BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Sabiha hırkasını çıkarıp, yağmurdan sırılsıklam olan Lâle’ye verdi. - Benim gömleğim çok kalın. Üşüyüp hastalanma. Lâle hırkayı giyince rahatladı. Arkadaşlarının esprilerine cevap verememişti ama üşümekten kurtulmuştu.



‘Beni yalnız mı bırakacaksın?’ Sabiha hırkasını çıkarıp, yağmurdan sırılsıklam olan Lâle’ye verdi. - Benim gömleğim çok kalın. Üşüyüp hastalanma. Lâle hırkayı giyince rahatladı. Arkadaşlarının esprilerine cevap verememişti ama üşümekten kurtulmuştu. Bu sabah evden çıkarken Sabiha’nın hatırlatmasına rağmen eteğinin de çok kısa olması büyük bir talihsizlikti. Sonuçta zarar etmektense bazen tavsiyelere uymakta fayda vardı.  Akşam üzeri Nihat’la sinemada seyrettiği yabancı filmin üzerine eve gelince televizyonda bir yerli film ilave etti. Akşam yemeğinden sonra gözlerini daha fazla yormak istemiyordu. Televizyon kanallarında gezinirken bir başka filmin jenerik yazılarını yakaladı. En az birbuçuk saat sürecek yeni bir yorgunluğu göze alamadı. Televizyonun uzaktan kumandasını elinden atıp yatmaya hazırlandı. Lale, o kendine özgü yatışıyla kanepenin üzerindeydi. Seslendi: - Beni yalnız mı bırakacaksın? - Filmin oyuncuları kadar arkadaş yetmez mi? - Televizyonun başında uyuyup kalmak istemiyorum. - Film güzel değil mi? - Hatırlamıyorum. - İlk defa. - Bu taş çok ağır. Her kanalda yüzlerce film yayınlanıyor. Önemsizler aklımda kalmıyor. Yine de beni yalnız bırakmazsan sevinirim. Lale’nin hatırı için seyretmeye başladığı film, dakikalar ilerledikçe ilginç gelmeye başladı. Trenle tatile giden bir arkadaş grubunun istasyonda şahit oldukları bir olay yüzünden yolculuk boyunca yaşadıkları seri cinayetler anlatılıyordu. Gençler, tüyler ürpertici binbir maceradan sonra tatil yapacakları motele vardıklarında okuldaki bir yılın stresini aratmayacak dakikalar yaşamışlardı. Film sürpriz bir sonla bitti. Sabiha yatağına uzandığında yorgunluğu bedeninde değildi. Aklı, sanki yazılı bir sınavdan yeni çıkmışçasına karışık; gözleri yüzlerce iğne batırılmış gibi ağrıyordu. Akşam üzeri seyrettiği film, Küçük Ceylan’ın alışılmış dramlarından biriydi. Arabesk müziğin bolca serpiştirildiği, hemen her sahnesinde gözyaşı olan, sıradan bir filmdi. Küçük Ceylan, dünyanın bütün acıları zayıf omuzlarına ve çelimsiz vücuduna yüklenmiş gibi film boyunca feryat edip durdu. Aslında kızın oyunculuğu fena değildi. İyi bir yapımla, kaliteli bir senaryoyla büyük başarılara imza atabilirdi, fakat ona böyle bir fırsatı asla tanımazlardı. Oynadığı filmler dünyanın en büyük hasılatını da yapsa Yeşilçam’daki yapımcıların konuya yaklaşımı belliydi. Filmlerin maliyetini düşürmek için rol gereği de olsa bir pencere camının kırılmasına razı olmayan bir anlayışla varılabilecek yer belliydi. Bu işten büyük paralar kazanmak isteyenler de yok değildi. Yurtdışındaki film festivallerinden ve film yapımlarını destekleyen kuruluşlardan yardım alabilmek için sanki kabul etmek zorunda oldukları gizli şartlar vardı. Bunların başında Türkiye’yi, Türk insanını, mevcut sistemi, asker ya da polis teşkilatını kötüleyici, nerede ne zaman yaşandığı hiç önemli olmayan olayları ve sefalet manzaralarını yansıtmaları gerekiyordu. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT