesi”nde bizimle yapılmış olan röportaj asılı şu günlerde. Bazı paragrafları size de vermek istedim; soruları çıkarıp, yazıyı bir bütün haline getirmeye çalışarak... *** İnsanın her yaşta, kendine örnek aldığı insanlar elbette oluyor. Bunlar, önce anne, baba, kardeşler; sonra sevilen bir yakın akraba veya komşu; sonra öğretmenlerden biri veya birkaçı... Hatta bir yaşta da, maalesef çevreye başkaldırabilen arkadaşları “örneğimiz” zannediyoruz!.. Kitaplarla tanıştığımda, onlardaki kahramanlar oldu benim için örnek. Bu, çok kişi için böyle olduğundan “doğru kitapların” önemi de ortaya çıkmış oluyor. Çizgi romanlardakilerle, ardından da Kemalettin Tuğcu, Jules Verne, Niyazi Birinci (Yavuz Bahadıroğlu)nin kahramanlarıyla uzun yıllarım geçti... Bu liste çok uzar. Ama “şimdi” geriye baktığımda; “vizyon” konusunda üç isim üzerinde tartışmaya bile lüzum görmüyorum. Bu üç isim; Turgut Özal, Enver Ören ve Jim Dornan... *** Şimdi anlıyorum ki; kendi üslûbuna varıncaya kadar bazı kalemlerle “yoldaşlık” ediyorsun... Rauf Tamer, Cemil Meriç, Tagore, Jack London, Gürbüz Azak. Yalnız, burda bir “dikkat” demekte fayda var ki o da şu; “Ben, bir zamanlar onun okumuş olduğu kişileri okursam onun gibi olurum” düşüncesi doğru olmayabilir!.. Çünkü okunacak herşeyi yazmak durumunda olmadığım gibi, derdim; “kopyalar” üretmek de değil!.. Herkes kendi gibiyken daha güzel. *** Şu an okuyup tavsiye ettiğim kitaplar daha başka... John Maxwell, Les Giblin, Zig Ziglar gibi... Ama bir ortaokul öğrencisi Yavuz Bahadıroğlu ile, Ömer Seyfettin ile, Sadettin Kaplan ile tanışmalı... Necip Fazıl’ı tanımalı... Mustafa Ruhi Şirin’i ve Çocuk Vakfı’nı bilmeli. *** Kendinde kaabiliyet hisseden bir kişi şunu yapsın: Sol eline bir bardak, sağ eline ise su dolu bir şişe alsın. Suyu yavaş yavaş, şişe boşalıncaya kadar bardağa dökerken de şuna dikkat etsin: Bardak, kendi dolmadan taşmıyor! Çünkü sen hiçbir zaman en iyisi değilsin... En azından yarınki sen kadar iyi değilsin, gelişmen gerekiyor... “Oldum” demek, “bittim” demek! En çok öğrenenler; öğrenmek için dinleyenler, dinlemeyi bilenler... Çünkü konuşmak; talep olunca ve “taşmak” olunca güzel... *** Düşlediğim dünyada, gülümsemeyi öğrenmiş olarak hepimiz varız... Zaten, kendimizi geliştirmeye zaman ayırır ve çok kapıyı açacak olan gülümsemeyi öğrenebilirsek, hayal ettiğim dünyaya biraz daha yaklaşmış oluruz. (Bir anekdot: İnsan, surat asabilmek için yüzündeki tam 69 kası zorlaması gerektiği halde, tebessüm ederken sadece 13’ünü kullanıyormuş...) *** Köşemize “Sevgi Köşesi” denmeye başlanması ilk yılın sonlarında oldu... Okuyanlar, birbirleriyle tanıştıkça, konuştukça, yazıştıkça gördüler ki; hepsi bir diğerinden güzel, benzer duygulara sahip, hemen hemen aynı şeylerden mutluluk çıkaran kişiler ve sanki aynı ailenin bireyleri... Bu isim, yani “Sevgi Köşesi Ailesi” veya daha kısa olarak “Sevgi Ailesi” ismi okuyucular tarafından konuldu ve kabullenildi. Çünkü insanlar; kendi ışıklarıyla aydınlatıyorlar, kendi kokularını yayıyorlar ve kendi güzelliklerini yansıtıyorlar kendi bulundukları yere de... Çünkü Sevgi Köşemiz sevenleriyle... Sevgi Ailemiz bireyleriyle güzel...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT