BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zalgiris fırtınasının ardından

Zalgiris fırtınasının ardından

Herkes Zalgirisli



Sezon içinde bir çok Avrupa takımına olduğu gibi Türk takımlarına da (F.Bahçe, Ülker ve Efes) 6 maçta 5 kere üstünlük sağlayan Zalgiris Kaunas performansını giderek arttırdı ve Avrupa’nın en büyük kupasını aldı. Bazılarınca hâlâ sürpriz olarak nitelenen, başkalarınca süratli basketbola atfedilen bu başarı aslında çok sağlam ve kapsamlı temellere dayanıyor. Litvanya Başbakanı’nın takımla birlikte kupayı almak için sahaya inmesi, oyuncuların yanına gidip kollarından çekerek getirdikleri Spor Bakanı Kurtiniatis’in Avrupa’nın basketbol kahramanlarından biri olması (yaşadığı bütün şampiyonlukların ve bireysel başarıların üzerine üç yıl önce 36 yaşındayken bronz olimpiyat madalyası almıştı) bu Kuzey ülkesinin basketbol geleneğinin ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne sererken aynı zamanda da şampiyonluğun perde arkasındaki güçlü ekip çalışmasına ve birikime işaret ediyordu. Litvanya adeta bir “basketbol ülkesi” olmanın meyvelerini topluyor. Nüfusun fazla olmamasına karşın bir sürü yıldız yetiştirebiliyorlar. Ülkede arka arkaya açılan basketbol okulları, basketbol hamlesinin tavandan tabana uzanışını tamamlıyor. NBA’de üç yıl için otuz küsür milyon dolarlık kontrat imzalayan en büyük yıldızları Sabonis de bu hamleye bizzat katılıyor, Zalgiris takımını maddi açıdan destekliyor, ülkesi için salon yaptırıyor, basketbol okulu açtırıyor... Bu seferberliğin oluşturduğu potansiyel uluslararası başarı üretmenin gerektirdiği idari ve teknik beceriyi sonunda kendiliğinden sağlayıveriyor, hem de Avrupa basketbolunun temellerini sarsarcasına. Mütavazı bir coach’un yönettiği mütavazı oyunculardan kurulu, mütevazı bütçeli bir takım, sezon başında kimsenin kendilerine şans tanımamasına rağmen basketbolun devlerini birer birer dize getirerek istikrarlı yükselişini sürdürüyor ve zirveye tırmanıveriyor. Çabuk hücum ediyorlar, cesur oynuyorlar. Rakibi dengesiz yakalayıp avantaj kullanarak fazladan sayı üretiyorlar, dış şutlarda olduğu kadar topla dalışlarda da etkililer ve en önemlisi hücuma yönelik oynar gibi görünürken Avrupa’nın en etkili savunmalarından birini yapabiliyorlar. Bu yazının amacı Zalgiris Kaunas’ın oynadığı basketbolun teknik analizini yapmaktan ziyade başarısını artık tescil ettirmiş bulunan bu oyun tarzının çevresindeki diğer faktörleri vurgulamak olduğu için teknik konuları bir tarafa bırakıyoruz. HERKES ZALGİRİSLİ Zalgiris’in oynadığı tempolu basketbol yıllardır eleştirilen “rakibin oyununu bozmaya kendi oyununu uygulamaktan daha fazla önem veren ve potaya atış yapmadan önce seyircinin sabrını denemek istercesine topu ezerek vakit geçirmeye dayanan” anlayışa ciddi bir alternatif oluşturdu. Dörtlü Final’in yapıldığı Münih’te herkes “Zalgiris”liydi; sokaktaki basketbolseverlerden başlayıp basının önemli bir kısmını kapsayan ve hatta basketbol dünyasının üst kademe profesyonellerine kadar uzanan geniş bir yelpazede hemen herkes Litvanyalılar’a sempatilerini ifade ediyor ve oynadıkları basketbolu şu ya da bu şekilde övüyorlardı. FIBA’yı yöneten Genel Sekreter Borislav Stankoviç dünyanın birçok ülkesinden gazetecilerin izledikleri basın toplantısında henüz oynanmamış bir finalin sonucunu etkileyebileceğini dahi umursamadan “Zalgiris’in oynadığı basketbolu izlemek gerçekten zevkli” demekten çekinmezken, NBA’i yöneten David Stern özel bir sohbette “Avrupa’da ilk defa topu 20 saniye boyunca ezmek yerine şut pozisyonu bulduğunda çekinmeden atan bir takım gördüm” nitelemesini yapıyordu. Yunan Federasyonu yetkilileri bile Olympiakos’un devre dışı kaldığı ilk maçtan sonra hiç bir zaman taviz vermedikleri milliyetçi çizgilerinden arınıp “Zalgiris o kadar güzel oynuyor ki, bizi yenmelerine rağmen onların şampiyon olmalarını istiyoruz” diyebiliyorlardı. Zalgiris’in oyun tarzı Avrupa basketbolunu şüphesiz etkileyecektir. Hemen önümüzdeki sezondan başlayarak takımlar bu “doğru ve etkili basketbolu” oynamaya yöneleceklerdir. Ancak basketbol tekniği açısından bir devrim olarak nitelendirilebilecek bu şampiyonluğun etkilerinin sahanın içiyle sınırlı kalmayabileceği de düşünülmelidir. Zalgiris’e gösterilen sempatiyi “favori olmayanın desteklenmesi” olarak nitelemek yeterince açıklayıcı olmaktan uzaktır. Şampiyonluğa uzanırken bu derece sempati toplayabilen bir kulübün organizasyonun idari açıdan da çok başarılı olduğunu kabul ederek perde arkasını biraz aralamak gerekmektedir. NEBL LİGİ Zalgiris’in oynadığı basketbolun saha içinde sonuca yönelik üstünlüklerinin yanında bir diğer çok önemli avantajı “marketable” yani pazarlanabilir olması. Maç kazanılırken oynanan basketbolun heyecan, sürat, estetik ve diğer açılardan göze hoş gelmesi sebebiyle ilgi çekmesi endüstrileşen basketbolun en az şampiyonluk kadar önemli bir başka gereksinimine taban oluşturuyor: Gelir sağlamak. Litvanyalılar bu ve diğer idari konulardaki kapasitelerini bu yıl uygulamaya konulan başını çektikleri Kuzey Avrupa Ligi (Northern Europe Basketball League) projesi ile ispatladılar. Zalgiris’in dışında Baltık Cumhuriyetleri, İsveç, Finlandiya vb. Kuzey ülkelerinden takımların katıldığı ligin ilk deneme sezonu oldukça tatmin ediciydi; gelecek yıl için CSKA dahil olmak üzere Rusya’dan, İngiltere’den ve diğer bazı komşu ülke takımlarından katılma talepleri aldılar. NEBL’de maçlar 10’ar dakikalık 4 çeyrek halinde oynanıyor ve böylece aralarda TV reklamlarına zaman kalıyor. Bilet ücretlerinden, merkezi olarak pazarlanan TV yayınlarından ve diğer reklamlardan elde ettikleri gelirler sayesinde takımların ve hakemlerin yol ve otel paraları dahil bütün masrafları lig tarafından karşılanıyor, üstelik evsahibi takıma ayrıca kendi maçı için reklam pazarlama payı bırakılıyor (Tabii iş bilenin kılıç kuşananın). NBA ile Avrupa basketbolu arasındaki en büyük fark olan pazarlama stratejilerinin bir kısmına göz diken Kuzey Avrupa Ligi’nin bu alanda neler yapabileceği merakla bekleniyor. İDARİ ETKİNLİĞİN ÖNEMİ Zalgiris Kaunas şampiyon olmak suretiyle öncelikle birbirlerine kenetlenmiş bir grup olarak faaliyet gösterip yakın dönemde “Avrupa basketbolunda başarılı olmanın yolu Yugoslav oyuncu ve coachlardan geçer” anlayışını yerleştirmeye çalışan ve bu arada hem kendileri hem de pazarlayıcı menecerleri büyük paralar kazanan Yugoslav coach ve oyuncuların bulunduğu bütün takımları geride bırakmıştır. Yugoslav coachların duayeni İvkoviç’in ferdi yetenek, kariyer başarısı ve şöhret açılarından rakibinden daha üstün olan kadrosuyla yaşadığı çaresizlik uzun yıllar hatırlanacaktır. Litvanya ekibinin idari başarısı saha içindeki zaferin gölgesinde kalacak gibi değildir. Hiç de yüksek olmayan ücretlerle aldıkları iki NBA oyuncusunu takıma iyi monte edip maksimum verim alarak şampiyonluğu yakalamaları önemlidir. Bowie ve Edney’in takımları için kendilerini yerden yere atmaları ve galibiyeti en az diğer oyuncular kadar istemeleri, uyum sağlayamadıkları için zenci Amerikalı oyuncuları sezon içinde geri göndermeyi idari bir başarı olarak sunan bir çok Avrupa ülkesi için bir ders niteliğindedir. İdari yönetimin etkinliği Zalgiris’in bütçesine bakıldığında iyice belirginleşmektedir. Zalgiris yönetimi “ödenen para/elde edilen başarı” sıralamasında Avrupa’nın zirvesine yerleşmişti bile, hem de oyuncular şampiyonluk kupasını kaldırmadan önce. Zalgiris’in Avrupa Ligi ölçülerinde komik sayılabilecek bir bütçeyle elde ettiği başarı idari etkinliği ön plana çıkarmış, Panathinaikos gibi bir devin 20 milyon dolarlık bütçesine rağmen çoktan saf dışı kalmış olmasının başını çektiği ve ülkemizden de örneklerin yer aldığı bir hayal kırıklıkları zincirine dikkati çekmiştir. Bundan sonra kulüp başkanlarının/sahiplerinin maliyet analizlerine daha fazla önem vermeleri kaçınılmazdır. Basketbol artık bir endüstri olmuştur ve endüstriyel kurallarına göre yönetilmesi gerektiği her geçen gün açığa çıkmaktadır. Geçmişin ve günümüzün basketboldan gelen “ağabey” idarecileri gelecekte yerlerini ekonominin arz-talep dengelerini bilen, pazarlama stratejilerine onları ön plana çıkarabilecek derecede hakim olan ve her türlü finansal analizi rahatça yapabilecek profesyonel yöneticilere bırakacaklardır. Diğer üretim sektörlerinde yüksek maliyetlerini geride bırakmak isteyen firmaların üretim teknolojisini, personelini, anlayışını (bazen hepsini birden) değiştirdiği gibi basketbol sektöründe de yüksek üretim maliyetlerine rağmen sonuca gidemeyen takımlar er ya da geç bir yeniden yapılanma sürecine gireceklerdir. NBA’de olduğu gibi rekabetin yüksek olduğu herhangi bir başka sektörde (petrol, bilgisayar bankacılık vb.) eşdeğer bütçeleri başarıyla idare etmiş kişiler giderek basketbola çekileceklerdir ve bu trend doğrultusunda basketbolu iyi bilmek bir avantaj olmaktan öteye gidemeyecektir. Basketbolun içinden gelen idarecilerin ise kendilerini bu yönde eğitmeleri kaçınılmaz olacaktır. Zalgiris’in yükselen çizgisi üzerine bunları düşünürken NBA’in en önemli yıldızlarından biri olarak basketbolu bıraktıktan (ve büyük bir servet edindikten) sonra Minnesota Timberwolves takımında genel menecerlik mesleğine geçmeden önce zaten sahip olduğu üniversite diplomasının üzerine iki yıl daha okula giderek bir de iş idaresi konusunda master yapan Kevin McHale’e Münih’te rastlamak ve onunla bu konuyu konuşmak gerçekten ilginç oldu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT