BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > ÜÇLE SEKİZİN FARKI NE?

ÜÇLE SEKİZİN FARKI NE?

Bana soran olsa, mecburi eğitim üç yıl olsun derim. Ama hem bugünün şartlarında hem de bugünkü iktidarın ağzından böyle bir teklifi seslendirmek neredeyse 312'lik suç.



Bana soran olsa, mecburi eğitim üç yıl olsun derim. Ama hem bugünün şartlarında hem de bugünkü iktidarın ağzından böyle bir teklifi seslendirmek neredeyse 312'lik suç. Beşten sekize çıkınca ne değişti ki üçe düşünce değişsin. Üç yılı mecburi yaparsın, okuma yazmayı, kırmızı-sarı ışığı, temel vatandaşlık bilgilerini, dilekçe yazmayı öğretir bırakırsın. Sonra isteyen, istediği yere kadar devam eder. İsteyip de imkanı olmayanları seçer, özel eğitime tabi tutarsın. Maşallah, bizim ülkenin sahipleri ne eğitebiliyor ne de bırakıyor ki başkaları eğitsin. Zaten sakatlık herkesi aynı şartlarda eğitme iddiasıyla başlıyor. Herkes aynı değil ki aynı eğitimi alabilsin. Kaldı ki, mecburi eğitimde sonra insanlar çocuklarına, masraflarını kendileri karşılamak kaydıyla dilediği programla eğitim hizmeti almalarının ne sakıncası var. Veya herkes aynı şartlarla, aynı programla eğitilecek demenin faydası ne? Misal: İngilizce öğrenmek gibi bir mecburiyet olmadığı halde ana babalar çocuklarının İngilizce öğrenmesi için yırtınıyor. Şartlar ve piyasa buna zorluyor. Oysa herkese yabancı dil öğretmek iddiası ile yola çıkan devlet elli yıldır bu işi beceremedi. Beceremediğini kabul da etmiyor, bir değişikliğe de gitmiyor. Yabancı dilin öğretilip öğretilemediğinin kriterleri net ve somut olduğu için başarısızlık. Diğer dersler için de başarı kriterleri herkes tarafından ölçülebilecek bir şablona oturtulsa İngilizceden farklı olmadığı görülür. Düne kadar ortaokullarda başarılı sayılmak için Anadolu liselerine.. lisede başarılı sayılmak için üniversiteye girmek gerekiyordu.. Üniversiteye girince -veya çıkınca- ne olacak sorusu seslendirildiğinden beri bu başarı kriteri de anlamını yitirdi. Dershanelerin payını da düşünce zaten "Elde var sıfır" gibi bir hesap çıkıyor. KAHVEHANE MUHABBETİ -Abi, dedi; keşifçi deyip geçme.. Şimdi sen dükkanına su mu bağlatacaksın, müracaat ettiğin zaman buraya keşif için bir adam gönderirler. Onun gönlünü hoş edersen raporuna yazar, hat sayaca kadar çekilecek der, ben de çekerim. Hoş etmezsen, yazar raporunu imzalar, gider. Bir de bakarsın hattın kapının önüne kadar gelmesini söylemiş.. Sonra suyu oradan içeriye almak için bir yevmiye verirsin 20 kaat.. 14 de boru.. eder 34.. Ne olur, 20 kaadı kurtarayım derken 15 kaat zarara girersin.. Keşifçi deyip geçme.. Ona boşuna keşifçi dememişler.. yazacak, imzalayacak...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT