BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yaşlı adam yüreğinin ezildiğini hissetti!..

Yaşlı adam yüreğinin ezildiğini hissetti!..

Talat bey hiçbir şey düşünemiyordu yürürken. Sadece adımlarına dikkat ediyor, sokak kenarlarında gördüğü çöplere bakıyor, zihnini boşaltmış, öylece gidiyordu.



Talat bey hiçbir şey düşünemiyordu yürürken. Sadece adımlarına dikkat ediyor, sokak kenarlarında gördüğü çöplere bakıyor, zihnini boşaltmış, öylece gidiyordu. Kesintilerden sonra elinde kalan birkaç kuruşluk emekli maaşından başka hiçbir geliri olmaksızın sokakta kalmıştı. Bu parayla karısına mı baksın, hapishanedeki oğluna mı yetişsin, yoksa kendisi mi geçinsin, bilemiyordu. Öylesine yorgun ve öylesine dalgındı ki, tam dibinden hızla geçen bir arabayı bile fark etmedi. Araba birkaç metre ileride acı bir frenle durdu. İçinden delikanlı bir genç indi ve terbiyesizce bağırdı yaşlı adama: - Önüne bak, akşam akşam başımı belaya sokma benim. Bulanık bakışlarla baktı gencin yüzüne. Tahsin’e benziyordu delikanlı. Hiçbir şey söylemeden yürüdü. Öfkeli genç şaşkın bir biçimde bağırdı arkasından: - Tövbe tövbe, deli midir nedir! Evine geldiği zaman hava kararmıştı. Sedirlerden birinin üzerine çöktü. Soğuktu. Kış neredeyse girmiş sayılırdı. Geceleri soba yakmak istiyordu artık. Paltosunu çıkartmadı üzerinden. Ne kömür vardı yakacak, ne odun. - Mehpare’yi eve getirsem, nasıl ısıtacağım, nasıl bakacağım ona? Diye söylendi kendi kendine. Büzüldü iyice. Bir müddet sonra yaşlı bedeni dayanamadı yaşadığı yorgunluğa. Dalıp gitti. *** Sabah uyandığı zaman gün ağarmamıştı. Namazını kıldı. Hiçbir şey yapmadan dışarı çıktı. Günün ilk saatlerinin kavurucu ayazı yanaklarını, ellerini ısırdı. İçine çekti keskin havayı. Paltosunun yakasını kaldırdı. Ağır ağır yürüdü caddeye doğru. Gece çiğ yağmış, her tarafı hoş bir ıslaklık kaplamıştı. Sokak köpekleri geceyi geçirdikleri kovuklardan çıkmış, çöp tenekelerinin başında birikmeye başlamışlardı bile. Birkaç kişi vardı yaşlı adam gibi sokakta. Hızlı adımlarla ilerliyorlardı. Nereye gittiğini bilmeden yürüdü. Ne amacı belliydi, ne niyeti. Küçük bir sokak parkındaki banklardan birine oturdu. Çekip gitse, ortalardan kaybolsa Mehpare hanım ne olurdu?. Ne Muhsin alır bakardı, ne de bir başkası! Karısı için ayakta durmak zorundaydı. Gözleri nemlendi. Dudakları kurumuştu. - Ah Mehpare, dayanamadın, yanımda olsaydın beraber üstesinden gelirdik. O kadar yalnızım ki! Diye mırıldandı. Parkta ne kadar oturduğunu bilmiyordu. Ayağa kalktığı zaman güneş beyaz bulutların arkasında gizlenerek yükselmişti. Sabahki ayaz yerini tatlı bir serinliğe bırakmıştı. Sonbaharın son, kışın ilk günleri hüzünlü haliyle kendini belli ediyordu. Okul çocukları neşe içinde koşturuyorlardı okullarına doğru. Duraklar kalabalıklaşmıştı. Gelişi güzel yürüdü. Evde kalamamıştı. Sanki boğulacak gibi olmuş, kısa duvarlar üzerine doğru yıkılıyormuş hissine kapılmıştı. Otobüs durağına geldi. Biraz bekledi. Gelen otobüse atladı. Arka taraflara geçip oturdu. Plansız bir şekilde cezaevine gidiyordu. Demir kapıların arkasında bir saate yakın bekledi. Nihayet Tahsin’i tel örgülerin arkasından, karşısında görünce gülümsemeye çalıştı: - Nasılsın oğlum, kötüydün geçen sefer... - Bunalıyorum baba, çıkarın beni buradan ne olur, çıkar beni... Çaresizlikle açtı ellerini iki yana: - Oğlum, ben ne yapabilirim ki. Cezanı çekeceksin, hukuk bu. Kanunlar bu. Tahsin yumruğunu tel örgülere indirdi olanca gücüyle: - Öleceğim, öleceğim burada. O nerede, ağabeyim olacak o alçak nerede? İrkildi Talat bey. Hemen kaşlarını çattı: - Ne biçim konuşuyorsun Tahsin, ağabeyine böyle söyleyemezsin. Acı bir gülümseme yerleştirip dudaklarına, acıyarak baktı babasına genç adam: - Sen... Sen hep böylesin. Sen de biliyorsun onun ne olduğunu. Nasıl silkeleyip bir kenara fırlattığını. Ailesini inkar ettiğini. Ben suç işledim kabul, suçluyum, cezamı çekiyorum. Ya o?.. Onun cezası ne olacak? Anasını, babasını, kardeşini inkar edenlere ne ceza veriyor kanunlar? Talat bey yutkundu. Toparlanmaya çalışarak mırıldandı: -Onun bir suçu varsa Allah’a hesap verir oğlum. Başını kaldırdı - Sana para getirdim. Gardiyana bırakacağım. Tahsin ellerinin arasına aldığı başını hafifçe eğdi: - Yetmiyor baba, verdiğin para yetmiyor burada. Kanımı emiyorlar sanki. Yaşlı adam yüreğinin bir el tarafından kopartılıp ezildiğini hissetti. Oğlunun başındaki derdi biliyordu. Yavaşça fısıldadı: - Azıcık gayret etsen oğul, biraz iradeni kullansan, sana nasıl yardım etsem ki... Tahsin alaylı bir şekilde güldü: - Burada mı? Burada mı gayret edeyim, ne için? Hayatım, istikbalim her şeyim bitti. Ben mahvoldum artık! DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT