BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Avrupa Birliği mi, Türkiye’nin Birliği mi?”

“Avrupa Birliği mi, Türkiye’nin Birliği mi?”

Yaklaşık 40 yıllık bir geçmişimiz olmasına karşın, Avrupa Birliği konusu ülkemizde yeterince anlaşılabilmiş ve anlatılabilmiş bir konu değil. Türkiye-AB ilişkilerinin içeriğini, 40 yıldır kapıda bekletilen bir ülkenin vatandaşları olarak iyi görmemiz ve anlamamız gerektiğinden hareketle, Ankara Ticaret Odası olarak “Avrupa Birliği mi? Türkiye’nin Birliği mi?” başlıklı bir kitapçık hazırladık.



Yaklaşık 40 yıllık bir geçmişimiz olmasına karşın, Avrupa Birliği konusu ülkemizde yeterince anlaşılabilmiş ve anlatılabilmiş bir konu değil. Türkiye-AB ilişkilerinin içeriğini, 40 yıldır kapıda bekletilen bir ülkenin vatandaşları olarak iyi görmemiz ve anlamamız gerektiğinden hareketle, Ankara Ticaret Odası olarak “Avrupa Birliği mi? Türkiye’nin Birliği mi?” başlıklı bir kitapçık hazırladık. Bu çalışmayı yapmaktaki amacımız, ulusal çıkarlarımızdan taviz vermeden, başı dik ve hak ettiğini almış bir ülke olarak AB’ye girmek gerektiğini vurgulamaktır. Her pazartesi konuk olduğum bu köşede, önümüzdeki birkaç hafta boyunca, bu kitapçıktan önemli bölümler aktarmak istiyorum. Atatürk’ün bağımsızlık ve Avrupa hakkındaki düşüncelerinden başlayalım. Aşağıda yer alan sözler Ulu Önder’in çeşitli vesilelerle yapmış olduğu konuşmalarından alınmıştır: “Bir milletin iktisadı yabancıların eline bırakılamaz... Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşın, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye’yi yok etmeye girişenler, Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekalar, duygular, fikirler, Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye’yi ıslah etmek, Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir... Oysa güç ve kuvvet, Türkiye’de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin, en çok da yöneticilerinin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatları ile, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. İşte Türkiye’de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür. Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla acizlikle başlamıştır. Türkiye’nin Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkummuş gibi, Türkiye’yi atıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gereğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye’de fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki “Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.” Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. ‘Onlar bizi idare etsin’ diyorlardı.” “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Atatürk’ün görüşleri özetle böyle... Gelecek hafta yine Avrupa Birliği ile ilgili bir başka bölümü aktaracağım.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT