BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bulutlarla düet

Bulutlarla düet

Hani akşam vakti sokaktasın; yağmurun sadece mevsimle değil, yalnızlığınla da soğuduğu bir akşam vakti...



Hani akşam vakti sokaktasın; yağmurun sadece mevsimle değil, yalnızlığınla da soğuduğu bir akşam vakti... İnsanın yüzüne yüzüne çarpan iri yağmur damlalarıyla bir başınasın. Kaşkolunu biraz daha ağzına doğru kaydırıp yüzünü saklamaya çalışırsın. Başını öne eğer, açıkta kalan gözlerinle yere bakarsın. Üşümesinler öyle ya! Yönün belli. Gördüklerin pabuçlarının ucu, yere düşen sık iğne damlalar, kaçmaya çalışırken tam ortasına bastığın su birikintisi, paslı dükkan kepenklerinin yere iliştirilmiş koca kilitleri, senin gibi o saatte yağmurda kalmış birkaç çift pabuç ucu daha... Hani, önünden geçerken gözüne ilişen o mavi kapının; yaldızı kararmış alüminyum çerçeveli kapısından sulu yemek kokusu sızan lokantanın; paspası erimiş bir apartman basamağının; hızlı adımlarla konuşa konuşa önüne geçip yürüyenlerin; köşe başındaki direğin; yarı açık kalmış perdelerinden ışık süzülen pencerelerin; kıvrılmış titreyen kedinin; sana, hüzün borçlu olduklarını, keder borçlu olduklarını, yalnızlık borçlu olduklarını düşünürsün ya... Üşürsün, yürürsün ya... Sokaklar dolusu ıssızlığa da, kucaklar dolusu yalnızlığa da ısınırsın. Ama hâlâ yürürsün ve üşürsün ya... Dökülen her gözyaşının üzerine mi yağdığını yoksa her yağmur damlasının gözyaşı mı olduğunu kavramakla uğraşmazsın ya... Artık sünger gibi olmuş kaşkolunla burnunu saklamazsın. Anlamsızca burnunu silmeye çalıştığın mendil ıslak, gözlerin ıslak, yüzün ıslak, kaşkolun ıslaktır ya... Paçalarından sular süzüle süzüle bir saçak altına sığınırsın; senden, yüreğinden daha dirayetli ayaklarınla. Karşılama cümlesi beklemeksizin kapıdan içeri dalarsın da, çıkartmaya uğraşırken, kollarına yapışmış gömleğinin mi yoksa değdikçe ürperten sulu paçalarından mı daha çabuk kurtulmalısın karar veremezsin ya... Kurulandıktan sonra, iliştiğinde sobanın yanına; bakarsın ya hani... Bir bu sıcaklığı borçlu olduğuna, bir de morarmış parmak uçlarına... Başına sardığın havludan kaçmış bir tutam ıslak saç, tatlı bir serinlik verir artık sana... Giydiğin pamuklu pijama; ve verdiği el örgüsü hırka! Bol gelse de senin omuzlarına, ne deseni ne etiketi senin umurunda. hani insanı sıcacık, sımsıcacık sarar ya... İşte gerçekten sevilmek böyle bir sıcaklık aslında!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT