BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Avrupa’nın yolu taşlarla dolu -3- Kürt sorunu

Avrupa’nın yolu taşlarla dolu -3- Kürt sorunu

“Kürt Teali Cemiyeti”, Mütareke döneminde “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” ile işbirliği halinde, Kürtçülük yapan örgüttü, Atatürk’ün Büyük Nutuk’unda, Kuvay-ı Milliye ajanlarının ele geçirdiği İngiliz Muhipleri Cemiyetinin başı “Sait Molla” ile o zamanın Karen Fogg’u, İngiliz rahibi Frew arasındaki yazışmalar, ilginç çağrışımlar yapıyor..



“Kürt Teali Cemiyeti”, Mütareke döneminde “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” ile işbirliği halinde, Kürtçülük yapan örgüttü, Atatürk’ün Büyük Nutuk’unda, Kuvay-ı Milliye ajanlarının ele geçirdiği İngiliz Muhipleri Cemiyetinin başı “Sait Molla” ile o zamanın Karen Fogg’u, İngiliz rahibi Frew arasındaki yazışmalar, ilginç çağrışımlar yapıyor.. Kürtçülerin -Öcalan’ın, PKK’nın, şimdiki, “Avrupa Muhipleri”nin- girmedikleri veya görmek istemedikleri oyunları; TSK’nın başarısından sonra, pabuç pahalı olduğu için ve AB’ye hareketlerini yasaklamamak ve davalarını savunmak imkanını vermek için, isim, tabela ve taktik değiştirip “siyasallaşmak”, Bağımsız Kürdistan hedefine “barışçı, demokratik” yollardan varmak! Bizimkiler de, anlaşılan Kürtçü medyayı pek takip etmediklerı için veya ediyorlarsa da doğru algılayamadıkları için, bu yeni oyunu yutuyorlar, “siyasallaşan Öcalan’ın” devlet tarafından muhatap kabul edilmesini” öneriyorlar. Öyle ise, bunu neden başında yapmadık ve bunca şehit, kayıp verdik, milyarlar sarfettik? Acaba Öcalan ve PKK, İmralı’dan hemen evvel TC’ye ve Türklüğe kin kusarken nasıl birden böyle barışçı ve Cumhuriyetçi oldular? Öcalan yakalanmasa idi ne olacaktı? Kürtçe Kürtçe ana dilde eğitim ve Radyo-TV yayınları, üniter devletin altına konmak istenen saatli bombaları! Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer -eğer doğru ise, TRT’nin GAP yayınlarından Kürtçe yayın yapılabileceğini söylemiş. Bir defa, hangi Kürtçe? Devletin yayınının hangi lehçede olacağını tayin etmesi bile Üniter Devlet ilkesine aykırı olur. Cumhurbaşkanımız anlaşılan, bazı diğerlerı gibi, maalesef, bu konunun asıl mana ve mahiyetini göremiyor. Mesele, dışardan yapılan yayınların içerde görülmesi meselesi değil.. Söz konusu olan, insanların kendi ana dillerini serbestçe öğrenmeleri ve konuşmaları hakkı da değil. Kürt kökenli vatandaşlarımız, ana dillerini veya lehçeleri ne ise onu, konuşabilirler, çocuklarına öğretebilirler, hatta kurslar açabilirler. Ama devletin ruhsatı ile Radyo ve TV yayınları, Türk üniversitelerinde Kürtçe ana dil eğitimi söz konusu olunca, iş üniter TC milli devletinin temeli olan “Tek Türkçe “ ilkesine ve Atatürk’ün bu konuda göstermiş olduğu kararlılığa karşı oluyor. Kısacası, Kürtçüler TC’nin sırtından Bağımsız Kürdistan devletinin temeli olacak tek dillerini oluşturmak istiyorlar! Biz de, aslında devlet Radyo ve TV’lerini bütün vatandaşlarımıza Türkçe öğretmek için kullanmamız gerekirken, TRT GAP yayınları ile Türkçe bilmeyen vatandaşlarımıza sözde ulaşmak için, bu imkanı “Tek Kürtçe” oluşturulmaları için, Kürtçülere sunmayı -en üst kademede- düşünüyoruz. Hangi parti? Hasan Cemal “Hedef Küçültmek” başlıklı yazısında, pek doğru olarak: “PKK’nın, dağlarda mağlup olduktan sonra, mecburen isim tabela ve taktik değiştirmekle beraber Güneydoğu’daki ve Avrupa’daki mevcudiyetinin ve gücünün devam ettiğini, Avrupa’da başka bir Kürt ayrılıkçı partisinin kurulabileceğini ve Kürtlerin de, dünyadaki umumi temayüle uyarak, bağımsız bir Kürt devleti kurmak isteyebileceklerini” yazıyor.. Doğru; ABD’nin Irak’a muhtemel müdahalesi de bu yolu açabilir. Hasan Cemal çok doğru başka bir neticeye de varıyor: “Dışardaki parti ayrılıkçılık diyecek, içerdeki parti, herhalde tabela değiştiren PKK uzantısı veya uzantıları şeklen demeyecekler ve gene şeklen, şiddeti reddedecek ama bir silahlı güç İran’da, Irak’ta (belki de hâlâ bizim dağlarda) yedekte tutulacak.” Ancak, bu doğru teşhisten sonraki önerisi hem hayal, hem tuzak: “Ayrılıkçılığı ve şiddeti ve PKK geçmişini içtenlikle reddeden Türkiye üniter devlet yapısını ve tek bayrağı bu içtenlikle kabul eden ancak Kürt kökenli vatandaşların kimlikleri ve kültürleri ile ilgili haklarını kararlılıkla savunan yeni bir siyasi parti kurulabilir” diyor... “Hedef küçültmek için”, böyle bir partiye imkan tanımamızı öneriyor... Ancak iş bu safhayı çoktan aşmış. “Kürt milliyetçiliği cini” artık şişeden çıkmıştır; çıkaranlar da ‘70’li yıllarda “Kürtlere özgürlük” diye bağıran bizim ünlü ‘68 kuşağıdır. Hem “kimlik ve kültürel haklar” demek artık özerklik ve bağımsızlık yolunun “kürtçesidir.” NOT: Önceki yazımda “mubassırlık” kelimesi yanlışlıkla “mübaşirlik” olarak dizilmiştir. Düzeltir, özür dilerim.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT