BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 2 Mayıs 1999 tarihine “mim” koyun!

2 Mayıs 1999 tarihine “mim” koyun!

Seçimlerin büyük bir yararı “milliyetçilik ve milli devlet öldü” diyenlerin bile, bu düşüncelerini yeniden gözden geçirmeleri oldu.



18 Nisan seçimlerinin nimetlerinden yararlanabilecek miyiz? Seçimlerin büyük bir yararı “milliyetçilik ve milli devlet öldü” diyenlerin bile, şimdi bu düşüncelerini ve genellikle milliyetçiliği, özellikle MHP’nin “milliyetçiliğini” yeniden gözden geçirmelerine vesile oldu. Bu konuda bağnaz ve katı olanlar bile “bunda irdelenecek bir şeyler var” demeye başladılar. Fakat ben, burada asıl, son seçimlerin genel politika açısından yararlarından bahsetmek istedim. Demek istediğim şu: Çeşitli kompleks, evham ve peşin hükümlerle dolmuş ve yozlaşmış olan siyasi sahnenin temizlenmesi. “Tozların” yani marjinal partilerin süpürülmesi, yeni bir başlangıç için, dekorların hatta “eşhas” listesinin değiştirilmesi, tıkanmış olan siyasetin önünü açıyor. Churchill “Her parti en az bir kere yenilgi ile terbiye edilmelidir!” demiş. Ne var ki, bazı liderler yenilgilerinden ders almıyorlar... Doğrudur: Yenilginin sorumlusu sadece lider değildir... Mesela CHP’de, asık suratı ve ters davranışları ile Adnan Keskin de büyük ölçüde sorumludur. DYP’de liderlerin yanında, onun ağzının içine bakarak duran ve ona yanlış yaptığını söyleyemeyen kelli felli adamlar da sorumludurlar. Ama DYP başarı kazansa idi, zafer tacını giyecek olan sadece sayın Çiller olacaktı. Şimdi de asıl sorumluluğu dünyadaki başka liderlerin yaptıkları gibi öncelikle onun üzerine alması gerekirdi. DYP lideri “Dere geçilirken ortasında at değiştirilmez” demiş. Ne var ki, gerçekte ne dere ne at kaldı. Zaten kimse “atı” değiştirmekten bahsetmiyor ki... Gereken “suvarilerin” değiştirilmesi! BUGÜN YAPILMASI GEREKEN Bugün vasıl olduğumuz nokta, en fazla oy alan iki partinin, DSP ve MHP’nin, ANAP’la birlikte, ya da onun dışarıdan desteğiyle, çok vakit kaybetmeden bir koalisyon yapılmasını gerektiriyor, hatta zorunlu kılıyor. Ortaya çıkan tabloya göre bugünün şartlarında mümkün olan da, zorunlu olan da budur. Ülkenin nafile turlar ile kaybedilecek zamanı yoktur. TBMM’nin yeni dönemine, bir “tabula raza” ile -temizlenmiş bir sahnede- giriliyor. Umulur ki, kaybeden partiler, ister meclisin dışında kalmış olsunlar, ister bu döneme daha küçülmüş olarak girsinler, kendilerine şekilde çeki düzen vermek fırsatından yararlanırlar. Zira, önümüzdeki dönem bir dönüm noktası olacak, demokrasinin bundan sonraki seyrini ve ülkenin kaderini tayin edecektir. Tarihçiler de bunu böyle tespit edeceklerdir! CHP VE DYP İÇİN FIRSAT Bu başlangıç, DYP ve CHP için bu büyük bir “challenge!” Artık eski tip politikacı ve liderler, halk indinde muteber olamayacakları anlaşıldığı için eski tür politikanın ve politikacılığın temizlenmesi; ortaya yeni ve genç politikacıların, yeni söylemlerin çıkması için bir fırsat. İki Mayıs Pazar gününe ve bunu takip edecek bu ilk haftalara “mim” koyun. Bu dönemin ilk gününde Merve hanımın, TBMM’ye türbanla girip girmemek kararı ve bu tavrın sebep olacağı gelişmeler de, ne yazık ki, Türkiye’de siyasetin ve demokrasinin geleceğini etkileyecek. Bu konunun doğru veya yanlış, ayrıntılarına şimdi girmek istemiyorum. En doğrusu, hemen şu bağlamda FP milletvekili Merve hanımı vicdanı ve memleket gerçekleri ile yalnız bırakmak ve bu konuda sağduyu göstereceğini ümid etmek! Rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil’in bir sözü vardı. “Meseleleri mesele yapmamak gerekir” derdi. 18 NİSAN’IN YANKILARI 18 Nisan seçimi sonuçlarının dışarıdaki yankılarını hayret ve ibretle izlemeye devam ediyorum. Yabancı medya da hâlâ şok ve hayret içinde. MHP’nin başarısını bir türlü objektif olarak değerlendiremiyor. Bir bakıma haklılar, yabancı meslekdaşlarımız yıllarca Milliyetçi Hareket Partisini kendileri tanımak zahmetine katlanmamışlar. Bu parti hakkındaki bilgileri, bizdeki entel-liboş kapalı devresi içinde belirli kişilerden almışlar; o da eğer bu zahmete katlanmışlarsa! Şimdi de bilgi ve yorum almak için daha fazla aynı adreslere başvuruyorlar. Bakınız, saygın NEWSWEEK dergisi de öyle yapmış, anlaşılıyor ki, seçimler konusundaki başlıca kaynağı arkadaşımız Şahin Alpay. Dergi en başta, 1970 olaylarının sorumluluğunu ve bu olaylarda 5000 kişinin öldürülmesini tek taraflı olarak “Bozkurtlar” dediği ülkücülere yüklüyor. Zaten ortada gerçek olarak garip bir durum var. 1960’lı ve 1970’li yıllarda yasadışı sol örgütlerin ve kadroların başında olarak terör eylemlerini başlatanlar ve uygulayanlar, hatta yanlışlıkla, kendi öldürdükleri yandaşlarının kanlarını temizleyip suçu ülkücülere yükleyenler şimdi medyamızda saygın ve etkili köşe başlarından ve o zaman devleti korumak için mücadele edenleri ve onların partisini yorumlamak hatta yargılamak durumundalar... Bunu yabancılara ve mesela NEWSWEEK dergisine nasıl anlatırsınız. BUDAK’IN KAVGASI DSP’nin yeni milletvekillerinden sendika kökenli Rıdvan Budak, bir DSP-MHP koalisyonuna “geçmişteki olaylar” dolayısıyla karşı çıkıyormuş. Ona sormak gerekir. 1970’li yıllarda o kanlı olaylar esnasında, kendisi nerede, hangi kulvarda ve hangi örgütün içinde idi? Şimdi ülkücüleri, MHP’yi suçlamak hakkını nereden buluyor! Kendisine, Churchill’in sözlerini hatırlatmak mecburiyetindeyim. “Eğer geçmişle bugün arasındaki kavgayı sürdürürseniz, yarınları kaybedersiniz!” GÜNÜN FİKİR KIRINTISI Bir ülkede genel yozlaşma egemense, özgürlük yaşayamaz... Kötü kanunlar istibdadın en kötüsüdür. EDMUND BURKE (1729-1797)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT