BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sonumuz yakın!

Sonumuz yakın!

Tabii kaynakları tüketirsek, çevreyi koruyamazsak ve içtiğimiz suya özen göstermezsek hayatımız tehlikede



“Çevre elden gidiyor” diye feryad eden Makine Mühendisi Mevlüt Yavuz, bütün hastalıkların sebebinin kötü-kirli çevre ve kalitesiz içilen sudan kaynaklandığını söylüyor. Kendisiyle çevre kirliliğinin sebepleri, yapılan yanlış uygulamalar ve çözüm önerileri üzerine bir söyleşi yaptık. Deniziyle, yeşiliyle, nehirleriyle, mevsimleriyle en güzel yurt; vatanımız. Ama, çevremiz her geçen gün kirleniyor. Türkiyemiz nereye kadar böyle gidecek, bu kirliliğin sebebi ne? M.Y: “Emekli bir makine mühendisi olarak yıllardır yaşadığım, gezdiğim, gördüğüm kadarıyla mesleki bilgi ve tecrübelerime bazı özel araştırmalara ve belgelere dayanarak şunları söyleyebilirim. Hepimiz vatanımızı çok seviyoruz. Sözde öyle ama herkesin sevgisi aynı derecede olamıyor. Kimisi karıncasına kıyamazken, kimisi de kasten yakıyor, bilerek veya bilmeyerek kirletiyor. Karadeniz’i gezdim. Hızlı akan dere ve nehirlerin en yoğun olduğu bölgemiz. Sular boşa akıp giderken, hidroelektrik santral kurmak varken, daha pahalı ve daha riskli mobil termik santralde ısrar ediliyor, anlayamıyorum. Termik santrallerin etrafında ne sebze-meyve oluyor, ne de bir kuş böcek yaşıyor? “Hastaneler dolu!” Peki ya insanlar ne oluyor? Başta kanser ve pek çok dertlerle hastaneleri dolduruyor. Elbistan’ı gezdim. 4 bacalı termik santral az gelmiş, karşısına simetrik bir 4 bacalı santral daha yapılmış. Mevcut santralin ancak 2 bacası faal, 4 baca birden devreye girerse ortalık toz duman oluyor, ciddi anlamda durulmaz derecede rahatsızlık verdiğini söylediler. 8 baca birden devreye girerse seyreyleyin gümbürtüyü. Peki bu kadar enerjiye gerçekten ihtiyaç var mı? Eh belki lazım olur diye yapılmış!” Havada bulut yok, bu ne dumandır? M.Y: En zehirli gazlar motorlu araçların egzozundan çıkıyor. Nitrojen, sülfür ve kurşu hepsi birden hava ve su kaynaklarımızı kirletiyor. Takriben 100 kadar motorlu aracın egzozu bir fabrika bacasından, bin kadar motorlu aracın egzozu ise bir santral bacasından daha çok havamızı, toprağımızı, suyumuzu kirletiyor. Türkiye de takriben 10 milyon motorlu araç var ki bu da 10 bin santrale eşdeğer demekdir. Ayda 3-5 milyon ton petrol zehirli gaz oluyor. Baca ve egzoz gazları havada yok olmayıp, yağmurla karışıp, yere iniyor, su kaynaklarımıza geçiyor. Yağmur suyunu saf biliriz. Ama öyle değil! Asit yağmurları maalesef çevremizi mahvediyor.” Su, petrolü geçecek! “Bu demek oluyor ki kendi kendimizi yavaş yavaş zehirliyoruz. Hastalar daha da artacak; giden, ömürden gidecek. Havamız, toprağımız, suyumuz kirlenecek. İleri ki yıllarda 1 LT temiz suyun değeri, petrolü geçecek. Şimdi bile zor buluyor, litresini 500 binden aşağı alamıyoruz.” “Su, petrolü geçecek diyorsunuz. Zaten şimdiden içme suyunu ayrıca parayla alıyoruz, çoğumuz. Bu bir nevi güvensizlik mi? Yoksa gerçekten evde sularımız akarken ayrıca su almak doğru mu sizce?” M.Y: “Efendim endişe etmekte halkımız haklı bence. Çünkü suların nasıl kirlendiği aşikar ortada. Suya siyanür atmaya gerek yok. Biz bilmeden atıyoruz zaten. Nasıl mı? Her ev ve işyerinden kişi başına günde ortalama 1 kg çöp çıkıyor. Bu çöplerin içinde kağıt, plastik, cam, metal, pil, ilaç, en çok da çocuk bezi ve pet şişeler, fosfatlı deterjanlar var. Ayrıca tarımda kullanılan nitratlı kimyevi gübreler, sorumsuzca kullanılan ziraat ve veteriner ilaçları dolaylı olarak, kalıntı olarak en çok da su yoluyla bize ulaşmaktadır. Fabrikaların katı sıvı gaz atıkları, mezbahalar, mezarlıklar ile tıbbi atıkları da sayarsak, bunların hepsi çok ciddi bir çevre problemini ortaya çıkarıyor. Peki bu çöpleri yok edebiliyor muyuz? Mümkün değil. Çöpe atılan hiçbir şey asla yok olmayıp, zamanla şekil değiştirerek bize geri geliyor maalesef. Bu dönüşüm nasıl oluyor? M.Y: Her şehrin bir çöp havzası var ve bütün çöpler bir araya toplanıp ÇÖP DAĞLARI’nı meydana getiriyor. Sonra ne oluyor? Yağmur, kar, fırtına güneş altında çöpler eriyip çöp suyu denilen en tehlikeli asit ve zehir halinde toprağa, çevreye yayılıp su kaynaklarına sızabiliyor. İçme sularındaki kimyasal kirlilik, biyolojik kirlilikten çok daha tehlikeli olup başta kanser, kalp ve böbrek yetmezliğine yol açıyor. Diyalize bağlanan hasta sayısında ciddi artış var. Kanser vakaları gelişmiş ülkelerde azalırken bizde her yıl artıyor. 2002 yılında kanser vakası 200 bini geçti. Tedaviye rağmen çoğu ölüyor. ‘Dikkatli olmalıyız’ Yaşanan bu olaylar, bizi ister istemez endişede bırakıyor. Yediğimiz, içtiğimiz her şeyin kaliteli, sağlıklı ve faydalı olmasına dikkat etmemiz gerekiyor. Hayatımız ve sağlığımız her şeyden önemli değil mi? Hasta olduktan sonra ne kıymeti var? Kaybedilen sağlığımızı geri getirebiliyor muyuz? Onun için iş işten geçmeden, hasta olmadan evvel tedbir almak mecburiyetindeyiz. Son zamanlarda özel su istasyonları çıktı. Bu sular ne derece güvenli? M.Y: Evet; halkımız klorlu, kokulu sert ve zor yutulan suları içmek istemeyip parayla ayrıca su alıyor mecburen. Bu durum bir su pazarı sektörünü doğuruyor. Ama yılda bir yapılan denetimlerde su firmalarının üçte ikisi kapatılıp faaliyeti durduruluyor. Başka isimle tekrar çıkıyor. Olan bize oluyor. Geçen yıl TBBM’ye üç ayrı firmadan alınan damacana suyunun üçü de bozuk çıktı ve milletvekillerimiz çeşme suyundan çay içtiler, susuz kaldılar. Artık milletin halini siz düşünün.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108615
    % 1.32
  • 3.4955
    % -0.59
  • 4.1299
    % -0.03
  • 4.5103
    % -0.29
  • 144.994
    % -0.19
 
 
 
 
 
KAPAT