BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Büyük lokma ye ama...

Büyük lokma ye ama...

Kütahya’dan “Garip” rumuzuyla yazan okuyucumuzun hatırası, insanlara ne oldum değil ne olacağım sözünü hatırlatıyor...



Kütahya’dan “Garip” rumuzuyla yazan okuyucumuzun hatırası, insanlara ne oldum değil ne olacağım sözünü hatırlatıyor... -İlla ki evlendirmek istiyorsunuz. Ama söyleyin bana, evleneceğim adam bana ne vaad ediyor? diye sızlanmıştım anneme... Annemin tek cevabı vardı... -Anası var babası var. Elbette onlar da yapmışlardır hazırlıklarını... Günler haftaları kovalarken, bizim düğün günü de gelip çatmıştı... Ne hayalimdeki gibi düğünüm olmuştu, ne de en ufak bir çeyizim... Ama madem ki evleniyordum, bu işi namus meselesi yapıp kol kırılır yen içinde diyerek, susmalıydım... Eşim SSK hastanesinde laboranttı... Devlet memurunun maaşı ne kadar olacak ki? İşte ev kirasından ve mutfak masrafından arta kalan üç beş kuruşu artırarak, taksitle evimize eşya almaya başlamıştık... Gelin olduğum yeni mahallede bir iki komşuyla tanıştım... Çoğu benden yaşça büyük hanımlardı. Ama ne yapayım ki, yalnızlık Allah’a mahsustu... Ben de ara sıra, canım sıkıldıkça onların kendi aralarında yaptıkları çay toplantılarına katılıyordum... Gerçi ne beni davet eden oluyordu, ne de aralarına gittiğimde, halimi hatırımı soran... Gelsem de hoş gelmesem de kabilinden, yüzümü kızartıp bir köşeye oturuyordum... Gariptim, kimsesizdim... Birgün yine, evde bulaşıklarımı yıkadıktan sonra, çay toplantılarından birine katıldım... Kadınlar kendi aralarında koyu bir sohbete dalmışlardı... Ne konuştuklarını bilmiyordum ama, ben içeri girer girmez, içlerinden birisi beni işaret ederek, az önceki konuşmalarına beni örnek gösterir gibi devam etti: -İşte bu da bedava geldi... Birden, herkesin yüzü benden tarafa çevrilmiş, bütün gözler beni tepeden tırnağa süzmeye başlamıştı... Ne olduğumu anlayamadım... Neyin nesiydi bu? Ne denilmişti? Ne denilmek isteniyordu?.. Neden sonra anlamıştım bana atfedilen sözün ne anlama geldiğini... Meğer beni işaret eden kadın, parasız pulsuz bir evlilik yaptığımı, eşime bedavadan gelin geldiğimi söylüyordu... Üstelik halimi ayıplar bir dille... Meğer onlara göre, evlenecek kızın sandık sandık çeyizi olmalıymış... Kollarında altın, boyunlarında kolye, kulaklarında küpe olmalıymış... Halısı, mobilyası, beyaz eşyası şusu busu olmalıymış... Böyle olursa evlilik olurmuş... Benim yaptığım evlilik, evlilik değilmiş... O kadar üzüldüm o kadar üzüldüm ki kelimelerle anlatamam... Ben böyle mi istemiştim de böyle evlenmiştim? Fakirlik suç muydu? Eşyam yok diye çıngar mı çıkartsaydım?.. Çok canım sıkıldı.. Kalkıp gitse miydim oradan? Daha yeni gelmiştim... Bir çift laf ile cevap mı verseydim? Hepsi benden büyüktü... Haddimi bilmeliydim... Allahım nerden de gelmiştim bu eve?.. Oysa ben hayatımdan memnun olmasam da, evliliğin kutsallığına inanan, evliliği namus meselesi yapan biriydim... Kimseye şikayetim de yoktu... Kimseye dert yandığım da... Kol kırılır yen içinde diyordum... Ama o hanımın o kadar insan içinde öyle söylemesi gerçekten çok ama çok kırmıştı beni... Orada ne kadar kaldığımı bilmiyorum... Aylarca aklımdan çıkmadı bu söz... Kimseye de söylemedim... Aradan yıllar geçti... Eşimle tencerede kaynattık kapağında yedik... Ama ele güne rezil olmadan ev bark sahibi olduk... Çok şükür kimseye muhtaç olmadan geçinip gidiyorduk... Bana “bedava geldi” diye burun kıvıran o kadının kızı da büyümüş, gelinlik çağa ermişti... Ama ne gariptir ki, üste para da verse kimse almıyordu... Derken birgün o da evlendirdi kızını... Hem de bütün eşyasını kendileri aldılar... Düğünlerini de kendi elleriyle yaptılar... Çünkü bir damat bulmuşlardı yıllar sonra. Kaçırmak istemiyorlardı... Allah mesut etsin dedim... Benim kimseye ne kinim vardı ne garezim... Ne de olsa bir genç kız yuva kuruyordu... Allah başa kadar mesut etsindi... Fakat daha aradan bir yıl bile geçmeden, kızcağızın yuvası yıkıldı... Gerçekten çok üzüldüm... Ama ibret de aldım... Kimbilir, yıllar önce o gün, o kadın ne kadar büyük konuşmuştu ki, bugün yoluna geliyordu... Anladım ki, kalp kırmanın şakası yokmuş... Anladım ki, atalarımız “büyük lokma ye ama büyük söz konuşma” diye boşuna söylememişlerdi...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT