BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kendi Gök Kubbemiz

Kendi Gök Kubbemiz

Yıllar öncesine dönerek izlediğimiz bu tek kişilik oyunda, 1947 yılına kadar uzandık. CİHAT BABAN’ın sahip ve başyazarı olduğu TASVİR gazetesinde stajyer muhabirdik.



Yıllar öncesine dönerek izlediğimiz bu tek kişilik oyunda, 1947 yılına kadar uzandık. CİHAT BABAN’ın sahip ve başyazarı olduğu TASVİR gazetesinde stajyer muhabirdik. Gazeteye girişimiz de ancak altı ay kadar olmuştu. Bir sabah Yazıişleri Müdürümüz rahmetli TEVFİK EROL’un beni çağırdığını söylediler. Meslek hayatımızda bana büyük katkısı olan, bu değerli USTAM “Koş! Cihat Bey seni arıyor.” dedi. Heyecanla Cihat Bey’in odasına çıktık. Her zaman o zarif ve insancıl yaklaşımıyla, “Sana önemli bir iş veriyorum. Bugün öğleden sonra, saat 15’e doğru Park Otel’e git. Orada Yahya Kemal Bey seni bekleyecek, bir konuşma yap ve gel. Bu senin için bir sınavdır, unutma. Haydi güle güle.” dedi. O günlerde çok cahildik, şimdi de cahiliz... Çağrılan zamanda otele gittik. Bir garsona sorduk. Balkonda, pencereye çok yakın bir yerde, iki kişilik bir masada oturan Büyük Şair’i gösterdi. İlk olarak yakından görüyorduk. Heyecanla yaklaştık. Yahya Kemal, başını kaldırdı, gülümsedi ve “Buyurun oturun Kami Bey” dedi. Bir iskemleye sığınır gibi oturduk. Birkaç kelimeyle hatırımı sordu, heyecanımızı tutarak cevap vermeye çalıştık. Sonra, gene sıcak bir sesle “Haydi sohbete başlayalım” dedi.. O an, neler söyledik, şimdi sarahaten hatırlamıyorum. Birden rahatladığımı hissettim. Bu, büyük bir şairin, insana huzur veren kimliğinden kaynaklanıyordu. Ve konuştuk. Tabii o şahsın engin kültürü karşısında, titreyerek söyleştik. Bir başka deyişle, o anlattı, biz dinledik. İki saate yakın bir süre, feyz almaya, “bir şeyler” öğrenmeye çalıştık. Gece, huşua varan bir saygıyla yazdık. Ve ertesi sabah Cihat Bey’e götürdük. Vurduğumuz kapının gürültüsü, o an gök gürültüsü gibiydi. Eliyle bırakmamızı işaret etti. Sonra çıktık. Öğlene kadar orada heyecanla bekledik. Sonra odaya girdik. Gülüyordu. “Tamam” dedi. “Bazı hatalarına rağmen gene iyi oldu. Şimdi Tevfik’e git. Sana, prim yazacak.” Çıktık. Primden ziyade, Cihat Baban’ın beğenmesi bizim için önemliydi. Bu küçük anıdan sıyrılarak sahneye baktık. Orada büyük bir aktör, büyük bir dram oyuncusu vardı. Toron Karacaoğlu. Onu dinledikçe kırkiki yıl evveline döndük. Kendi Gök Kubbemiz, altında ülkemizin yetiştirdiği en büyük şairlerinden birinin siluetini bulduk. Gözlerimiz yaşardı. Ve böyle bir zatı, son derece sıcak ve izleyenleri huşua götüren bir üslubla yeniden tanıtan Engin Uludağ’ı saygıyla andık. Tiyatroyu, şiiri ve insanları seven bütün okuyucularımıza yürekten tavsiye ederiz: Kanımızca, günümüz gençliğinden büyük bir çoğunluğun, bazı şairlerimizi tanımadığı kanısındayız. Bu ve benzer nitelikte oyun metinleri ders olarak kullanılmalı...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT