BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Övülmüşlerin Sultanı

Övülmüşlerin Sultanı

“Kutlu Doğum”un 141’incisini idrak ettik. Şair ne güzel söylemiş: “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl. Muhabbetsiz Muhammed’den ne hasıl?” O Server-i Kâinat nasıl övülmüşlerin Sultanı olmasın ki, O’nu Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâ bizzat kendi ‘Nur’undan yarattı ve övdü. Bizzat Cenab-ı Hakk’ın senâ edip yücelttiğini, tavsife ve övmeye, beşerin takati ve haddi olabilir mi?



“Kutlu Doğum”un 141’incisini idrak ettik. Şair ne güzel söylemiş: “Muhabbetten Muhammed oldu hasıl. Muhabbetsiz Muhammed’den ne hasıl?” O Server-i Kâinat nasıl övülmüşlerin Sultanı olmasın ki, O’nu Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâ bizzat kendi ‘Nur’undan yarattı ve övdü. Bizzat Cenab-ı Hakk’ın senâ edip yücelttiğini, tavsife ve övmeye, beşerin takati ve haddi olabilir mi? Doğmadan önce babası vefat eden ve mübarek annelerini 6 yaşlarında kaybeden ve böylece; yetiştirilmesi ve terbiyesi Rabb’inin elinde olan, merhamet çağlayanı Resul-i ekrem Efendimiz; “Beni Rabbim terbiye etti ve en güzel ahlâk üzere bizzat yetiştirdi” buyurdu. İnsanlık tarihi boyunca, O’nun kadar hayatı incelenen, her sözü, hareketi; mübarek göz kırpışlarından, düşünceli ibret nazarları ile “öteler ötesine” olan bakışlarına değin her hal ve tarzı, tavrı ve edası tespit edilen ve edildikçe hayranlık uyandıran başka bir örneğe rastlayamazsınız. Allahü tealanın “Halifem” deyip en üstün varlık olarak yarattığı beşer sıfatlarının, imbikten süzülürcesine saflaşıp berraklaştığı ve yüksek şahıslarında billûrlaştığı ismi ile müsemma olan gerçek Mustafa’dır O. Salat ve selam O’nun üzerine olsun! O’nun üstün yaratılışındaki sevgi, şefkat ve merhamet deryasına bakın ki, Yaradan, kendi sıfatlarını “Rahim ve Rauf”u O’na hasrediyor ve O’nu onlarla anıyor! Ulul-azm Peygamberlerden Musa aleyhisselam, Rabbine; “Kalbimi aç” diye yakarırken; Resuller Resulüne ise Âlemlerin Rabbi; “Senin kalbini açmadık mı” buyuruyor. Rabbinin O’na olan va’dinin enginliğine bakın ki; “Ta ki, sen razı oluncaya kadar, Rabbin nimetlerini sana verecek, ihsan edecektir” şeklindeki ilahi müjdeye muhatap ve muvazzaf! Bütün bir insanlık; zindanların en darı olan o sıkıntılı, meşakkatli ve azap dolu günde, fert fert “nefsî! nefsî!” derken, O, merhametinin nişanesi olarak şefkat mantosunu tümüyle ümmetinin üzerine atacak ve; “Ümmetimden tek bir fert dahi cehennemde kalırsa, razı olmayacağım!” buyuracaktır. Allahü teâl⠓Habibim” dediği Muhammed aleyhisselamın ismini, Arş-ı Âlâ’da kendi isminin yanına yazmış. O mübarek ve mükerrem ismi orada gören Peygamberler, o ismin sahibinin hürmetine af ve merhamet istemiş ve duaları bu yüzden kabul edilmiştir. O’nun pınarı nasıl bir sevgi çağlayanıdır ki, onu tadanlar, yudumları nispetinde, evliyalıkta (Allah’a yakın olma, Allah tarafından sevilme) derece almış; ondan nasipsiz kalanlar ise, vahşetin doruğuna çıkmıştır. Öyle ki, Muhammedî hançereden soluklanan gönüller, Hakk aşkı ile yanıp tutuşmuş ve bu aşkın meyveleri Cennet bahçelerini süslemiştir. O’nsuz ölü kalpler zulmette kararmış, kaskatı kesilerek Cehennem ateşinin yakıtı olma bahtsızlığına düşmüşlerdir. Sidre-i münteha’da, en büyük melek (Cebrail aleyhisselam) sonsuzluk kervanında; “bir adım daha atarsam yanarım” diyerek ‘Sevgi Çağlayanı’nı Rabbi ile başbaşa bırakmış; muhabbetullah sarayının kapısında bekçilik etmekle ve beklemekle yetinebilmiştir! O’un mübarek teninin kokusundan zerreler taşıyan güle, bülbül deli divane olup şakımakta; O’na kavuşabilirim ümidiyle su, başını taştan taşa vurarak avare (şaşkın) dolaşıp akmakta... O’nun ayrılığına (Ahirete irtihallerine) dayanamayan Sahabi; O’nun oturup kalktığı, gezip dolaştığı, baktığı ve konuştuğu mekanları, O’nsuz görmemek için Rabbine “Ya Rab! İki gözümü kör et!” diye yakarmış ve bu içten dileği anında kabul görmüştür. Saadet kapılarının anahtarları O’nun elindedir. Şöyle ki; O’na inansın inanmasın, herkese son nefesinde O’nun, Ay’ın 14’ünü andıran mübarek yüzleri gösterilecek; inananlar “Âlemlerin Övüncü”nü derhal tanıyacak ve O’nu görmenin heyecan ve mesteden haliyle ruhlarını tereyağından kıl çeker gibi teslim edecek, böylece ebediyet yurduna birer kahraman olarak gireceklerdir. O’na inanmayıp tanıyamayanlar ise, rezil ve rüsvay olmuş kapkara yüzleri ile acıların en şiddetlisi ölüm azabını tadacak ve cehennemi boylayacaklardır. Bilinen bilinmeyen âlemlerin zerreleri adedince salat-ü selam O’nun üzerine olsun.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT