BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Samsunspor ve Metin Türel!

Samsunspor ve Metin Türel!

Beşiktaş seyircisinin, Samsunspor maçı öncesinde Samsunspor Başkanı İsmail Uyanık ve Samsunspor için yaptığı “çirkin tezahürat” adeta Beşiktaşlı yöneticilerce “tasvip edildi!.”



Beşiktaş seyircisinin, Samsunspor maçı öncesinde Samsunspor Başkanı İsmail Uyanık ve Samsunspor için yaptığı “çirkin tezahürat” adeta Beşiktaşlı yöneticilerce “tasvip edildi!.” Beşiktaş’ın kaptanlarından Alpay da, TV ekranlarında “Ne olmuş yani? Biz birşey duymadık” demeye getirdi!. Hey gidi hey!. Daha iki ay önce aynı seyirci “kendilerine hakaretler yağdırırken” duyuyorlardı, ama!. Hele hele Alpay!.. “Bazı taraflı” spor yazarları ile beraber “Samsunspor Kaptanı Ercan, hakemin görmediği ve devam ettirdiği pozisyonda gidip ‘Ben topu elle kestim, penaltıyı ver, bana da kırmızı kart göster’ demeliydi. Fair Play’in gereği buydu.” gibilerden, değil Türkiye’de, bütün dünyada bile “örneği görülmemiş” bir “televole komikliğine” düşen Alpay’a sormak gerek: Sen, “binlerce kişinin gördüğü”, TV başında da milyonlarca kişinin duyduğu “iğrenç tezahüratı bile duymayarak” fair playci oluyorsun, “Böyle bir çirkinliği tasvip ederek” fair playcilik dersi vermeye kalkıyorsun, “futbolculuk yıllarında hakemlerin görmediği pek çok hatalı, yönetmelik dışı hareketin üzerine yatıyorsun”, sonra da Ercan’a “Neden takımını 10 kişi bırakacak ve mağlûp ettirecek centilmenliği göstermedin?” diyebiliyorsun, vay vay vay!.. Daha transfer ayları başlarken “kulübün ve yöneticilerin için söylediklerin” unutulmadı!. Senin için “en iyi deyimi” sevgili Kâzım Kanat bulmuş, tebrikler!. Tabii, “yönetici” denilen kişiler çıkıp “Samsunspor Galatasaray’a karşı nasıl oynadı, Fenerbahçe’ye ve bize karşı nasıl?” derse, aynı kafada “Fenerbahçeli yöneticiler” de bulunursa, taraftara da “Metin Türel Galatasaraylı, onun için Galatasaray maçında Samsunspor yattı” diye düşünmek ve bizlere mektup yazmak düşer!. Üstelik, böyle düşünmekte ve yazmakta da “haklı oluverir!.” İnsanlara çamur atmak, müesseseleri karalamak ne kadar kolay!. “Düşme hattında can derdinde olan” Samsunspor, Galatasaray’a yatacak, hocası “takımı yatırmak için kumpas kuracak” ve koca Samsun kentinde, binlerce, onbinlerce taraftar, onlarca yönetici, o kadar futbolcu “susup oturacak” öyle mi? Beşiktaş ligin ilk yarısında “Galatasaray önünde, Samsunspor kadar bile dayanamadı” ve bu tabloyu “bütün Beşiktaşlı yorumcular yazdı”!. Yoksa, Beşiktaş’ın hocası da mı “Galatasaraylıydı?” Beşiktaş da mı “Galatasaray’a yattı?.” İstanbul’dan Ahmet Çelik adlı okuyucum, “uzun bir mektup” göndermiş!. Uzun olduğu için “Marketimize Hoş Geldiniz” sütunuma koyamıyorum. Mektubu şöyle bitiriyor: “Kusura bakma Metin Hoca, kim ne derse desin verdiğin taktikle Galatasaray maçında şike yaptın! İşin kötüsü bunu isteyerek ve bilerek yaptın. Rakibin olması gereken bir takımın taraftarı olduğun sürece bu ülkede stajyer Löw’ler büyük takımları çalıştırırken, Hocaların Hocası olarak sen Samsunspor’dan emekli olmaya mecbursun.” Yooo, sayın Ahmet Çelik yooo!... Metin Türel’i hiç tanımadığınız gibi, “geçmişinde” nelerin olduğunu da hiç öğrenmemişsiniz!. Metin Hoca, “kaç takımın başında, kaç defa şampiyonluğa giden Galatasaray’a çelme üstüne çelme takmıştır”, bilir misiniz? Metin Hoca, Türk futboluna “yetiştirdikleriyle, yaptıklarıyla”, dürüstlüğüyle, onuruyla, gururuyla “anıt adam” olarak bırakacaklarımızdan birisidir!. Sayın Ahmet Çelik “uzun mektubunda”, şu görüşü savunuyor: “Samsunspor, Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarında savunma ağırlıklı oynadı ve beraberlik aldı, Galatasaray maçında açık oynadı, golleri peş peşe yedi!” İnsaf!. Samsunspor golleri “açık ve hücum oynadığı, savunmada az adamla yakalandığı için değil”, ilk yarının ortalarına doğru “üstüste iki kornerden yedi!.” Yani, kendi kalesinin önüne hemen hemen “bütün adamlarıyla yığınak yaptığı” anlarda!. “2-0” öyle oldu!. 2-0’dan sonra ne yapacaktı, Metin Hoca? Sayın Çelik, elbette ki “herkesin görüşüne saygılıyım” ama, Metin Türel gibi “Hocaların Hocası” ünvanını hem de “hakkı ile kazanmış” milli takımlarımıza teknik direktörlük yapmış insanları, “bir maçta” ve sırf kulüpçülük için “böylesine harcarsak”, işte o zaman “stajyer Löw’ler” hep takımlarımızın başında olmaya devam edeceklerdir, öyle değil mi? Ayrıca, “Fenerbahçe’den, Galatasaray’dan, Beşiktaş’tan emekli olmak” ile “Samsunspor’dan emekli olmak” arasında “şeref ve onur bakımından” bilmem ki ne fark vardır? Tanju Çolak “keşke” Galatasaray’dan ya da Fenerbahçe’den değil de Samsunspor’dan emekli olsa idi; belki de “başına gelenler”, hiç ama hiç gelmeyecekti!. Ali Şen ve Löw!.. Şu Fenerbahçeli “bazı futbol yorumcularını anlamak” pek mümkün değil!.. Aylardır kıyameti koparıyorlar: “Löw futbolculara çok taviz veriyor, onlara nazik davranıyor. Futbolcuya dayalı bir çark dönüyor. Disiplin elden gitti, herkes bildiğini okuyor!.” Hımmm!.. Elbette bir bildikleri var!. Fenerbahçe’yi onlardan iyi bilecek değiliz ya!. Amma... Bakıyoruz, Ali Şen, Sabah’taki sütununda adeta “gün aşırı” yazıyor: “Ben başkan olsam futbolcuma lâf söyletmem. Lazaroni bir maçtan sonra futbolcuları eleştirdi, onu hemen kovdum. Geçen yıl Bariç aynı şeyi yaptı, çağırdım, ‘Bir daha yaparsan kovarım seni’ dedim. Şimdiki Başkan, teknik direktör Löw’ü haşlayacağına, onu koruyup, futbolcuları suçluyor, böyle şey olmaz!.” Bakıyorum, “anlı-şanlı” Fenerbahçeli futbol yorumcularında “tıs” yok!. Ali Şen’in başkanlık döneminde de “Dünya’nın ve Avrupa’nın en ünlü teknik adamları” futbolcular yüzünden “kovulur ya da fırçalanırken” de ses seda yoktu!. Şimdi, bulmuşlar Löw gibi bir centilmeni, Aziz Yıldırım gibi bir beyefendi başkanı, kasıp kavuruyorlar!. Ey “attıkları zaman mangalda kül bırakmayan” dostlar, dönüp de Ali Şen’e “Ne yapıyorsun arkadaş? Bu yazılarınla takımda disiplin bırakmıyorsun! Takımı bölüyorsun! Takım içinde kimleri korumak ve kollamak istiyorsun?” diye sorsanıza!. Görelim bakalım, içinizde bunu yapacak kadar “kahraman olan” var mı? Arıpınar’a sevgilerle!.. Televizyonda beş-on saniyelik görüntüler... Ardından gazetelerde birkaç satırlık haberler... “Türkiye’de fair play ödülleri” dağıtılmış!. Daha doğrusu “dağıtılmamış” müessese ve kişi hemen hemen kalmamış!. Öyle müesseseler ve kişilere “ödül verilmiş” ki, insanın kahkahalarla gülesi geliyor!. Ben “televolecilerin yerinde olsam”, ekran başındakileri gülmekten çatlatacak bir “fairvole ya da voleplay” hazırlar, açıklamaları yapan sevgili Erdoğan Arıpınar’a da “ceza olsun” diye zorla seyrettirirdim!. Seyrettirirdim ki, bir daha “işi böylesine sulandırmasın” diye!. Nerede ise geçen ay bizim sokakta dolaşan ve otomobilin altında ayağı ezilen kediyi veterinere götüren benim oğluma da “fair play ödülü” vereceklermiş, unutmuşlar!. Hoş verilenler içinde öyleleri var ki, benim oğlum ödül alsa, “onlara göre yerden göğe hak etmiş olurdu!.” Biz bize benzeriz ve herşeyi kısa zamanda “dejenere etmekte, yozlaştırmakta” üstümüze yoktur!. Herhalde bu da fair play’in bir gereği!.. “Aman kimse kırılmasın, gücenmesin!.” Fair play de “biraz mavi boncuklu olsun!.” Palavra.. Palavra... Açın birkaç ay önceki gazetelerin spor sayfalarını.. Ya da TV spor proğramlarının arşivdeki kasetlerini bulun!.. Galatasaray yönetiminden “çarpıcı” açıklamalar vardı: “Galatasaray Stadı’nın yapımı için Amerikan bankaları sıraya girdi. Galatasaray yönetimi, en iyi şartlarda kredi verecek bankayı seçmekte güçlük çekiyor!.” Sonra.. Herhalde “banka seçmekteki güçlüğün altından kalkılmamış olacak” ki, bu defa “İngiltere başta, Avrupa bankalarına dönüldü!.” Anlaşılan Avrupa Bankaları da “hatta faizsiz kredi verme yarışında hatta hatta stadı bedava yapma mücadelesinde öyle birbirine girdiler” ki, Galatasaray yönetimi Avrupa’nın finans kesiminde “3.Dünya Savaşı çıkmasın” diye, bu bankaların tekliflerini de çöpe attı!. Döndü, “dolar milyarderi, petrol zengini” Körfez ülkelerine!.. Anlaşılıyor ki, CIA, MOSSAD, James Bond raporlar verdiler: “Galatasaray Stadı kredisi için Körfez’de araplar birbirlerine girecek!. Irak’a, Saddam’a karşı cephe bölünüyor, Galatasaray bu işten vazgeçsin!.” Eeee!. Özhan Canaydın da “hayır” deyince, Faruk Süren-Mehmet Cansun ikilisi ortada kalıverdi!. Canaydın olayı, “Bu kadar palavraya bir sahi!.” mesajı verir gibiydi ve “Kavuklulu, Pişekârlı orta oyununun finâline gelindiğini” gösteriyordu! Bakalım “Yangın var.. Yangın var..” kantosunda kimler oynayacak? Fark!.. Fenerbahçeli yorumcular ve yöneticiler de, Beşiktaşlı yorumcular ve yöneticiler de iki yılda, üç yılda “iki ya da üç hakem olayına kafayı takıp”, her kötü sonuçta ayağa kalkıyorlar: “Hakemler bizi yakıyor, kasıt var!.” Beşiktaşlı yorumcular mesele çalınmayan bir penaltı düdüğüne takıyorlar da, Yasin’in kendini atıp kazandırdığı penaltı ile gelen puanları “es” geçiyorlar!. Fenerbahçeliler, “Gaziantep’in ikinci golünün faulden gelişen akında atıldığını” görüp, kıyameti koparıyorlar da, Fenerbahçe’nin ilk golünde “ilk pozisyonda golü atan Moldovan’ın ofsayt olduğunu” nedense göremiyor, söyleyemiyorlar!. Elbette ki, “hakem hatalarından Galatasaray da nasibini alıyor!.” Ama Galatasaraylı yöneticilerin gösterdiği tepkiye, çoğu zaman Fatih Terim ve Galatasaraylı yazarlar ve yorumcular “bir-iki istisnası hariç” pek katılmadığı için, “iş büyümüyor!.” Galatasaray “kazandığı ve işler iyi gittiği için”, bu tip hakem yanlışları üzerinde durulmuyor!. Herşey apaçık ortada!. Hakemler “Büyük takımlar arasında ayırım yapamazlar!.” Yapsalar yapsalar “Büyük takım-Küçük takım ayırımı” yaparlar!. O da “giderek” azalıyor!. Eyyamcı birkaç hakem kaldı, onların da eli kulağında çekip gidecekler!. İşte “kıyametin kopmasının asıl sebebi bu!.” “Bazıları”, eski çarkın dönmesini istiyor; “Rabbena, hep bana!.” Yağma yok!. Hakem hataları “herkese adil dağılmaya devam edecek!.” Ve de kimse korunmayacak!. Güçlü olan, iyi oynayan sahada kazanacak!. Gerisi, boş lâf!.. Hagi!.. Akşam’da “sevgili” Osman Şenher “Galatasaray’da kesinlikle Hagi faktörü yok. Galatasaray’da ekip faktörü var. Okan, Emre, Ümit, Suat olmasa bana göre Hagi bir hiç. Hagi Galatasaray’a gelirken, Barcelona bu adamı kovmadı mı?” diyor. Olmadı, sevgili Şenher, olmadı!. Fatih Terim’in, Okan’ın, Suat’ın, Emre’nin, Ümit’in, Hakan’ın ve diğerlerinin, bütünüyle “Galatasaray takımının, hem de yedekleriyle beraber” hakkını vermek başka, “Hagi hiçbir şey” demek başka!. Sezar’ın hakkını Sezar’a vermezsen, sorarım sana; “Yarın Sezar’ları nerede bulacaksın?” Elbette ki, “hatta yedekleriyle beraber 14 kişiyle 90 dakika oynanan futbolda”, tek adam “tek başına” herşeyi yapamaz, çok şeyi yapamaz!. Amma, “gene de birşeyler yapar!.” “Hiçbir şey?!..” Hagi Galatasaray’a gelmeden, Okan’la, Emre’yle, Suat’la, Ümit’le oynamadan da, Fatih Terim’in futbolcusu olmadan da “Hagi idi!.” Çok değil, İstanbul’dan 300 kilometre öteye bir git, Romen’lere bir sor bakalım, Hagi için ne diyecekler? “Karpatlar’ın Maradonası” ünvanı bir insana kolay kolay verilmez!. Üstelik Maradona tam bir serkeş ve çirkef, Hagi “Romenler’in cumhurbaşkanları ile eş tuttukları” kişilikli, onurlu, örnek bir insan!. “Barcelona’dan kovulmuş!.” Bu Hagi’yi küçültmez, Barcelona’nın yöneticilerinin ve de teknik adamlarının “futbola, futbolcuya bakış açılarını” gösterir! Eğer “o günkü teknik adamın sisteminde Hagi gibi bir adam yoksa elbette ki Barcelona Hagi’yi tutmayacaktır! Ya da, “geri plana itildiğini gören” Hagi, Barcelona’yı bırakacaktır!. “Efendim, kapris yapıyormuş, parasını istiyormuş!.” İnsaf ki, ne insaf!.. 3 yıldır, bu Hagi değil mi, Galatasaray için sahada “tam bir amatör genç gibi” koşan, tekme yiyen, kavga eden, konuşan, kart gören, dirsek atan, kızan, öfkelenen, kendini yiyen, takıma önderlik eden, kaptanlık yapan, saha içi idaresini fiilen üstlenen ve bunu da en iyi şekilde yerine getiren, diğer takımların futbolcularını , teknik adamlarını, yöneticilerini “Galatasaray’da Hagi var” diye moralman çökerten, en kötü oynadığı maçlarda bile arkadaşlarına “en az” 4-5 gollük pas atan, golleriyle maç kurtaran, puan yığan? Turgay Renklikurt gibi bir “bilim hocasına”, Doğan Koloğlu gibi bir “pozitif futbol yorumcusuna” Hagi övgüleri döktürten? Bak Fenerbahçeliler, Hagi geldiğinde “Bir de baston verin!.” diye alay edip “Bizim Okochamız var!” diye övünüyorlardı, nerede Okocha? Beşiktaşlılar aynı övünmeyi “Amokachi için yapıyorlardı”, nerede Hagi, nerede Amokachi? Bu sezonun başında kıyamet koptu: “Baliç mi, Hagi mi?” Nerede “genç” Baliç, nerede “ihtiyar” Hagi? En sonuncusu da “Sergen-Hagi benzetmesiydi!.” Sergen’i de, Hagi’yi de seyredenler, bu benzetmeye gülüp duruyorlar!. Hagi olmak için “Hagi olmak gerek!.” Hagi için “bir daha düşün” sevgili Şenher!.. Acaba “meramını anlatmak isterken, amacını mı aştın?” MARKETİMİZE HOŞGELDİNİZ Futbol Federasyonu Başkanı Halûk Ulusoy’un o koltuğu dolduramadığı ve taraflı davrandığı ortaya çıktı. Geçen yıl oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe maçında sahaya atılan taş için “Ne oldu, magnumdan mı çıktı ki, Trabzonspor’a ceza verelim?” dedin. Hem de TV’lerde. Herkes gördü, duydu. Şimdi soruyorum, geçen Pazar günkü kaçlık magnumdu? Neden bu defa TV’lere çıkıp “kaçlık magnum olduğunu” belirtmiyorsun? Belirtemezsin, çünkü sen taraflı başkansın. Sen sadece taraflı davrandıklarının başkanısın. Bunu da kendi sözlerinle ispatlıyorsun. Pazar akşamı olanların sorumlusu sensin. Bu suçu işlemelerine, geçen seneki sözlerinle sen izin vermiş oldun. Gerçekten tarafsız başkansan çık TV’lere, bu kaçlık magnumu bir açıkla. Yoksa bırak bu görevi yapabilecekler yapsın. Sedat Aydoğan - Yalova * * * Hiç yüzleri kızarmıyor, utanmıyorlar. Koca Samsunspor camiasını şikeci yapıp çıktılar. Şimdi bu Beşiktaş, bu Fenerbahçe Samsun’a maç yapmaya gelmeyecek mi? Bunları söyleyen, yazan yöneticiler, spor yazarları Samsun’a gelmeyecek mi? Ne yüzle gelecekler? Tahrik edilmiş olan Samsun camiasından birkaç kişi çıkar da, bu iftiralara, bu ağır hakaretlere karşılık verirse, bunda suçlu Samsunspor mu olacak? Beşiktaş seyircisi, Galatasaray seyircisi, Fenerbahçe seyircisi ya da yöneticileri ya da yorumcuları istediklerini söyleyecekler, yazacaklar, bağıracaklar birşey yok. Samsunlu yaparsa suç olacak. İşte bu zihniyet Türkiye’de sporu öldürüyor. Fair play’in hakim olmasını önlüyor. Futbolda kast sistemi olsun istiyorlar. Büyükler bey olacak, diğerleri de köle. İstanbul’un büyük medyası da bunu böyle görüyor, böyle istiyor. Anlaşılıyor ki, futbolda Anadolu’nun bütün kulüplerinin elele vermelerinden başka çıkış yolu yok. Cemil Özüvar - Mehmet Ali Koyuncu /İstanbul * * * Baliç sezon içinde evlendiğinde, bunu normal görenler vardı, karşı çıkanlar vardı. Baliç’in her ikili mücadelede yerde kalması gösteriyor ki, evlenmesi ona hiç yaramamış. Biz Fenerbahçeliler onu Hagi’den üstün görüyorduk, mevsim sonu geldi Hagi hâlâ sahanın bir ucundan, öteki ucuna karşısına kim çıkarsa çıksın, icabında iterek kakarak söke söke top götürüp, şut atıyor, gol atıyor, gollük pas veriyor, Baliç ise duran toplara bile eskisi gibi vuramıyor. Bence Baliç 25-30 milyon dolar verilirse hemen satılmalı ve mücadele edecek oyuncular alınmalı. Bizimkilerin çoğu çıtkırıldım. Galatasaraylı futbolcular 90 dakika durmadan koşuyor, vuruyor, kırıyor, kazanıyor. Bize de böy bir takım lâzım. Yoksa gelecek sezonda da Galatasaray şampiyon olur. Metin Bilekli - İstanbul
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT