BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Anavatana yolculuk başlamıştı...

Anavatana yolculuk başlamıştı...

Arabayı üçü de kullanacaklardı. Böylelikle uzun yolculuk onları pek sarsmazdı.



Arabayı üçü de kullanacaklardı. Böylelikle uzun yolculuk onları pek sarsmazdı. Yola çıkacakları gün erkenden kalkıp, bagajı yerleştirdiler. Ayrıca yolda yiyip içmek için yanlarına bol konserve ve başka hafif yiyeceklerle içecek kutuları almışlardı. Mehmet, Nihat ve kendince çocuksu bir sürpriz oyununa takılarak nişan yüzüğünü gizleyen Niyazi onları uğurlamaya gelmişlerdi. İki gün önce ise Tarık, arkadaşı Kenan’la Ela’yı ve Niyazi’nin aracılığıyla Niyazi’nin ablası ve eniştesini de yanına alarak bir güzel çiçek buketiyle Selma’lara gitmişler, Allah’ın emriyle Selma’yı istemişlerdi. Zaten kızının da karşılıklı isteğinden haberli olan babası, onların bu isteğine olumlu cevap vermişti. Artık şu anda sözlü sayılırlardı ve Tarık’ın Türkiye’den dönüşünde nişan ve düğün işlerine başlayabileceklerdi. Sevinç içinde onlara veda etmişler ve ‘Allahaısmarladık!’ demişlerdi. Ayrıca bir gün önce de biraraya geldiklerinde Tarık, Selma’ya tekrar veda etmişti. İzine gidemeyen, fakat Tarık’ın vedasıyla yeşil gözleri dolan Selma’ya bu ayrılık çok dokunmuştu. Aynı ayrılık duyguları Tarık’ın içini de bir hoş etmişti. Ama bir yıla yakındır özlemini çektiği ülkesine kavuşacağı ve orada ailesine Selma’dan bahsedeceği için de mutluydu. Hareket ettiklerinde Kenan direksiyonda, Ela yanında, Tarık da arkada oturuyordu. Güneşli ve açık bir yaz sabahının başlangıcında, Köln’ün Zoo Köprüsünden uzanarak, Frankfurt üzeri giden Europa 5 yoluna çıktılar. Aynı yöne giden yoldaki üstü bagajlı, Almanlara özellikle alay konusu olan haddinden fazla yüklü minibüsler falan göze çarpıyordu. Almanya’nın yolları, bir uçtan bir uca sanki bir örümcek ağı gibi otoban olmasına rağmen, bu dönemlerde trafik sık sık sıkışıyordu. Birçok yerlerde trafiğin sıkışık olduğunu bildiren levhalar vardı. Ela müthiş heyecanlıydı. Türkiye’den ayrıldıklarından bu yana ilk kez aynı topraklara dönen Kenan’la Tarık’ın sevincini de paylaşıyor gibiydi. Gümrükte saatlerce süren kuyruktan da kurtulduktan sonra, artık tatilde olduklarının hazzı içindeydiler. Yol üstünde ilk gördükleri bir çeşme başında durup ellerini, yüzlerini yıkadılar ve gene ilk gördükleri bir lokantaya girerek sindire sindire Türk yemeklerinden yediler. Türkçe konuşmalar, radyodan duyulan Türkçe şarkılar ve yollardaki Türkçe yazılar her iki Konyalı genci de müthiş heyecanlandırıyordu. Yol üstünde olduğundan, ilk kez gördükleri sınır şehri Edirne’yi de gezmeden gitmediler. Kapalı çarşısı, Selimiye Camisi... Yollardaki curcunalı trafik, işportacıların sesleri ve o sıradaki öğle namazı vaktini bildiren ezan sesleri... Onları sanki bir masal dünyasına sürüklüyor gibiydi. Kenan’la birlikte Tarık Selimiye Camiinin şadırvanında abdest alıp camiye girerek öğle namazını kıldılar. Her yerde olduğu gibi bu tarihi caminin de huzur dolu havası, her iki genci de mestetmişti. Silivri yakınlarında artık yerinde duramayan ve masmavi uzanan denizi gören Ela, sevinçle çocuk gibi el çırpıyordu. İstanbul’a vardıklarında sevinç heyecanları doruğa yükselmiş, yüreklerini saran bir hasret dalgası artık iyice ağırlığını hissettirmeye başlamıştı. İstanbullu gurbetçiler semtlerine doğru dağılırlarken, Anadolulu olanlar da Boğaz Köprüsü’nden Asya Kıtasına geçiyorlardı. Kilometreler katedildikçe Avrupa plakalı taşıtların da sayısı azalıyor, her biri dört bir yana dağılıyordu. Köln plakalı kırmızı Manta, Eskişehir üzeri yol alıyordu. Bilecik’i geçtikten sonraki bir açık hava lokantasında akşam yemeği yemek üzere durdular. Sofya’dan bu yana direksiyonda Tarık vardı. Benzin almak ve diğer ihtiyaçlarını gidermek, Edirne’de biraz oyalanmak ve Silivri’de deniz kıyısında biraz dinlenmek dışında hiç durmamışlardı. Epeyce yorulmuş ve acıkmışlardı da. Bilecik yöresi dağlıktı ve oturdukları piknik yerinin altından şırıl şırıl bir dere akıyordu. Kuş cıvıltıları ve çekirgelerin sesleri arasında, ellerini yüzlerini soğuk suyla yıkadıktan sonra, getirttikleri kömür mangalının başına oturdular. Mangal ateşinde kızarttıkları taze kuzu pirzolalarını iştahla yediler. Kekik kokulu pirzolalarının yanında yayık ayranı içtiler. Ayranı hiç tanımayan Ela bile çok sevmiş ve kana kana içmişti. Gerçekten de insanı dinlendiren bir tabiat manzarasının içindeydiler. İki saate yakın bir dinlenmeden sonra, direksiyona bu kez Kenan geçti ve tekrar yola koyuldular. Ela arabasını bir süre Avusturya’da kullanmış, ondan sonra Kenan’la Tarık değişip durmuşlardı. Özellikle Yugoslavya’nın Zagreb’le Belgrad arasındaki ve Silivri yakınlarındaki rastladıkları korkunç trafik kazalarından sonra fenalaşan Ela, direksiyon başına geçmekten çekinir olmuştu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT