BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Düşünmekten beyni allak bullak olmuştu. Az önce Celal, arkadaşları Cihat, Ahmet ve Erdoğan’la Ada’ya gelmişler, bir grup arkadaşla karşılaşıp hep birlikte, köprünün yanındaki ağacın altına, nehir kenarına oturmuşlardı...



Bir Ramazan Bayramında kanapeye boyluboyunca uzanmış, birayı küçük masaya koymuş, gelenleri böyle karşılamıştı. İnsanın aklı almıyordu, bir insan nasıl bu kadar saygısız, ukâla olabilirdi, nasıl sınır tanımazdı ahlâksızlıkta?.. Aynı gün Celal de gelmişti Reşat Bey’in elini öpmeye. Celal o günlerde İstanbul ve Ankara’larda duruyordu, ilçeye seyrek geliyordu. Değişmişti Celal, eski sıkılganlığı yoktu. Uzun zamandır gelmeyen bu misafire gerekli konukseverlik gösterilirken, Nuri kanapede yatmayı ve birasını yudumlamayı sürdürüyordu. Celal ona soğuk bir tavırla bakmış, diğerlerinin bayramını kutladığı halde Nuri’ye selâm bile vermemişti. Bu Nuri için büyük bir darbeydi, bozulmuştu. Hırçınlıkla bir ara bir şeyler homurdanmış Celal’e alaylı sözler kullanmaya başlamıştı. “Hâlâ ıvır zıvır şeyler yazmaya devam ediyor musunuz?..” Celal garip bir şekilde gülmüş ve Nuri’ye cevap vermemişti. Nuri onu küçümsemeye çalışırken, Celal onu gerçekten hâkir görüyor, onu adamdan saymıyordu. Bir ara aralarında kapalı, imâlı bir tartışma geçmiş, birbirlerine istihzalı davranmışlardı. Fakat Celal’in son sözleri öylesine büyük bir darbe olmuştu ki, yenilir yutulur lokma değildi. Gitmek üzere ayağa kalktığında, Nuri’nin yüzüne baka baka gayet ciddî konuşmuştu: “Bir insan herkesi küçümsüyorsa onda bir hastalık; ama herkes bir insanı küçümsüyorsa ortada bir gerçek vardır.” Behiye bu sözleri şimdi işitmiş gibi derin bir oh çekti. Düşünmekten beyni allak bullak olmuştu. Az önce Celal, arkadaşları Cihat, Ahmet ve Erdoğan’la Ada’ya gelmişler, bir grup arkadaşla karşılaşıp hep birlikte, köprünün yanındaki ağacın altına, nehir kenarına oturmuşlardı. Nuri’nin ta gazinodan duyulan sarhoş narasını işitince görmüştü onları. Şimdi de Cihat, Göksel’le birlikte arkadaşlarından ayrılıp, tuvaletlerin bulunduğu yere doğru gidiyorlardı. Asuman ve Begüm gazinonun bahçesinde otururlarken, Cihat’ı izliyorlardı. Begüm’ün annesi ve babasına düşmanca baktı. Sevgi katiliydi onlar. Onlara çok şeyler söylemek, neler anlatmak isterdi. Ama faydasızdı. Güneş yaprakların arasından sızıyor, kimileyin rüzgâr esiyor, ortalığı bir hışırtı, tatlı bir uğultu kaplıyordu. Behiye’nin yüzündeki güneş dalgalanması, her rüzgâr esişinde yer değiştiriyor, gözleri ışıktan kamaştığı zaman başını sallıyordu. Gözleri karşı kıyıda bir arkadaşıyla gezen İlknur’a takıldı. İki genç kızın peşinde üç-beş erkek dolaşıyordu. Asuman ve Begüm bir şeyler konuşuyorlardı. Begüm’ün tavırlarında bir çaresizlik vardı. Nuri, gazinonun tepesinde durmadan içiyor ve naralar atıyordu. Herkes cıvıl cıvıldı. Nehir kenarında sofranın etrafını sarmış, başları beyaz örtmeli kadınlardan, çocuklardan, babalardan oluşmuş aileler. Balık tutanlar. Genç erkeklerin kolkolalığı, kümeler halinde gezişi. Genç kızların cilveleri. Ellerindeki küçük kaplarla çeşmeden su dolduranlar. Erkek arkadaşlarıyla el topu oynayan kızlar... Behiye bambaşka dünyada yaşıyor ve sürekli düşünüyordu. Yaşanan hayatla onun bir ilgisi yoktu sanki. Anlamı kalmamıştı. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT